ABD’nin en köklü fikir ve siyaset dergilerinden The Atlantic, küresel hâkimiyet döneminin bittiğini ilan etti. Derginin yayımladığı son makalede, İran Savaşı’yla birlikte ‘Amerikan Çağı sona erdi!’ denildi
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1857 yılından bu yana yayımlanan, ülkenin en köklü siyaset ve fikir dergilerinden The Atlantic, çarpıcı bir makale yayımladı. Phillips Payson O’Brien imzalı makalede, doğrudan “Amerikan Çağı sona erdi!” başlığı kullanıldı. “Küresel hâkimiyet dönemi, gözlerimizin önünde sona erdi.” denilen makalede, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Amerikan üstünlüğünün İran Savaşı’yla birlikte tarihsel bir kırılma noktasına ulaştığı kaydedildi.
İRAN’I YENMEYE YETMEDİ
Amerikan Çağı’nın bir gün sona ermesinin kaçınılmaz olduğunu belirten O’Brien, “Şaşırtıcı olan ise o anın ne kadar aniden gelmiş olması.” dedi. ABD’nin askerî gücünün yıllarca dünyanın en gelişmiş savaş araçları, iyi eğitimli personel, küresel üs ve lojistik ağı ile dünyanın dört bir yanındaki askerî ve diplomatik ortaklıklara dayandığını hatırlatan O’Brien, “Son altı ayda Amerika’nın gücünün; ucuz füze ve insansız hava araçlarıyla silahlanmış, baskıcı ve ekonomik açıdan durgun bir rejim olan İran’ı yenmeye yetmediği ortaya çıktı.” ifadelerini kullandı. O’Brien’a göre Washington’un kriz anında diğer bütün ülkelerden daha büyük mali, askerî ve diplomatik kaynakları harekete geçirebileceği düşüncesi uzun yıllar ABD’nin küresel caydırıcılığının temelini oluşturdu. Vietnam, Irak ve Afganistan’daki başarısızlıklara rağmen bu inanç ayakta kaldı. Ancak O’Brien, ucuz ve seri üretilebilen silahların yüksek hassasiyetle hedeflerine yönlendirilebildiği yeni savaş ortamının bu üstünlüğü sarstığını belirtti: “Bu varsayım aynı zamanda, ucuz ve seri üretilen silahların bile ölümcül bir hassasiyetle yönlendirilebildiği günümüzde ABD Ordusu’nu savunmasız bırakan bir rehaveti de besledi.”
HÜRMÜZ GERÇEĞİ GÖSTERDİ
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu gerilemeyi tek başına yaratmadığını kaydeden O’Brien, İran Savaşı’nın uzun süredir biriken sorunları açığa çıkardığını belirtti. Makalede, “Başkan Trump, ABD’nin kabiliyetlerini tek başına aşındırmadı. Ancak Trump’ın İran’la savaşı, küresel gücün altında yatan dinamiklerin ne kadar değiştiğini ve Amerikan kudretinin ne ölçüde gerilediğini açığa çıkardı.” değerlendirmesine yer verildi.
Washington’un 1980’de ilan edilen Carter Doktrini’yle Fars Körfezi’nden dünya pazarlarına petrol ve diğer emtianın serbest akışını güvence altına almayı taahhüt ettiği belirtilen makalede, bu düzenin temelinin ABD’nin Hürmüz’ü kapatmaya kalkışacak herhangi bir güce karşı askerî müdahalede bulunabileceği inancı olduğu ifade edildi.
O’Brien, İran çevresine kurulan Amerikan üs ağının yıllarca Tahran üzerinde büyük bir askerî baskı oluşturduğunu, ancak savaşın bu denklemi değiştirdiğini belirtti.
ABD ve İsrail’in saldırılarında İran’ın üst düzey yöneticilerinin öldürülmesine rağmen yönetimin ayakta kaldığına işaret eden O’Brien, İran’ın uzun menzilli füze ve İHA saldırılarının Amerikan hava savunmasını aşarak çok sayıda tesisi devre dışı bıraktığını kaydetti.
Makaledeki verilere göre çatışmanın henüz ikinci haftası dolmadan 17 Amerikan üssü, hava savunma tesisi ve diplomatik tesis vurulmuştu. Bunların arasında Bahreyn’deki ABD Beşinci Filo Karargâhı ile Kuveyt’teki Ali Al Salem Hava Üssü, Camp Arifjan ve Camp Buehring de bulunuyordu.
LOJİSTİK HAT 3200 KM UZADI
O’Brien, üslerdeki kayıpların ABD’nin savaş yürütme kapasitesine etkisinin hemen görüldüğünü belirtti. Yaz aylarında Washington’un bütün tehditlerine rağmen İran’a karşı savaşı daha fazla tırmandırmamasının nedenlerinden birinin Bahreyn’deki üssün kaybedilmesi olduğunu söyledi. ABD Donanması’nın Orta Doğu’daki gemilerini onlarca yıldır Bahreyn üzerinden ikmal ettiğine dikkat çekilen makalede, üssün devre dışı kalmasıyla lojistik hattın Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı belirtildi. Diego Garcia, Hürmüz Boğazı’na 2 bin milden, yaklaşık 3 bin 200 kilometreden daha uzak bulunuyor. O’Brien ise bunun sonuçlarını şöyle sıralıyor: “İkmal faaliyetlerindeki güçlükler maliyetleri artırıyor, operasyonel verimliliği düşürüyor ve askerî personel üzerindeki yükü ağırlaştırıyor.”
YAKIN ZAMANDA GERİ DÖNMEYECEĞİZ
İran saldırılarıyla devre dışı kalan bazı üslerin devam eden saldırı tehdidi nedeniyle operasyonel tesis olarak büyük ölçüde terk edildiğini belirten O’Brien, ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Daryl Caudle’ın Bahreyn’deki üs hakkında yaptığı açıklamaya dikkat çekti. Üste kalan kişisel eşyaların ne zaman alınabileceğini soran bir askere Caudle’ın yanıtı şöyle oldu: “Yakın zamanda oraya geri dönmeyeceğiz. Bu konuda tamamen açık olmak istiyorum.”
O’Brien, Amerikan tesislerinin savunmasızlığının ve onarım maliyetlerinin Washington’u bazı üsleri yeniden inşa etmekten tamamen vazgeçmeye dahi yöneltebileceğini belirtti ve şu hükme vardı: “Temel gerçek şu ki, İran gibi teknolojik açıdan daha az gelişmiş bir düşmana karşı bile kilit tesisleri savunmak, ABD Ordusu’nun şu anda yapabildiği bir şey değil.”
PASİFİK’TEN GEMİ ÇEKMEK ZORUNDA KALDI
Makalede İran Savaşı’nın etkilerinin Orta Doğu’yla sınırlı kalmadığına dikkat çekildi. Washington’un İran’a karşı askerî faaliyetlerini sürdürebilmek için Batı Pasifik’teki kuvvetlerini kullanmaya başladığı belirtildi. USS Abraham Lincoln’ün yerine Arap Denizi’ne gönderilen USS George Washington uçak gemisinin normalde Japonya’da konuşlu olduğu hatırlatıldı. Geminin temel görevlerinden biri ise Çin’e karşı caydırıcılık sağlamaktı. O’Brien bu değişimin sonucunu, “Onun olağan görevi Çin’i askerî harekâta girişmekten caydırmaktır; şimdi ise bu caydırıcılık büyük ölçüde zayıflamış durumda.” sözleriyle değerlendirdi.
FÜZE STOKLARI ERİDİ
İran Savaşı’nın Amerikan mühimmat stoklarında da ciddi bir aşınmaya yol açtığı belirtildi. O’Brien, nisan ayının sonuna gelindiğinde yapılan çalışmaların THAAD mühimmatı, Patriot önleyici füzeleri ve Tomahawk seyir füzelerinin tehlikeli derecede düşük seviyelere indiğini gösterdiğini kaydetti. Amerikan askerî kaynaklarının “diğer ülkelerin çoğuyla karşılaştırıldığında ne kadar muazzam olursa olsun sınırsız olmadığını” vurgulayan O’Brien, mevcut üretim hızlarıyla savaş öncesindeki stokların yeniden oluşturulmasının yıllar süreceğini belirtti.
PAHALI SİLAHA KARŞI UCUZ VE SERİ ÜRETİM
Makalede Amerikan savunma sanayisinin yapısı da eleştirildi. ABD’nin yıllardır az sayıda üretilen, teknolojik açıdan son derece gelişmiş ancak birim maliyetleri çok yüksek silah sistemlerine ağırlık verdiği belirtildi. O’Brien’a göre bu model, ABD’nin 11 Eylül sonrasında yürüttüğü savaşlara göre şekillenmişti. Washington’un karşısındaki güçlerin Amerikan lojistiğine sürekli ve ciddi saldırılar gerçekleştirme kapasitesinin bulunmadığı bu dönemde Pentagon çok çeşitli mühimmat geliştirmiş, ancak bunların büyük stoklarını oluşturmamıştı.
O’Brien, yeni savaş biçiminin bu modeli sarstığını belirterek Amerikan stoklarının yeniden oluşturulmasının “birkaç yıl” alacağını yazdı ve savaş öncesindeki seviyelerin bile “seri üretilen hassas güdümlü insansız hava araçlarına doğru yaşanan dönüşüm ortamında Amerika’nın uzun süredir devam eden küresel konumunu sürdürebilmesi için fazlasıyla yetersiz” olduğunu belirtti.
ÇİN GEMİ VE İHA ÜRETİMİNDE ÖNE GEÇTİ
The Atlantic’teki makalede Amerikan imalat üstünlüğünün aşınması, “Amerikan Çağı’nın sonunu anlamanın kilit unsurlarından biri” olarak gösterildi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin otomotiv fabrikalarını uçak üretimine dönüştürebildiğini hatırlatan O’Brien, bugün ABD’nin dünya ölçeğinde neredeyse hiç sivil gemi inşa etmediğine dikkat çekti. Çin’in ise dünyadaki gemilerin yaklaşık yüzde 50’sini ürettiğini ve küresel İHA üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini kontrol ettiğini belirten O’Brien, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ordusunu kısa süreli, yüksek yoğunluklu bir çatışmada üstün gelmek üzere inşa eden Amerika Birleşik Devletleri, Çin’le uzun süreli bir çatışmaya girebilmek için gerekli teçhizat, stok ve dinlenmiş kuvvetlerden yoksun.”
MÜTTEFİKLER ABD’DEN UZAKLAŞIYOR
O’Brien, ABD’nin küresel üstünlüğünün yalnızca kendi askerî ve ekonomik kapasitesinden kaynaklanmadığını, müttefiklik sisteminin de Amerikan gücünü büyüttüğünü hatırlattı.
Washington’un müttefiklerinin Amerikan üslerine ev sahipliği yaptığını, diplomatik destek sağladığını, istihbarat paylaştığını ve ABD öncülüğündeki operasyonlara asker ve teçhizat gönderdiğini belirten O’Brien, bugün ise Washington’un bu müttefiklerin kabiliyetlerine eskisinden daha fazla ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti.
Japonya ve Güney Kore’nin dünyanın ikinci ve üçüncü büyük gemi inşa güçleri olduğunu hatırlatan O’Brien, Trump yönetiminin buna rağmen geleneksel müttefikleri “bedavacılar, baş belaları, hatta engeller” olarak gördüğünü yazdı.
Avrupa’da da benzer bir kopuş yaşandığı kaydedilen makalede, ABD’nin Almanya’dan 5 bin asker çekme planına ve Pentagon’un Avrupa’daki kuvvet konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine dikkat çekildi.
ÜLKELER ABD’YE GÜVENİNİ KAYBEDİYOR
O’Brien’a göre Amerikan gücünün zayıflamasının en önemli sonuçlarından biri, ülkelerin kendi güvenlik düzeneklerini oluşturmaya başlaması.
Makale bu çerçevede Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın kendi savunma anlaşmalarını imzalamasına; Umman’ın Tahran’la daha yakın işbirliğine yönelmesine; diğer Körfez ülkelerinin İran’la temaslarına; Güney Kore’nin Çin’le ilişkilerini geliştirmesine ve Avrupa’da kıta çapında yeni bir savunma yapılanmasının tartışılmasına dikkat çekti.
O’Brien bütün bu gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi: “Bunların tümü, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin Amerika’nın kabiliyetlerine -ve niyetine- olan güvenlerini kaybettiğinin güçlü işaretleri.”
KÜRESEL DEV İRAN TARAFINDAN ENGELLENDİ
O’Brien, makalesinin sonunda yaşanan gelişmeleri yalnızca İran Savaşı’nın sonuçları olarak değil, dünya güç merkezinin uzun vadeli değişiminin bir parçası olarak değerlendirdi. Doğu Asya’nın dünya ekonomik üretiminin merkezi hâline gelmesinin Amerikan etkisini zaten azaltacağını belirtti. Ancak İran Savaşı’nın ABD’nin güç kapasitesi hakkında daha önce görülmeyen bir tabloyu ortaya çıkardığını vurgulayarak, “Daha şubat ayında bile çok az uzman, 80 yılı aşkın süredir küresel bir dev olan Amerika Birleşik Devletleri’nin İran tarafından böylesine eli kolu bağlanmış bir duruma düşeceğini öngörebilirdi.” dedi.
O’Brien, makalesini şu sözlerle tamamladı: “Ancak bu çatışma önemli bir şeyi ortaya koyuyor: Amerikan Çağı sona erdi. ABD’nin küresel hâkimiyeti, onu ortaya çıkaran güç kaynakları olmadan devam edemez.”
aydınlık
