Asım Münir ve Bitmek Bilmeyen Ziyaretlerin Bilmecesi!

Betul

Küresel enerji piyasalarında petrol fiyatlarının tırmanışa geçmesiyle eş zamanlı olarak, Pakistan Ordu Komutanı’nın Tahran’a gerçekleştirdiği çok sayıdaki ziyaretten bir yenisine daha tanıklık ettik. Ancak bu ziyaret, perde arkasındaki hedeflere dair pek çok soru işaretini ve kuşkuyu beraberinde getirmiştir.

“Petrol yükseldi ve Asım Münir geldi!” ifadesi, son aylarda defalarca tecrübe ettiğimiz bir önermeye dönüşmüştür. Pakistan Ordu Komutanı Asım Münir’in Tahran ziyaretlerinin petrol piyasasındaki gelişmelerle ve fiyat dalgalanmalarıyla eş zamanlı gerçekleşmesi, İslamabad’ın İran dosyasındaki arabuluculuğunun gerçek işlevine dair son derece kritik soruları gündeme taşımaktadır. Pakistan anlaşmazlıkları gerçekten çözüme kavuşturmanın peşinde midir, yoksa en azından belirli kesitlerde mesaj taşımak ve küresel piyasalarda psikolojik sinyaller üretmekle mi sınırlı kalmaktadır?

Geçtiğimiz gün Asım Münir bir kez daha Tahran’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Üstelik tam da petrolün küresel piyasalarda 111 dolara tırmandığı bir anda. Pakistan Ordu Komutanı’nın Tahran’daki varlığı ve Arap medyasında teyit edilmemiş bazı haberlerin yer alması —arabulucuların İran ile ABD arasındaki anlaşmazlığı çözmek ve gerilimin tırmanmasını engellemek adına yeni bir teklif sunduğuna dair duyumlar— petrol piyasasında 5 dolarlık ani bir düşüşün yaşanmasına yetti. Petrol fiyatındaki bu gevşeme, Asım Münir’in Tahran’a yaptığı mülerrer ziyaretlerin arkasındaki asıl hedefleri tam bir bilmeceye dönüştürmüştür.

Piyasaların Hassas Noktasında Arabuluculuk

Petrol piyasası, günlük arz ve talep dengesine tabi olmaktan ziyade geleceğe yönelik beklentilere tepki vermektedir. Gerilimin düşme ihtimaline, müzakerelerin başlamasına veya bir mutabakata varılmasına dair her bir haber tacirlerin beklentilerini değiştirebilir; nitekim çatışmaların tırmanması, enerji nakil hatlarında kesintiler veya arz kısıtlamalarına ilişkin haberlerin fiyatları yukarı çekmesi gibi…

Bu açıdan bakıldığında, Pakistan Ordu Komutanı’nın Tahran ziyareti —özellikle İran ve ABD dosyasının Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve petrol sevkiyatı akışıyla kördüğüme dönüştüğü bir vasatta— piyasanın psikolojik atmosferi üzerinde doğrudan etkide bulunabilmektedir. Böyle bir durumda, henüz nihai bir anlaşmaya varılmadan yahut siyasi ve ekonomik şartlarda reel bir değişim yaşanmadan önce, sırf müzakere ihtimalinin güçlenmesi dahi beklentileri yönlendirmeye yetmektedir.

Yine de, diplomatik haberlerin petrol fiyatları üzerindeki olası etkisi ile bu ziyaretlerin temel amacının fiyatları düşürmek olduğunu kanıtlamak arasında net bir ayrım yapmak şarttır. Zamanlamanın çakışması, tek başına koordine edilmiş bir planın varlığını ispatlamaya yetmez; ancak bu modelin sürekli tekrarlanması, farklı aktörlerin arabuluculuk sürecinden sağladığı çıkarlara dair ciddi sorular sormak için yeterli bir zemin sunmaktadır.

İran’ın Kazanımı Nerede?

Tahran için asıl mesele Pakistan’ın arabuluculuk yapması değil; bu sürecin İran İslam Cumhuriyeti’ne ne kazandırdığıdır. Eğer birbirini izleyen bu ziyaretler diplomatik mesajlar ve umut verici açıklamalarla süsleniyor, ancak buna karşılık ekonomik baskıların azaltılmasına, karşı tarafın tutum değiştirmesine, finansal kısıtlamaların kaldırılmasına veya İran’ın hak ve çıkarlarının güvenceye alınmasına dair hiçbir somut garanti elde edilemiyorsa, sırf bu görüşmelerin yapılmış olmasını diplomatik bir başarı olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Geçtiğimiz ayların tecrübesi, Pakistan’ın muhtelif dönemlerde Tahran ile Washington arasında bir iletişim kanalı sağlamaya çalıştığını göstermektedir. Ordibeheşt ayında (Mayıs) Tahran’da üst düzey İranlı yetkililerle görüşen Asım Münir, Mordad ayında (Ağustos) da arabuluculuk çabalarını takiben yeniden İran’a gelmişti. Buna rağmen El Cezire’nin 25 Ağustos tarihli haberinde son istişare turuna dair aktardığı detaylar, İran’ın ABD’ye yönelik güvensizliğinin sürdüğünü ve müzakere sürecinde belirleyici bir kırılma yaşanmadığını ortaya koymaktaydı.

Dolayısıyla, İslamabad’ın performansını değerlendirme kriteri; ziyaretlerin sayısının, resmi karşılama düzeyinin ve görüşmelere dair yayımlanan haberlerin ötesine geçmelidir. Temel soru şudur: Bu diplomasisi trafiği ölçülebilir taahhütlere, baskıların kalıcı olarak azalmasına ve İran için somut kazanımlara dönüşmekte midir, dönüşmemekte midir?

Petrol Fiyatının Düşmesi ve ABD Ekonomisine Yapay Solunum

Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi sebebiyle enerji piyasasında petrol fiyatlarının tırmanması, şüphesiz her şeyden çok ABD ekonomisinin boğazındaki sıkan cenderiyi daraltmaktadır. Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kısıtlamaları, deniz taşımacılığındaki risk artışı ve enerji tedarik zincirindeki aksamalar, ABD içi yakıt fiyatları üzerindeki baskıyı tırmandıran ana etkenlerdir.

ABD Çalışma Bakanlığı’nın resmi verileri, Eylül ayında benzin fiyatlarının bir önceki aya kıyasla %9,1 oranında arttığını göstermektedir. Bu sıçrama tek başına, tüketici fiyat endeksindeki aylık artışın yarısından fazlasını oluşturmuştur. Motorin de dahil olmak üzere diğer motor yakıtlarının fiyatı aynı ayda %11,9 artmış ve geçen yılın aynı dönemine göre %60,9 yükselmiştir.

Böyle bir vasatta, savaşın ekonomik sonuçları Amerikalı vatandaşlar için her zamankinden daha somut ve tahammül edilemez bir hal almıştır. Benzin ve ulaşım maliyetlerindeki artış, Washington’ın dış politikasının faturasını doğrudan hane halklarının günlük yaşamına yansıtmakta; bu durum da Trump hükümeti üzerindeki siyasi baskıyı katlamaktadır.

Bu koşullar altında, petrol fiyatlarınınAsım Münir’in sıklaşan ziyaretleri ve “haber terapisi” ile geriletilmesi —özellikle petrolün yukarı yönlü ivme yakaladığı anlarda— her şeyden çok Birleşik Devletler ekonomisine verilmiş yapay bir solunum işlevi görmektedir.

Pakistan: Arabulucu mu, Yoksa Çıkar Sahibi Bir Aktör mü?

Pakistan da bu denklemde sadece tarafsız bir aracı değildir. Bir yandan İran ile komşu olan ülke, diğer yandan ABD, Suudi Arabistan ve diğer bölgesel aktörlerle olan ilişkilerinde ciddi güvenlik ve ekonomi hesaplarına sahiptir. Bölgede gerilimin düşürülmesi ve ticaret ile enerji sevkiyatındaki devasa aksamaların önlenmesi, İslamabad’ın ekonomik ve siyasi çıkarlarıyla birebir örtüşmektedir.

Bu açıdan bakıldığında Pakistan’ın arabuluculuğu, bu ülkenin çok taraflı çıkarları çerçevesinde analiz edilmelidir. İslamabad’ın Tahran ve Washington ile iletişim kanalını açık tutmadaki başarısı, bölgesel konumunu pekiştirebilir; bu süreç henüz İran için orantılı bir kazanım üretmemiş olsa bile.

Böyle bir tabloda Tahran, diğer tarafların kriz yönetimi ve piyasa beklentilerini kontrol etme ihtiyacının, İran’ın reel tavizler elde etme talebinin yerine geçmesine müsaade etmemelidir. Eğer arabuluculuğun pratik sonucu sadece bir bekleme atmosferini uzatmak, umut verici haberler yaymak ve ekonomik beklentileri kısa vadeli manipüle etmekten ibaret kalırsa, net kazanımlar talep edilmeksizin sürecin sürdürülmesi ciddi şekilde sorgulanmaya açık hale gelecektir.

Kazanım Üretmeyen Diplomasi Yetersizdir

Kritik nokta şudur ki; petrol fiyatı İran diplomasisinin başarısını ölçmek için uygun bir gösterge değildir. Görüşme haberlerinin yayımlanması fiyatlarda geçici bir düşüş sağlasa dahi, bu durum tek başına ne ABD’nin başarısını ne de Pakistan tarafından koordine edilmiş bir planın varlığını kanıtlar; nitekim petrol fiyatları siyasi, ekonomik ve arz-talep dengesini içeren karmaşık bir etkenler kümesinin etkisi altındadır.

Tüm bunlara rağmen, diplomatik trafiğin enerji piyasasının en hassas anlarında tekrarlanması, bu ziyaretlerin gündemi ve neticeleri hususunda şeffaflık ihtiyacını katlamaktadır. Eğer Pakistan’ın arabuluculuğu devam edecekse, bu sürecin İran’ın milli çıkarlarına nasıl bir garanti sağladığı ve Tahran’ın talepleri karşısında karşı tarafın hangi taahhütleri üstlendiği netleştirilmelidir.

Nihayetinde İran için önem taşıyan husus, ne Asım Münir’in ziyaretlerinin sayısı ne de küresel piyasalardaki kısa vadeli iyimserlik dalgalarıdır; aksine, siyaset ve ekonominin gerçek sahasında elde edilen somut neticedir. Arabuluculuk ancak mesaj taşıma ve beklenti yönetimi seviyesini aşıp İran için ölçülebilir bir kazanıma dönüştüğü zaman stratejik bir değer taşır; aksi takdirde Tahran’ın, orantılı bir taviz almaksızın diplomatik bir sürecin siyasi faturasını üstlendiği yönündeki kaygılar varlığını sürdürecektir.

Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın