Altyapıların Geniş Çaplı Yıkımı

Betul

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamaları, Washington ve Siyonist rejimin bölgeye yönelik stratejik yaklaşımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Şara hükümetinin normalleşme taleplerine ve uzlaşmacı mesajlarına rağmen, İsrail’in Suriye altyapısını 500’den fazla kez bombalaması ve sınır hatlarını ihlal etmesi; “taviz vermenin ve teslimiyetin saldırganlığı durdurmadığını, aksine düşmanı ülkeyi tamamen savunmasız bırakacak yıkıcı hamlelere cesaretlendirdiğini” kanıtlamaktadır.

Suriye örneğinde görüldüğü üzere, bir ülkenin askeri veya siyasi olarak geri adım atması barış getirmemekte; aksine petrol zengini bölgelerin işgal edilmesine, enerji ve iletişim altyapılarının yok edilmesine ve ulusal egemenliğin fiilen ortadan kaldırılmasına zemin hazırlamaktadır. İran açısından teslimiyet; Trump ve Netanyahu’nun hedeflerine ulaşması, petrol sahalarının gasbedilmesi ve İran medeniyetinin altyapısal olarak çökertilmesi anlamına gelecektir.

Varoluşsal Tehdide Karşı Tek Çıkış Yolu: Karşı Tarafın Ekonomik Riskini Tırmandırmak

Bu tablo karşısında tek gerçekçi ve caydırıcı seçenek, Pentagon ve ABD istihbarat kurumlarının (CIA/DIA) hesaplamalarında “İran’a saldırmanın maliyetini katlanılamaz seviyeye çıkarmaktır.” ABD’nin bölgedeki varlığının ana motivasyonu ekonomik çıkarlar ve hegemonya olduğuna göre, caydırıcılık da tam olarak bu noktada inşa edilmelidir.

Tümgeneral Muhsin Rızai’nin işaret ettiği stratejik denklem, Washington’ın karar alma mekanizmalarını doğrudan hedef almaktadır:

  1. 2 Trilyon Dolarlık Kritik Dijital ve Teknolojik Altyapının Hedef Alınması: ABD’nin Batı Asya’daki gücü sadece askeri üslerle sınırlı değildir. Basra Körfezi ve çevresinde konuşlandırılan devasa veri merkezleri (data center), deniz altı fiber optik kablo hatları, bulut bilişim altyapıları ve yapay zeka merkezleri, ABD’nin küresel finans ve teknoloji sisteminin şah damarı niteliğindedir. Bu tesislerin toplam değeri 2 trilyon doları aşmaktadır. Bu altyapıların meşru hedef haline getirilmesi, ABD için telafisi imkansız bir ekonomik felaket anlamına gelir.
  2. “Nefes Borularının Kesilmesi” ve Enerji Güvenliğinin Sıfırlanması: İran petrolüne el koyma veya İran enerji altyapılarını hedef alma düşüncesi; ABD ve müttefiklerinin bölgedeki tüm enerji ve teknoloji yatırımlarının yok edilmesi riskiyle karşılık bulmalıdır. “Ablukaya Karşı Abluka” ve “Petrole Karşı Petrol” doktrini uyarınca, Washington yetkilileri İran petrolünün gasp edilemeyeceğini ve herhangi bir maceranın ABD’nin bölgedeki tüm ekonomik zenginliğini ateşe vereceğini kesin bir hakikat olarak kavramalıdır.
  3. “Tehdidin İnandırıcılığı” (Credible Threat) İlkemizin Tesis Edilmesi: Suriye’nin düştüğü tuzağa düşmemek için kağıt üzerindeki uyarıların sahadaki kararlı adımlarla pekiştirilmesi şarttır. ABD istihbarat servisleri, İran’ın ulusal egemenliğine veya altyapılarına yönelik geniş çaplı bir saldırı durumunda, yanıtın sadece bölgesel askeri üslerle sınırlı kalmayacağını, Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar ABD ekonomisinin kalbini vuran küresel veri ve teknoloji ağlarını felç edeceğini raporlarına yansıtmak zorundadır.

Sonuç: Tom Barrack’ın ifadeleri, teslimiyetçi yaklaşımların yalnızca yıkımı geciktirdiğini ve ülkeyi parçalanmaya açık hale getirdiğini net bir şekilde göstermiştir. İran ve Direniş Ekseni için yegane çıkış yolu; ABD’nin bölgedeki 2 trilyon dolarlık teknoloji, enerji ve veri altyapılarını kapsayan “yüksek ekonomik risk” kartını masaya koyarak, düşmana saldırganlığın faturasının zafer hülyalarından katbekat ağır olacağını kabul ettirmektir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın