Foreign Affairs: İran, Rusya ve Çin’in Sessiz İttifakı

Betul

Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analize göre; Tahran, Moskova ve Pekin arasındaki iş birliği, yaptırımları aşan ve ABD’nin küresel ağ üstünlüğünü tehdit eden yeni ve entegre bir stratejik ortaklık modeline dönüşmüş durumdadır.

Foreign Affairs dergisinde yer alan analiz yazısında, 17 Temmuz tarihinde Ürdün’deki Muaffak es-Salti Hava Üssü’ne bir İran füzesinin isabet etmesi sonucu üç ABD askerinin öldüğü, dört askerin ise yaralandığı hatırlatıldı. Saldırının alışılmadık düzeydeki hassasiyetini inceleyen Amerikalı yetkililer, Tahran’ın saldırı öncesinde söz konusu üsse ait yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri elde ettiğini belirledi. İran, saldırının hemen ardından da hasar tespit değerlendirmesi yapmak amacıyla ilave uydusal verilere erişim sağladı. Bu görüntü ve verilerin Çinli kurum ve şirketler tarafından tedarik edildiği ortaya çıktı.

Moskova ve Pekin’in Doğrudan Savaşa girmeden Sunduğu Destek

Foreign Affairs yazısında, İran’a yardım eden tek ülkenin Çin olmadığı vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

Rusia da Tahran’a, ABD ve müttefiklerinin hedeflerini tespit edip vurması hususunda yardımcı olmuştur. 27 Mart tarihinde Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne düzenlenen ve 12 ABD askeri personelinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıdan iki gün önce, 14 Rus istihbarat uydusu söz konusu bölgenin üzerinden geçti. Amerikalı yetkililer daha sonra Moskova’nın İran’a uydu istihbaratı sağladığı ve bu bilgilerin nokta atışı saldırılara imkan tanıdığı sonucuna vardı.

Moskova ayrıca İran’a askeri teçhizat ve teknik uzmanlık aktarmıştır. Ukrayna savaş alanındaki tecrübelerle geliştirilmiş İran İHA’larının üst versiyonları bunlar arasındadır. Rus mühendisler, ABD ve İsrail hava savunma sistemlerini aşabilecek hipersonik seyir füzeleri geliştirmesi için İran’a yardım etmektedir.

Rusya ve Çin, İran’ın ABD ile olan savaşına doğrudan müdahil olmamışlardır; esasen buna ihtiyaçları da yoktur. ABD hedeflerine ilişkin istihbarat, askeri teknoloji, kritik parçalar ile ekonomik ve diplomatik destek sağlayarak, savaşa bizzat katılmadan İran’ın ihtiyaç duyduğu tüm imkanları Tahran’ın hizmetine sunabilmektedirler.

ABD Ağının Zayıflaması ve “Kaos Ekseni”nin Evrimi

ABD savaşa, rakiplerinde bulunmayan büyük bir avantajla başladı: Avrupa, Orta Doğu ve Asya’yı kapsayan geniş bir resmi müttefik ağı, askeri üsler, istihbarat paylaşım anlaşmaları, savunma ortaklıkları ve birbiriyle entegre askeri kuvvetler.

Buna rağmen Washington’ın birçok geleneksel ortağı, bu askeri harekata dahil olma hususunda isteksiz davrandı. Bazıları ABD’nin belirli askeri tesislere erişimini en azından bir süreliğine kısıtladı; bazıları ise Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama yönündeki ABD taleplerine açıkça direndi.

Bu tablo, iki yıl önce Foreign Affairs’te Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin “Kaos Ekseni” olarak tanımlandığı dönemden bu yana yaşanan radikal değişimi göstermektedir.

ABD’nin hasımları bu savaşa daha zayıf bir ağla başlamışlardı. Ancak bu eksenin üyeleri, son birkaç yılda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına yardım ettikten sonra, şimdi iş birliği ağlarını yeni bir alanda sahaya sürmenin yollarını bulmuşlardır.

Hasımlar iş birliklerini; müttefiklerinin dayanıklılığını artıracak ve ABD için daha tehlikeli hale gelecek şekilde güçlendirirken, bu ortaklığın maliyet ve risklerini sınırlı tutmayı başarmaktadırlar.

Buna karşılık Washington, ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirmek yerine bu ilişkilerde gerilim yaratmakta ve tam da hasımlarının kendi ağlarını kullanmayı öğrendiği bir dönemde ağ avantajını heba etme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Trump Yönetiminin İzolasyoncu Politikaları ve Uluslararası Düzensizlik

2024 yılından bu yana pek çok gelişme yaşandı. En önemlisi, ABD’nin kendisi uluslararası sistemdeki istikrarsızlık unsurlarından biri haline geldi.

Trump yönetimi uluslararası kurumları sorgulatmış, geleneksel ittifakları baskı altına almış ve dış politikada tüccar/tranzaksiyonel bir yaklaşım benimsemiştir. Bu yönetim ticaret anlaşmalarını bozmuş, Kanada ve Danimarka gibi müttefiklerin egemenliğini tehdit etmiş ve öngörülemezliği politikasının bir parçası haline getirmiştir.

Aynı zamanda Çin, Kuzey Kore ve Rusya ile ilişkileri düzeltme arayışında bulunurken bir yandan da İran’ı zayıflatmaya çalışmıştır. Bütün bu adımlar, ABD hasımları arasındaki bağları zayıflatmaya yetmemiştir.

Trump yönetiminin ilk döneminde Amerikalı yetkililer, Moskova ile ilişkilerin normalleşmesinin Rusya’yı bu gruptan koparabileceğini umuyorlardı. Ancak Donald Trump’ın Kremlin ile sergilediği samimiyet, Rusya ile eksenin diğer üç üyesi arasında hiçbir çatlak oluşturmamıştır.

Moskova açısından Trump yönetimi Ukrayna konusunda bir anlaşmaya varamamıştır. Ayrıca Trump liderliğindeki herhangi bir yakınlaşmanın kalıcı olması da uzak bir ihtimaldir; nitekim Kongre Rusya üzerindeki baskısını sürdürmekte ve gelecekteki ABD yönetimi daha sert bir tutum benimseyebilmektedir.

Her şeyden önemlisi, bu ekseni zayıflatmaya yönelik çabalar, üyeleri birbirine bağlayan temel faktörleri doğru okuyamamaktadır.

Bu eksenin üyeleri, Batı tahakkümünü pekiştirdiğine inandıkları uluslararası düzene karşıdırlar. Ancak daha spesifik olarak, ABD’nin kendilerini sınırlama, izole etme ve cezalandırma yönündeki olağanüstü gücüne karşı çıkmaktadırlar; ki bu güç potansiyel olarak kendi rejimlerinin güvenliğini de tehdit etmektedir.

ABD’nin son eylemleri bu endişeleri yeniden canlandırmıştır. Venezuela Lideri Nicolás Maduro’nun ABD tarafından tutuklanması ve İran Yüce Lideri’ne yönelik suikast; Pekin, Moskova, Pyongyang ve Tahran’ın ABD müdahalesi ve rejim güvenliği konusundaki köklü korkularını pekiştirmiştir.

Eksen ülkeleri, taktiksel olarak fayda sağladığında anti-Amerikan söylemlerini yumuşatabilirler; ancak ABD gücü karşısındaki kırılganlıklarını azaltma güdüleri varlığını sürdürmektedir.

Trump yönetiminin uluslararası düzene yönelik şüpheci yaklaşımı da bu başkentlerin endişelerini gidermeyecektir. Aksine, Trump’ın dayatmaya dayalı daha tranzaksiyonel bir dünya yaratma çabası, bu ülkeler arasındaki iş birliğinin değerini artırabilir.

Kurallar ve kurumlar daha az bağlayıcı hale geldikçe ve çıplak güç önem kazandıkça, ülkeler yaptırımları delmelerine, kritik teknolojilere erişmelerine, askeri zayıflıklarını telafi etmelerine ve izolasyona karşı direnmelerine yardımcı olacak ortaklara daha fazla yönelecektir.

İHA Teknolojisinde Ağ Tipi İş Birliği

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı müdahalesini başlattığı dönemde, dört ülke arasındaki iş birliği hatlarını çizmek nispeten kolaydı.

İran Rusya’ya İHA sağladı; Kuzey Kore mühimmat, balistik füzeler ve ardından askeri birlikler gönderdi. Çin ise Moskova’nın en önemli ekonomik can damarı haline geldi: Rus petrolünü satın aldı ve Rusya’nın askeri üretimini sürdürmek ve genişletmek için ihtiyaç duyduğu makine araçlarını, mikroçipleri ve diğer bileşenleri tedarik etti.

Rusya da buna karşılık ortaklarına daha gelişmiş askeri teknolojiler transfer etti.

Bu ikili ilişkiler zamanla şekil değiştirmiş, iş birliği ağ niteliği kazanarak farklı coğrafyalardaki yeni sorunları çözmek için kullanılır hale gelmiştir.

Rusya’nın İHA programı bu dönüşümün somut bir örneğidir.

İran başlangıçta Rusya’ya Şahid İHA’larını satmış, ardından Moskova’ya bunların Rusya içinde üretilmesi için yardım etmiştir. Ancak Rusya teslim aldığı teknolojiyi aynen kopyalamakla kalmamıştır. Çin menşeili parçaları entegre etmiş ve Ukrayna savunma sistemlerine yanıt olarak seyrüsefer, haberleşme, harp başlıkları, sevk sistemleri ve İHA taktiklerinde sürekli geliştirmeler yapmıştır.

Yeni askeri birimler, sahadaki başarılı güncellemeleri üretim döngüsüne hızla aktararak askeri teçhizatın uyumlaştırılması hususunda olağanüstü hızlı bir süreç işletmiştir.

İç uyum ile eksen üyeleriyle yapılan iş birliğinin birleşimi etkili olmuştur. Örneğin Rusya’nın jet motorlarıyla donatılan yeni Geran İHA’ları daha hızlıdır, daha büyük harp başlıkları taşımaktadır ve Ukrayna kuvvetleri için önlenmesi önceki versiyonlara kıyasla çok daha zordur.

Rusya’daki bu teknolojik ilerlemeler ülke sınırları içinde kalmamakta, eksen ağı boyunca dolaşıma girmektedir.

İran örneğinde, başlangıçta bu ülkeden Rusya’ya aktarılan teknoloji, şimdi Rusya’nın Ukrayna’daki saha tecrübesinden elde edilen taktiksel tavsiyelerle birlikte İran’a geri dönmektedir.

Rusya’nın jet motorlu İHA’larının Orta Doğu’da sahaya sürülmesi halinde, İran’ın ABD kuvvetlerine ve bölgedeki enerji altyapılarına yönelik saldırılarına karşı savunma yapmak çok daha zorlu ve maliyetli hale gelecektir.

Kuzey Kore ve Çin de bu süreçten kazanç sağlamaktadır. Ukrayna raporlarına göre Rusya, Şahid benzeri İHA’ların üretimini genişletmesi için Kuzey Kore’ye yardım etmeyi kabul etmiştir. Kuzey Koreli mühendisler, Rusya’nın Yelabuga’daki devasa İHA fabrikasındaki faaliyetlerden deneyim kazanmıştır. Rus saflarında savaşan Kuzey Kore birlikleri de modern savaşta İHA kullanımı konusunda doğrudan tecrübe edinmiştir.

Çin askeri personeli, Rus kuvvetlerinden İHA savaşı eğitimi almış; Çinli tedarikçiler de teknolojilerinin savaş alanındaki performansına dair değerli veriler elde etmiştir. Böylece Pekin, İran teknolojisiyle başlayıp Rusya’nın Ukrayna’daki savaşında evrilen İHA teknolojisindeki gelişmelerden faydalanmaktadır.

Modelin Diğer Bölgelere Transferi ve ABD’nin Stratejik Açmazı

İki yıl önce, dört üye arasındaki ortaklığın Ukrayna’daki savaş bittikten sonra devam edip etmeyeceği belirsizdi. Ancak savaş yalnızca acil iş birliği ihtiyacı yaratmakla kalmamış, bu ortaklıkların işlevselliğini de kanıtlamıştır.

Ukrayna’nın savunması, Batı yaptırımları, ABD’nin askeri yardımları ve diplomatik izolasyon, Rusya tek başına hareket etseydi oluşturacağı etkiden çok daha az bir sonuç doğurmuştur. Eksen ülkeleri, baskılara dayanma hususunda birbirlerine yardım ederek ABD ve müttefiklerinin kendi tutumlarını değiştirmesini zorlaştırmaktadır.

İran, bu modelin başka bölgelere de taşınabileceğini göstermektedir. Moskova’nın Ukrayna’daki savaşı sürmesine rağmen; diplomatik korumadan maddi desteğe kadar İran’a ABD hedeflerine saldırması ve direnişi sürdürmesi için yardım yolları bulmuştur. Rusya, ABD ile doğrudan çatışmaya girmesine yol açabilecek adımlardan kaçınırken desteğini sürdürmektedir.

Çin daha ihtiyatlı davranmakla birlikte, çift kullanımlı elektronik ekipman paylaşımı ve İran petrolü alımıyla Tahran’ın ABD baskısına karşı koyma kabiliyetini artırmıştır.

Savaşların bölgesel etkileri müttefiklere yeni fırsatlar sunmaktadır. Örneğin İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması petrol fiyatlarını tırmandırmış, bu durum Rusya’ya büyük gelir sağlarken Washington’ı Rus petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları geçici olarak gevşetmeye zorlamıştır.

İran’a yönelik saldırı öncesinde ABD; hava ve füze savunma sistemleri de dahil olmak üzere kritik askeri teçhizatı Hindi-Pasifik bölgesinden Orta Doğu’ya kaydırmıştır. Çatışmaların devam etmesiyle ABD iki uçak gemisini bölgeye konuşlandırmış, neticede Hindi-Pasifik bölgesinde hiç uçak gemisi kalmamıştır. Bu durum Çin’e, Batı Pasifik’teki ABD varlığının zayıflamasından yararlanma imkanı sunmaktadır.

Washington, 1990’larda Irak’a uyguladığı gibi İran’ı çevrelemeye yönelik uzun vadeli bir stratejiye yönelirse, Pekin ABD kuvvetlerinin Orta Doğu’da yoğunlaşmasının avantajlarını uzun yıllar kullanabilecektir.

Sonuç olarak; ABD ve müttefikleri ekonomik, teknolojik ve askeri açıdan üstün kaynaklara sahip olsalar da, asıl belirleyici unsur hangi ağın imkanlarını daha etkin kullanacağıdır. Washington’ın müttefik ağını zayıflatan politikalardan vazgeçmesi, tedarik zincirlerini güvenli ortaklarla pekiştirmesi ve zorlayıcı tranzaksiyonel yaklaşımlar yerine istikrarlı bir liderlik sergilemesi gerekmektedir.

Not. Bu analiz tahririreh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın