Suudi Arabistan’ın Mekke Paktına dayanarak, ABD ve İsrail’in örtülü desteğiyle ve farklı gruplardan oluşan bir koalisyonla Ensarullah’a karşı yeni bir savaş başlatması, Riyad’ın Yemen’deki hedeflerine ulaşabileceği anlamına gelmiyor. Sahadaki güçlerin parçalı yapısı ve önceki savaşın tecrübeleri, Suudi Arabistan’ın yeniden Yemen bataklığına sürüklenebileceğine işaret ediyor.
- Yemen savaşı, ABD’nin İran’la yürüttüğü daha geniş çatışmanın parçası
- Başarısız olmuş bir model yeniden deneniyor
- Mekke Paktı Suudi Arabistan’a beklenen avantajı sağlamayabilir
- Türkiye ve Pakistan için savaşın maliyeti
- Parçalı güçlerden oluşan koalisyon
- “Böyle bir koalisyon Ensarullah’ı yenemez”
- “Bir gün yeterli oldu”: Operasyonun ilk işaretleri
Fars Haber Ajansı Uluslararası Grup: Yemen savaşı yeni bir aşamaya girdi. Suudi Arabistan, Washington ve Tel Aviv’in örtülü desteğiyle heterojen bir koalisyon oluşturarak sahadaki dengeleri değiştirmeye çalışıyor. Ancak koalisyonun yapısı, sahadaki güçlerin bileşimi ve Riyad’ın önceki sekiz yıllık savaş deneyimi, bu girişimin zaferle sonuçlanmasının önünde ciddi engeller bulunduğunu gösteriyor.
Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesi, Hüseyin İbrahim imzalı bir analizinde, ABD ve İsrail açısından “kurtarıcı” niteliğinde görülen yeni savaşın boyutlarını ve bunun Suudi Arabistan ile bölge açısından olası sonuçlarını ele aldı.
Analizde, ABD ve İsrail’in Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik savaşında açık bir rol üstlenmek istemediği, ancak buna rağmen sürece dahil oldukları ve savaşın sonucunu yakından takip ettikleri ifade edildi.
Yazıya göre bunun iki temel nedeni bulunuyor. İlk olarak ABD ve İsrail, destekledikleri tarafın yenilgiye uğraması halinde yeni bir başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmek istemiyor. İkinci olarak ise savaşa doğrudan katılımlarının kabul edilmesi, operasyonun gerçek hedeflerini açığa çıkararak savaşın siyasi ve toplumsal meşruiyetine zarar verebilir.
Yemen savaşı, ABD’nin İran’la yürüttüğü daha geniş çatışmanın parçası
Analizde, Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı savaşı yeniden başlatmasının, aslında ABD ve müttefikleri ile İran ve müttefikleri arasındaki daha geniş kapsamlı çatışmanın bir parçası olduğu savunuluyor.
Yazara göre Yemen savaşı, ABD ve müttefiklerinin hem askeri hem de siyasi yolların tıkandığı daha geniş bir çatışmadan çıkabilmek için başvurduğu seçeneklerden biri olarak görülüyor.
Başarısız olmuş bir model yeniden deneniyor
El-Ahbar’daki analize göre yeni savaşın yürütüldüğü koalisyon incelendiğinde, önceki Yemen savaşlarından önemli bir farklılık görülmüyor.
ABD’nin stratejik bombardıman uçakları, İsrail savaş uçakları ve Amerikan uçak gemilerinin yer aldığı önceki doğrudan hava saldırılarının Sana yönetimini yenilgiye uğratamadığı hatırlatılan analizde, Riyad’ın başlatacağı yeni bir hava harekâtının ne gibi sonuçlar doğurabileceği sorgulanıyor.
Suudi Arabistan’ın daha önce sekiz yıl boyunca yürüttüğü savaşta da hedeflerine ulaşamadığı belirtilirken, o dönemde Riyad’ın siyasi açıdan bugünkünden daha elverişli bir konuma sahip olduğu ifade ediliyor.
Mekke Paktı Suudi Arabistan’a beklenen avantajı sağlamayabilir
Türkiye ve Pakistan’ın “Mekke Paktı” kapsamında savaşa dahil olma ihtimalinin de Suudi Arabistan açısından sınırlı sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Analize göre asıl çatışma alanı Yemen olduğu için Türkiye ve Pakistan’ın olası katılımının Suudi Arabistan’ın savunmasıyla sınırlı kalması beklenebilir. Çünkü Ensarullah’ın Suudi Arabistan’ın derinliklerine yönelik füze ve İHA saldırıları; petrol tesisleri, askeri üsler, havalimanları ve gemileri hedef alsa da bunlar Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik bombardıman ve ablukasına karşılık olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle Yemen’den Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırının “Mekke Paktı”nın işletilmesini gerektirecek bir saldırı olarak değerlendirilmesinin tartışmalı olduğu ifade ediliyor. Pakta göre bir üye ülkeye yönelik saldırı, diğer üyelere yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.
Analizde, Türkiye veya Pakistan’ın savaşa katılması halinde Yemen’deki saldırı operasyonlarından ziyade Suudi Arabistan topraklarının savunulmasına odaklanmasının daha muhtemel olduğu öne sürülüyor.
Türkiye ve Pakistan için savaşın maliyeti
Analize göre Ankara ve İslamabad’ın Yemen savaşına dahil olması, her iki ülkeyi de doğrudan saldırıların hedefi haline getirebilir. Gemilerin ve ekonomik çıkarların yanı sıra, ülkelerin kendi topraklarının da tehdit altında kalabileceği belirtiliyor.
Yemen savaşına katılımın Türkiye ve Pakistan açısından siyasi olarak da hassas olduğu ifade ediliyor. Pakistan örneğinde, ülke parlamentosunun 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon kapsamında Yemen’e asker gönderilmesine oybirliğiyle karşı çıktığı hatırlatılıyor.
Bunun yanı sıra Türkiye ve Pakistan’ın savaşa tam anlamıyla dahil olması halinde İran ve müttefiklerinin vereceği olası tepkinin de önemli bir soru işareti oluşturduğu belirtiliyor.
Parçalı güçlerden oluşan koalisyon
Analizin en önemli başlıklarından biri ise Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen’deki grupların parçalı yapısı.
Yazara göre Suudi Arabistan tarafından desteklenen güçler sahada ortak bir komuta ve hedef etrafında birleşmiş değil. Hatta bazı durumlarda Ensarullah’a karşı savaşmak yerine kendi aralarında çatışıyorlar.
Bu gruplara sızmanın da görece kolay olduğu belirtilirken, Sana yönetiminin bu konuda önemli bir deneyim kazandığı ifade ediliyor.
Analize göre Sana yönetimi, kabilelerle kurduğu ilişkiler, rakip grupların çıkarları arasında oluşturduğu denge ve özellikle Yemen halkı için fedakârlık yaptığı yönündeki söylemi sayesinde kabileler üzerinde etkili olmayı başardı.
Yazıda, Ensarullah’ın katıldığı savaşların büyük bölümünün hareket tarafından savunma veya haklı görülen amaçlar çerçevesinde yürütüldüğü savunuluyor. Bunun da savaşçıların moralini güçlendirdiği ve hareketin kabileler arasındaki konumunu pekiştirdiği öne sürülüyor.
Buna karşılık karşı cephede farklı çıkar ve bağlılıklara sahip rakip grupların bulunduğu belirtiliyor. Analizde, bu grupların önemli bölümünün ekonomik çıkarlar karşılığında savaştığı iddia ediliyor.
Güney ayrılıkçılığı etrafında şekillenen “Güney davası”nın da Suudi Arabistan’ın Güney Geçiş Konseyi’ne yönelik politikaları nedeniyle etkisini büyük ölçüde kaybettiği öne sürülüyor.
Analize göre Güney Geçiş Konseyi’nin BAE ile ilişkileri, güneydeki ayrılıkçı hedefler konusundaki ortak çıkarlara dayanıyor. “Vatan Kalkanı” güçleri ve Selefi Amalika Tugayları ise yazıda, dini söylem kullanan paralı güçler olarak nitelendiriliyor.
Islah Partisi’nin ise Suudi Arabistan’la ortak noktalarının BAE ile rekabet ve Sana yönetimine karşıtlıkla sınırlı olduğu belirtiliyor. Partinin aynı zamanda Selefi gruplarla da rekabet içerisinde olduğu ifade ediliyor.
“Böyle bir koalisyon Ensarullah’ı yenemez”
El-Ahbar’daki analize göre farklı çıkarları ve bağlılıkları bulunan gruplardan oluşan bir koalisyonun, Ensarullah gibi daha örgütlü ve bütünlüklü bir yapıyı yenmesi kolay görünmüyor.
Yazıda ayrıca savaşa dahil olan ülkelerin ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda hareket ettiği yönündeki değerlendirmenin, Suudi Arabistan’ın yeni savaşının Yemen halkı nezdindeki meşruiyetini daha da zayıflatabileceği savunuluyor.
“Bir gün yeterli oldu”: Operasyonun ilk işaretleri
Suudi Arabistan’ın yeni savaşının başlamasından önce ve operasyonun ilk aşamalarında yürütülen yoğun medya kampanyasına rağmen, analize göre operasyonun Riyad’a önemli bir kazanım sağlamayacağının ortaya çıkması için yalnızca bir gün yeterli oldu.
