Uyumun Dikiş Tutmaz Yamaları: Çizgiden Sapmışlar

1- NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Associated Press haber ajansı tarafından bir kısmı yayımlanan 2020 yılı raporunda yeni bir savaş alanına işaret ederek şu ifadelere yer vermiştir: “Bugüne kadar beş savaş alanını tanıyorduk: kara, hava, deniz, uzay ve siber alan.” Raporun devamında, bundan böyle bu beş alana bir alanın daha eklenmesi gerektiği vurgulanarak bundan “bilişsel savaş – cognitive warfare” olarak söz edilmektedir.

Peki bu yeni alan nedir ve hangi özelliklere sahiptir? Sorunun cevabını, söz konusu raporun hazırlanmasında yer alan kişilerden biri olan James Giordano’nun dilinden duymak gerekir. Giordano şöyle yazmaktadır: “Bilişsel savaşta insan zihni bir muharebe alanına dönüşür. Yumuşak savaşın bir dalı olan anlatı savaşında (savaş hikâyelerinde) her iki taraf da kendi olay anlatısını diğer tarafın anlatısına üstün kılmaya ve daha inandırıcı göstermeye çalışır. Ancak bilişsel savaştaki nihai hedef, rakibin tam da bizim istediğimiz gibi düşünmesini sağlamaktır. Bu nedenle bilişsel savaşın ana muharebe alanı insanların beyinleri ve onların hesaplama/değerlendirme sistemleridir.” Peki ama nasıl?!

2- Şehit liderimizin pek çok hikmetli sözünden sadece biri olan şu noktaya dikkat ediniz; kendileri, psikolojik operasyonların ana amacını ve sızma unsurlarının (ajanların) temel işlevini yetkililerin “hesaplama sistemini/akıl yürütmesini bozmak” olarak değerlendirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Batılılar bireyleri devşirmeye ve toplumda etkili olabilecek kişileri kendi istedikleri tarafa çekmeye çalışıyorlar. İstediğimiz taraftan kasıt; inançlarda, ideallerde, bakış açılarında ve yaşam tarzında değişim yaratmaktır. Öyle bir şey yapıyorlar ki, bünyesine sızılan bu kişi tıpkı bir Amerikalı gibi düşünmeye başlıyor; yani meseleye tam da bir Amerikalının baktığı gibi bakmanızı sağlıyorlar… Hedef budur. Sızmanın hedefi budur.” Ve hemen hemen cevapsız kalmış onlarca benzer uyarı ve ikaz!

3- Batı yanlısı ve Batı hayranı akımlar, hesaplama sistemleri düşman tarafından ele geçirilmiş ve meseleleri düşmanın istediği şekilde düşünüp değerlendiren ve hesaplayan bireyler ve gruplar listesine dâhil edilebilir ve edilmelidir de. Bu düşünce yapısına sahip kişiler kilit sorumluluklara getirilmemelidir ve getirilmemelidirler. Bu topluluk; devrimle, İslami düzenle ve İran’ın şerefli, canını feda eden halkıyla uyumlu ve aynı doğrultuda değildir. Bu konuda söylenecek çok şey olmakla birlikte, bu kısa yazıda şehit liderimizin [her zamanki gibi] zekice ve hikmetli olan bir başka beyanatına daha değineceğiz.

Kendileri, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç gün önce (25 Haziran 2024) adaylara hitaben şöyle buyurmuştu: “Seçim adaylarına tavsiyemiz ve sözümüz [şudur]. Ben bu muhterem zatlara diyorum ki; Allah’ınıza söz verin, eğer başarılı olur ve bir sorumluluk üstlenirseniz, kadrolarınızı ve görevlilerinizi devrimle zerre kadar zıtlaşan/çelişen (çizgiden sapan) kişilerden seçmeyin. Devrimle, merhum İmam’la, İslami düzenle zerre kadar çizgisi ayrışan biri sizin işinize yaramaz. O sizin için iyi bir çalışma arkadaşı olmayacaktır. Amerika’ya bel bağlayan ve Amerika’nın lütfu olmadan ülkede adım atılamayacağını sanan bir kimse sizin için iyi bir çalışma arkadaşı olmayacaktır.”

4- Çizgiden sapanların tehlikesi, kilit sorumluluklara (hatta ikinci ve üçüncü kademelere) getirildiklerinde veya filanca yetkilinin yanında danışman olarak yer aldıklarında ortaya çıkar. Ne yazık ki bu zararlı durum bazı durumlarda gerçekleşmiş ve bazı yetkililer “uyum/uzlaşı” maskesi altında (isteyerek veya istemeyerek) bu tür çizgiden sapan kişileri göreve getirmiştir! Oysa birlik veya uyumun bilinen bir tanımı vardır. Son derece değerli bir kavram olan uyum; siyasi zevkleri/tercihleri farklı ve hatta karşıt olsa bile, ortak ilke ve esaslara sahip olan kişiler arasında olur. Uyumun bu tanımıyla, çizgiden sapanlar uyumun dikiş tutmaz bir yaması olmakla kalmaz, aynı zamanda uyumun afetidirler.

5- 2008 (88) fitnesinden sonra, bu haince hareketin ardından kendilerini soyutlanmış hisseden iddia sahibi bazı reformcular “Milli Helalleşme/Barışma”! sloganı atmaya başladılar. Yüce Lider bu konuda şöyle buyurmuştu: “Şimdi birileri ‘milli helalleşme, milli helalleşme’ ifadelerini kullanmayı öğrendi; bu sözlerin bana göre bir anlamı yoktur; halk bir aradadır, birbirleriyle müttehittir. İşin içine İslam girdiğinde, İran girdiğinde, bağımsızlık girdiğinde, düşmana karşı durmak girdiğinde halk tüm varlığıyla dimdik durmaktadır. Siyasi bir meselede iki kişinin farklı görüşte olması mümkündür [ama] bu durum bir etki yaratmaz. Neden helalleşme diyorsunuz? Sanki küsler de gelip barışacaklar mı?” Şehit İmam, konuşmasının devamında çizgiden sapanları “uyum” dairesinin dışında tanımlayarak şöyle buyurmaktadır: “Evet, bizim halkımız Aşure gününe hakaret edenlerle küstür. Millet; Aşure günü gaddarlıkla, ciddiyetsizlikle, hayasızlıkla gelip sokakta genç bir Besic’i soyup dövenlerle küstür. Biz bunlarla helalleşmeyiz/barışmayız da.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın