Perinçek: ‘Mekke Anlaşması’nın Altında İsrail’in İmzası Var’

Betul

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, TBMM gündemine sunulan Mekke Anlaşması’na tepki göstererek “Bu anlaşmanın altında İsrail’in imzası var” dedi. Perinçek, 16 maddelik anlaşma metninin doğrudan İsrail ve ABD çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Ulusal Kanal’da katıldığı Çıkış Yolu programında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine sunulan Mekke Anlaşması’na dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan 16 maddelik anlaşmanın içeriğini analiz eden Perinçek; söz konusu metnin görünmez bir mürekkeple İsrail ve ABD çıkarları doğrultusunda kaleme alındığını belirtti. Anlaşmanın Türkiye’yi Suudi Arabistan üzerinden Yemen’in istiklal savaşına, Filistin’e, Gazze’ye ve İran’a karşı konumlandırdığını vurgulayan Perinçek, Türkiye’nin bölgesel mücadelede yanlış bir cepheye sürüklendiğini belirterek Meclis’e ve milletvekillerine anlaşmayı onaylamamaları yönünde çağrıda bulundu.

‘BU ANLAŞMANIN ALTINDA NETANYAHU’NUN İMZASI VAR’

Anlaşmanın maddelerine ve olası askeri sonuçlarına dikkat çeken Perinçek, şu ifadelere yer verdi:

“Bu anlaşmanın altında İsrail’in imzası var. Mekke Anlaşması’nın altında Netanyahu’nun imzası var. Ama görünmez mürekkeple yazılmış. 16 maddeyi okuduğumuz zaman Mekke Anlaşması’nın şu kanaati çok açıkça ve güvenerek ifade edebiliriz. İsrail yazsaydı bu anlaşmayı bu 16 maddeyi ancak böyle yazardı. Çünkü bu anlaşma doğrudan doğruya Yemen’in İstiklal Savaşı’na karşı. Bu anlaşma İran’a karşı. Bu anlaşma Filistin’e karşı. Bu anlaşma Gazze’ye karşı.”

‘TÜRKİYE İSRAİL İLE BİRLİKTE AYNI CEPHEYE GİRİYOR’

“O kadar açık ki burada en önemli maddeler bir kere bir askeri işbirliği, silahlı işbirliği birçok maddede tekrar ediliyor ve anlaşmanın özü bu. Bu taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırı hepsine yapılmıştır diye ifade ediliyor. Ondan sonra ve ama şurası çok önemli. Suudi Arabistan’ın adı anılıyor. Şimdi bu anlaşma dolayısıyla diyelim Türkiye ile İsrail arasında bir savaş çıktı. Suudi Arabistan ile Pakistan gelip Türkiye ile beraber İsrail’e karşı Amerika’ya karşı savaşacak mı? Meriç Nehri’ni NATO geçme tatbikatı yaptı. Tanklarıyla ondan sonra Meriç Nehri’ni geçiyorlar. Suudi Arabistan’dan askerler gelip Meriç Nehri’nin orada Türkiye’yi mi savunacak? Veya da Pakistan’dan gelip Türkiye’yi mi savunacak? Veya Pakistan’ın nükleer silahları Türkiye için bir şemsiye mi olacak? Gerçeklere bakalım. Bu anlaşmada Suudi Arabistan’a yöneltilecek bir saldırı ile ilgili komitenin toplantısında açıkça Suudi Arabistan’ın adı anılıyor.

Suudi Arabistan’a yönelik bir tecavüzde askeri yetenekleriyle, kuvvetleriyle Türkiye ve Pakistan Suudi Arabistan’ın yanında yer alacaktır. Zaten bugün gündemde bu var. Şu an da bu anlaşmanın altında imzası bulunan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’dan silahlı bir savaş içerisinde olan Suudi Arabistan var. Bu anlaşmada ne deniyor? Deniyor ki taraflardan biri ondan sonra silahlı bir çatışmaya vesaire girdiği zaman bu diğer taraflar içinde bir tecavüz, bir saldırı olarak kabul edilecek ve topyekun bütün kuvvetleriyle bu ülkeler hep birlikte o tecavüzcüye karşı savaşacak. Şu an da kim savaşıyor? Şu anda Suudi Arabistan Yemen’in istiklal savaşına karşı savaşıyor ve İsrail ile beraber.”

‘İRAN, FİLİSTİN VE GAZZE YEMEN’İN YANINDA’

“Peki o zaman ne oluyor? Türkiye bir yükümlülük altına giriyor. Türkiye bir taahhüt altına giriyor. Hangi taahhüt, hangi yükümlülük altına giriyor? Suudi Arabistan’ın yanında Yemen’e karşı, Yemen’in istiklal savaşına karşı savaşma veya Suudi Arabistan’ı şu veya bu şekilde silahlı olarak ve bir takım savunma araçlarıyla veyahut da savaş araçlarıyla destekleme taahhüdü altına giriyor. Dolayısıyla bu anlaşmaya göre Türkiye cepheye giriyor. Hangi cepheye giriyor? İsrail ile birlikte aynı cepheye giriyor. İsrail ile birlikte Türkiye aynı cepheye giriyor. Amerika ile birlikte aynı cepheye giriyor. Çünkü Yemen’in karşısında olan İsrail ve Amerika. Yemen’in yanında olanlar kim? İran, Filistin, Gazze bunlar Yemen’in yanında. Dolayısıyla burada cepheler kurulmuş. Türkiye Suudi Arabistan’ın yanında silahlı bir takım cepheleşme ve çatışmalara dahil olma taahhüdünde bulunduğu durumda bulunuyor bu anlaşmada imzasını atmış altına. Dolayısıyla Türkiye İsrail’in yanında ve aslında bu anlaşma İsrail ile Türkiye arasında yapılmış. Türkiye İsrail’e diyor ki merak etme ben sana karşı olan silahlı mücadelelerde senin yanındayım diyor. Bu anlaşmanın özü bu. Onun için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Türk milletine çok büyük sorumluluklar düşüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlaşmayı onaylayamaz. Çünkü bu anlaşma İsrail ile aynı cephede atılan imzaların anlaşmasıdır. Bunun altındaki imzalar İsrail yandaşlığını taahhüt ediyorlar. Ve İsrail’in yanında hatta savaşa girme bir takım taahhütlerinde bulunuyorlar. O tür yükümlülükleri üstleniyorlar. Çok açık 16 maddeyi okuduğumuz zaman. Dolayısıyla evet Suudi Kralı’nın ve lahtının altında imzası var ama o imzayı şöyle bir kazıyın. Altında niye göreceksiniz? Netanyahu’nun imzasını göreceksiniz. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın imzasının yanında bu anlaşmada Netanyahu’nun imzası var. Ve Pakistan Başbakanı’nın imzası var. Bu anlaşmanın özü budur.”

‘RİYAD’DA BUGÜN İSRAİLLİ GENERALLER VAR’

” Maddelerin hepsi birbirini tekrar ediyor. Ama madde 1’in altında ne diyor? Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi veya tehlikeye düşmesi durumunda taraflar yani Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bu tehditler veya tehlikeleri bertaraf etmek maksadıyla gerekli tüm yöntemleri yani silahlı yöntemler dahil kullanırlar. Yani burada ne diyor? Türkiye bu anlaşmanın bir tarafı olarak Suudi Arabistan’ın tehdidi ve tehlikeye düşmesi halinde Suudi Arabistan’ın yanında her türlü imkanıyla ve yöntemiyle mücadeleye girer diyor. Birinci maddenin son fıkrasında. Peki bu Suudi Arabistan’ın yanında orada Yemen’e karşı mücadeleye girmek ne demek? İsrail’in yanında mücadeleye girmek demek. Çok açık. Suudi Arabistan karargahında, Riyad’da bugün İsrailli generaller var. Bunu bütün dünya biliyor. Her yerde yazılıyor bu. İsrail’in komutanları karargahı gelmiş Riyad’a taşımış. Oradan Suudi Arabistan’ın ondan sonra Yemen’in istiklal savaşına karşı mücadelesini yönetiyor. Silahlı da destekliyorlar. Amerika’sı da destekliyor Suudi Arabistan’ı. İsrail’i de destekliyor. Değil mi? Onun için Türkiye, Suudi Arabistan’la birlikte Suudi Arabistan’a yönelik tehlike ve tehditler karşısında bu tehlikeleri bertaraf etmek maksadıyla bütün yöntemleri uygular dediğiniz zaman bu Türkiye’yi Suudi Arabistan’la birlikte, İsrail ile birlikte Yemen’in istiklal savaşına karşı sürüyor bu anlaşma. Dolayısıyla bu anlaşmayı İsrail yazmış. İsrail yazmış. Bizim Dışişleri Bakanlığı yazmamış. Ve maalesef Türkiye’de bunun altını imzaya atmış.”

‘SUUDİ ARABİSTAN, İSRAİL’İN GÜDÜMÜNDE’

” Bakın maddelerin hepsi böyle. Devam edelim. İkinci madde. Üçüncü madde. İkinci maddeyi okuyalım. Taraflar saldırıya uğrayan taraf birbirlerine sağlayabilecekleri karşılıklı yardım imkanlarının tamamını kullanarak derhal yardım edecektir. Bakın derhal lafı var. Şu an da Suudi Arabistan, İsrail’in güdümünde Yemen’in istiklal savaşına karşı şu anda savaşıyor zaten Suudi Arabistan. Yeniliyor, yenilgiye doğru gidiyor. Ama bu ikinci madde gereğince Türkiye’de derhal, derhal kelimesi de önemli. O bakımdan da çok tehlikeli bir şey. Derhal Suudi Arabistan’ın, dolayısıyla İsrail’in yardımına koşacak Türkiye silahlı güçleriyle.”

‘İSRAİL DE SUUDİ ARABİSTAN’I DESTEKLİYOR’

“Devam edelim. Üçüncü madde. O kadar çok, bir kere şunu söyleyeyim bu anlaşmayı yazanlar, İsrail yazmış 16 maddeyi aslında, 5-6 madde de yazabilirdi. Yani çok tekrar var bu anlaşmada. Devamlı aynı şeyler tekrar edip duruyor. Tekrar eden ne? Türkiye Suudi Arabistan’ın yanında savaşa dahil olacak derhal. Tekrar eden bu. Bütün okuyacağımız, bütün maddelerde dönüp dolaşıp bu var. Madde 3, madde 2’yi geçtik. Madde 3’ten okuyalım. Taraflar, iş bu anlaşmanın ikinci maddesi gereğince savunma, savunma sanayi ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapar. Yani şimdi Suudi Arabistan’ın elindeki cephanelerin, mühimmatın falan tükendiği bütün dünya basınında yer alıyor. Füzeleri tükeniyor, diğer mühimmatı tükeniyor vesaire falan. Yani yalnız Mehmetçiği Suudi Arabistan’ın yanında, İsrail’in yanında Yemen’in üzerine salmak gibi bir tehlike yok bu anlaşmanın içinde. Aynı zamanda Türkiye Yemen’in istiklal savaşına karşı bir takım askeri araçlarla, mühimmatla vesaire İsrail’i destekleyecek. Suudi Arabistan’ı destekleyecek ama o İsrail’i desteklemek. İsrail de Suudi Arabistan’ı destekliyor. İsrail Suudi Arabistan’ın ordusunu şu anda yönetiyor. İsrail Suudi Arabistan’ın başkentinde karargah kurmuş durumda.”

‘BÜTÜN MADDELER BİRBİRİNİ TEKRAR EDİYOR’

“Devam edelim. Altıncı madde, gelebilir miyiz altıncı maddeye? Ben atlayarak gidiyorum. Bütün maddeler birbirini tekrar ediyor. Bu anlaşmayı yazanlarda bir anlaşma yazma tekniği ve bilgisi de yok onu söyleyeyim. Aynı şeyleri, döndürüp döndürüp aynı lafları… Beş maddede yazılacak bir anlaşma 16 maddede yazılmış. Altıncı madde, taraflar savunma yeteneklerini geliştirmek maksadıyla savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimi, ortak eğitim programları ve tatbikatlar ile tarafların silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabileceğinin artırılmasına yönelik konuşulanma ve faaliyetleri teşvik ederler. Yani şöyle bizim tür silahlı kuvvetleri Suudi Arabistan ordusunu eğitecek, Suudi Arabistan subaylarını eğitecek, askerlerini eğitecek, ondan sonra bir takım savunma konularındaki personel değişimi yapacak vs. Yani yalnız başına Mehmetçiği göndermek değil. Her alanda bir savaşta Suudi Arabistan’ı dolayısıyla İsrail’i destekleme taahhütleri var burada, Türkiye açısından.”

‘SUUDİ ARABİSTAN NE İLE KATKIDA BULUNACAK?’

“Beşinci maddede bir terörizm vurgusu var. Yani bu da tekerleme bu kardeşim. Yani bu Amerika Birleşik Devletleri falan dünyada terörizme karşıyım diyor ya, o terörizme karşıyım dediği istiklal savaşlarına karşı. Yani sonuçta böyle Amerika’nın teröristleri, Atatürk’e de terörist diyordu bunlar. İstiklal Savaşı’nda eşkıya diyorlardı. Emperyalistler Atatürk’e eşkıya demiyorlar mıydı? O zamanki İstanbul basınını açalım okuyalım. O zamanki padişah, İstanbul hükümeti Mustafa Kemal Paşa’ya ve Anadolu’daki Kuvayi Milliye’ye, İstiklal Savaşı kuvvetlerine ne diyordu? Bunlar diyordu eşkıya. Yani bugünkü dille terörist diyordu. Bugün de Amerika’nın dillinde terörist. Vietnam savaşıyor, o terörist. İran savaşıyor, o da terörist. İran bir terörist devlet diyor. Filistin direniyor, o da terörist. Gazze direniyor, Gazze’deki teröristler. Hamas terörist değil miydi Amerika’nın dilinde ve hala değil mi? Hatta bizim hükümetimiz dahi, Hamas o savaşa başladığı zaman, Gazze’de bizim hükümetimiz Hamas’a terörist demiyor muydu? Onun için bu terörist lafının bir kıymeti yok. Yani Suudi Arabistan, ondan sonra Türkiye’de bizim teröre karşı mücadelemize mi gelecek katkıda bulunacak? Ne ile katkıda bulunacak Suudi Arabistan? Nesi var da katkıda bulunacak? Kendi halini kurtaracak durumu yok. Perişan durumda Suudi Arabistan ve yeniliyor. Türkiye bir tehditle karşılaştığı zaman, Meriç’ten NATO kuvvetleri tatbikatını yaptılar. Meriç’ten tanklarla geçme tatbikatını. Suudi Arabistan gelip de bizim yanımızda o tankların karşısında savaşacak mı? Öyle bir ihtimal var mı? Öyle bir ihtimal yok. Ama şu ihtimal var. Zaten bu ihtimal burada açıkça Suudi Arabistan’ın tehlike ve tehditlerinden bahsedildiği zaman ifade ediliyor. Yemen’in istiklal savaşına karşı Türkiye’nin Mehmetçiği yollaması, ondan sonra Suudi Arabistan’ın personelini eğitmesi, bir takım harp savaş araçları, gelişleri vs. bunları Suudi Arabistan’a dolayısıyla İsrail’e vermesi, o tehlikeler var. Ama Türkiye’nin bir vatan savunmasına hangi imkanlarıyla Suudi Arabistan destek olacak? Komik. Taraflar birbirini destekleyecekmiş. Türkiye’ye bir tecavüz hukuku bulduğu zaman Suudi Arabistan nesi var ki, hangi gücüyle, hangi imkanlarıyla Türkiye’yi destekleyecek? Hem de İsrail’in güdümünde olan bir Suudi Arabistan. Öyle bir ihtimal var mı? İsrail Türkiye’ye karşı savaştığı zaman Suudi Arabistan da İsrail’le beraber olacak. Diyelim ona petrolünü verecek. Parası varsa parasını verecek ama artık Suudi Arabistan’ın ne petrolü kalıyor ne parası kalıyor. Onu da orada görelim.”

‘NİYE ANKARA DEĞİL DE SUUDİ ARABİSTAN?’

“Devam edelim. 7. maddeye geçebiliriz. Şimdi bakın benim için en önemlisi 8. maddede. Stratejik, siyasi ve savunma komitesine hizmet vermek diye başlayanSuudi Arabistan’ın adının anıldığı yer var burada. Şimdi 8. maddede bir komite kurdular. Stratejik, siyasi ve savunma komitesi. Yani sözüm ona Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir komite kurdu. Alt komite kurdu. O da tabi yasa dışı bir komite de. O komiteye hizmet vermek üzere merkeze Suudi Arabistan Krallığı’nda bulunan bir sekretarya iddiası edilir. Niye merkeze Suudi Arabistan’da? Çünkü savaş orada. Niye Ankara’da değil? Niye Mersin’de değil? Niye Antalya’da değil? Niye Kıbrıs’ta değil? Ya da Pakistan’da diğer tarafta. O bakımdan. Bu Yemen Savaşı’yla ilgili Suudi Arabistan’ın Yemen Savaşı’yla ilgili bir anlaşma yapıldığı… Dolayısıyla İsrail’in Yemen’e karşı savaşıyla ilgili bir anlaşma yapıldığının işte kanıtlarından biri.”

‘KAPIYI BURADA KAPATMAMIZ LAZIM’

“Maddeler birbirlerini tekrar ediyor. Yani özü şu, içeriği şu: Türkiye, İsrail’in yanında Yemen’in istiklal savaşına karşı savaşa girecek. Eğer meclis bunu kabul ederse. O da yetmiyor tabii. Bir de tezkere getirmeleri gerekiyor meclise. Asker yollamak vs. için falan filan. Ama bunun önünü kesmemiz lazım. Bu anlaşmayı meclis kabul ettiği zaman arkasından tezkere de bu anlaşmaya dayanarak getirilecek. Diyecekler ki bak bu anlaşmayı meclisten geçtik, kabul ettik. Öyleyse Mehmetçiği Suudi Arabistan’ın emrinde, İsrail’in emrinde Yemen’in istiklal savaşına karşı gönderiyoruz. O tezkereye de evet deyin diyecekler. Onun için kapıyı burada kapatmamız lazım.”

‘SUUDİ ARABİSTAN VE İSRAİL’E ÇALIŞAN BİR ANLAŞMA’

“Lojistik destek madde 10. Taraflar, lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak, barışta, savaşta ve diğer olağanüstü durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer teçhizat dahil olmak üzere birbirlerine lojistik destek sağlar. Suudi Arabistan’ın hangi silahı, teknolojisi var ki Türkiye’ye destek sağlayacak? Veyahut da diyelim Pakistan bizim kardeşimiz falan vesaire ama Pakistan elindeki nükleer silahları getirip Türkiye’ye mi verecek de Doğu Akdeniz’de Türkiye, İsrail ve Amerika’nın nükleer tehdidine karşı Pakistan’ın nükleer silahlarıyla bir caydırıcı kuvvet oluştursun. Masal bunlar. Olmayacak şeyler. Bütün bu anlaşmayı pratikte, gerçeklik zemininde değerlendirdiğimiz zaman bir masal kısmı var. Ama bir hakikat kısmı var. O da nedir? O taraflardan Suudi Arabistan ve İsrail’e çalışan bir anlaşma bu. Yani İsrail ve Suudi Arabistan’ın silahlı mücadelesine Yemen’e karşı destek olmayı getirip önümüze koyan bir anlaşma bu. Yoksa Türkiye’ye Suudi Arabistan’ın ne desteği olacak? Pakistan’ın ta Asya’nın öbür ucundan ne desteği olacak?”

‘ÇEKİLMEK DE TÜRKİYE’Yİ KURTARMIYOR’

“Bakın yürürlükle ilgili de onu da söyleyelim. Ta on yıllık bir yürürlüğü var. Ondan sonra on yıl geçerli olacak. Ve yürürlükten sonra da Türkiye Devleti öyle bir taahhüt altına giriyor ki, diyelim ki anlaşmadan çekildi. On yıl sonra eğer isterse çekilebiliyor. Ama anlaşmadan çekildikten sonra da anlaşmanın yürürlükte olan hükümlerine uymak zorunda. Yani çekilmek de Türkiye’yi kurtarmıyor. Tabi onların bu İsrail’in imzasıyla yapılan anlaşmaya önümüzdeki Türkiye’nin milli hükümetleri derhal bu anlaşmayı feshedecek. Ve hiç kimse de Türkiye’ye bunları dayatamayacak. Anlaşmanın metinleri Türkçe, Arapça ve İngilizce diyor. Bütün bu metinler ondan sonra esastır diyor. Ama arkasından diyor ki İngilizce metin esas alınır. Ya İngilizler yok bu anlaşmada, Amerikalılar yok. Niye Arapça metin, Türkçe metin, Pakistanlıların konuştuğu Urduca metin esas alınmıyor da İngilizce metin esas alınmıyor? İngilizce metin esas alınmasında bile Türkiye’den bir utanç var. Bizim dilimiz Türkçe. Hadi anlaşmayı Araplarla imzaladık o zaman Arapça olabilir. Niye İngilizce esas olsun? İngilizler yok ki bu anlaşmada. Amerikalılar da yok. İngilizce konuşan herhangi bir ülkede yok. Niye İngilizce esas alınıyormuş? Bu da bu anlaşmayı yapanların hangi sisteme bağlı olduklarını gösteren çok önemli bir madde. Onu da ifade edelim.”

‘BU ANLAŞMA TÜRKİYE’YE VE İNSANLIĞA KARŞIDIR’

“Bütün vatandaşlarımıza, milletvekillerine bu anlaşmayı, incelemelerini, okumalarını önemli hararetle öneriyoruz. Tekrar ediyorum bu anlaşmanın altında İsrail’in imzası vardır. Bizim Cumhurbaşkanımız Netanyahu ile birlikte bu anlaşmanın altına imza atmıştır. Çünkü bu anlaşmadan yararlanacak tek ülke İsrail. Suudi Arabistan’da yararlanmaz. Suudi halkı yararlanmaz. Suudi milleti yararlanmaz. Oradaki bir Suudi prensliği var ya, bir sallanmakta olan, tahtı sallanan Suudiler var. Suudi krallığı var. Onlar bir tahtlarını korumak için bu anlaşmadan yararlanırlar. İsrail yararlanır, Amerika yararlanır. Dolayısıyla bu anlaşmanın taraflarında Türkiye yok, Pakistan da yok aslında bu anlaşmanın taraflarında. Suudi kralları var ve İsrail var ve Amerika var. Bu anlaşmanın esas imzacıları ve bu anlaşma metnini yazanlar İsrail ve Amerika. Çok açık ifade edelim. Okuyanlar bunu kesin olarak tespit edecek ve göreceklerdir. O nedenle buradan Türkiye Büyük Meclisine bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. İsrail’in tamamen çıkarlarını temsil eden ve İsrail’le silah arkadaşı olan, İsrail’in güdümünde olan, hatta silah arkadaşı da demeyelim. Suudi Arabistan şu anda İsrail’in silah arkadaşı değil, İsrail’in piyonu. İsrail’in piyonu olan Suudi Arabistan’la yapılan anlaşma aslında İsrail’le yapılan bir anlaşmadır. Anlaşmanın tamamı İsrail’in askeri çıkarlar, silahlı çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu anlaşma Yemen’in İstiklal Savaşı’na karşıdır. Bu anlaşma Filistin’e karşıdır. Öyle Filistin’e ilaç milaç yollayalım diyor bizim hükümetimiz. Filistin’e füze yollayanlar var Yemen Cumhuriyeti. Yemen Cumhuriyeti Filistin’e ilaç yollamıyor, ekmek yollamıyor, kuru ekmek yollamıyor, füze yolluyor. Amerika’nın donanmasını Kızıldeniz’den kovuyor Yemen. Bu anlaşma tamamen öz olarak bütünüyle Yemen’e karşıdır. En önce Yemen’e karşıdır, sonra Filistin’e karşıdır, ondan sonra İran’a karşıdır ve Türkiye’ye karşıdır. Bu anlaşma Türkiye’ye ve insanlığa karşıdır.”

aydınlık

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın