Zeynebiye Camii Hocası Selahattin Özgündüz, Azerbaycan’daki okullarda tesettüre yönelik kısıtlamalarla ilgili açıklamalarında tartışmalı bir tutum sergiledi. Özgündüz, söz konusu kısıtlamalara ilişkin haberleri “yalan” olarak nitelendirirken eleştirilerini dile getirenleri “düşman ajanı” olmakla suçladı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i ise “millî kahraman” ve “Karabağ fatihi” olarak tanımladı.
Ancak Özgündüz’ün bu siyasi savunusu, İslami kıyafetleri nedeniyle okullara alınmadıkları bildirilen öğrenci ve öğretmenlerin durumuna ilişkin somut sorulara yanıt vermemesi nedeniyle eleştiriye açık bir tablo ortaya koyuyor.
Selahattin Özgündüz, Türkiye’deki Şii toplumunun etkili isimlerinden biri ve İstanbul’daki Zeynebiye Camii ile Kültür Merkezi’nin önde gelen yöneticilerindendir.
Merkezin internet sitesinde yayımlanan biyografiye göre Özgündüz, 1952 yılında İran sınırına yakın Iğdır ilinin köylerinden birinde dünyaya geldi. Dinî eğitim alan Özgündüz, bir süre İran’da ve Necef’te öğrenim gördü. 1978 yılında İstanbul’a yerleşerek Zeynebiye’deki faaliyetlerine başladı.
Zeynebiye Camii ve bağlı kuruluşlar, Türkiye’deki Şii toplumunun önemli merkezleri arasında yer alıyor. Özgündüz ve kendisini destekleyen medya kuruluşları ise onu zaman zaman Türkiye’deki bütün Şiilerin lideri olarak tanıtıyor.
Azerbaycan Okullarındaki Tesettür Kısıtlamalarına Yönelik Tartışmalı Savunma
Özgündüz, İstanbul’daki Zeynebiye Camii ve Kültür Merkezi’ne bağlı Kanal 12’ye verdiği röportajda, başlangıçta konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını belirterek kesin bir açıklama yapmaktan kaçındı.
Özgündüz, “Bu konudan çok emin olmadığım için bir şey yazmıyorum. Önce emin olur, sonra cevap veririm.” ifadelerini kullandı.
Ancak bu temkinli yaklaşımı uzun sürmedi. Özgündüz, devamında şu ifadeleri kullandı:
“Yalan söylüyorsun! Allah yalancılara lanet etsin. Allah’a düşmanlık ediyorsun. Böyle bir yasak yok.”
Tesettür konusunu okullardaki üniforma uygulamasına bağlayan Özgündüz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu konu için bir üniforma belirlenmiş. Peki, bunları neden söylediler? Öğrencileri dinden çıkarmak için mi? Hayır! İlham Aliyev ve Mehriban Hanım, Seyyide Mehriban, İslam’la savaşmıyor.”
Özgündüz, iddiasını desteklemek için Aliyev’in Karabağ’daki Ağdam Camii’ne gitmesine atıfta bulundu. Şu ifadeleri kullandı:
“Ayakkabılarıyla camiye girmeyen insanlardan söz ediyoruz. Hacca gitmiş insanlardan söz ediyoruz. Orada, bulundukları konumun gereğine uygun olarak namaz da kılmış insanlardan söz ediyoruz. İmam Cafer Sadık’ın kardeşi İbrahim bin Muhammed Bakır’ın türbesini yaptıran birinden söz ediyoruz. İslam toprağını özgürleştiren ve camilerini yeniden imar eden birinden söz ediyoruz.”
Ancak bu savunma, asıl soruyu yanıtsız bırakıyor: İslami kıyafetleri nedeniyle öğrencilerin sınıflara alınmadığına ilişkin iddialar doğruysa, bir cumhurbaşkanının camide sergilediği tutum bu kısıtlamaları nasıl haklı çıkarabilir?
Eleştirenleri “Düşman Ajanı” Olmakla Suçladı
Özgündüz, 17 Ekim 2026’da İstanbul’daki Hz. Zeynep Kübra Camii’nde Hz. Zeynep’in (s.a.) doğum yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen programda eleştirilerini daha sert bir üslupla dile getirdi.
İslam tarihine atıfta bulunan Özgündüz, konuşmasının başında şu ifadeleri kullandı:
“Siz sürekli ‘kan, kan’ diyen, uydurma bir Hüseyin tasavvuru oluşturdunuz. Böyle bir Hüseyin yok. Hüseyin, kan dökülmemesi için çöllere düşen kişiydi. Benim imamım, ‘kan, kan’ diyen Hüseyin değildir. Bazıları Hüseyin’i kendi aşırılıklarına alet etmek için sahte bir Hüseyin oluşturdu.”
Özgündüz, Aliyev’in öldürülmesinin vacip olduğunu söyleyen kişileri de sert sözlerle hedef aldı. Konuşmasında, “Bir aptal çıkıp Aliyev’i öldürmenin vacip olduğunu söylüyor. Polislerini ve yöneticilerini öldürün, başlarını kesin diyor. Böyle konuşan dilin kırılsın!” ifadelerini kullandı.
Bu tür söylemlerin Müslümanları ve aynı kökenden gelen insanları birbirine düşürmeyi amaçladığını savunan Özgündüz, söz konusu görüşlerin hangi müçtehidin fetvasına veya hangi imamın görüşüne dayandığını sorguladı.
Ardından Aliyev’i bir Türk kahramanı olarak nitelendiren Özgündüz, eleştirilerini dile getirenleri düşman ajanlığıyla suçladı ve “Ermenilerin intikamını mı almak istiyorsunuz?” diye sordu.
Azerbaycan’daki tesettür kısıtlamalarını savunmayı sürdüren Özgündüz, ülkede ilk ve ortaöğretim kurumlarında üniforma uygulaması bulunduğunu ve eğitim sisteminin laik olduğunu belirterek, “Kanun veya genelgeyle belirlenen sınırlar bunlar. Senin namusuna kim el uzattı?” ifadelerini kullandı.
Eleştirmenlerini inançsızlıkla ve kutsal kitaptan yoksun olmakla suçlayan Özgündüz, Aliyev’i “millî kahraman” ve “Karabağ fatihi” olarak tanımladı. Muhaliflerini ise Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ü eleştirenlerle kıyasladı:
“O, bizim itibarımızı korudu ve başımızı dik tuttu. Dünyada ‘Azerbaycan Türküyüm’ dediğinde seni adam yerine koymuyorlardı. Biz bir millî kahramandan söz ediyoruz. Burada Mustafa Kemal’e dil uzatan hangi gruplar varsa orada da aynı kişiler, tesettürü bahane ederek Karabağ fatihine dil uzatıyor.”
Bu söylem, okullardaki kıyafet düzenlemelerinin kapsamını ve tesettürlü öğrencilerin eğitim hakkına ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturmak yerine eleştirmenleri millî ve dış düşmanlarla ilişkilendiriyor. Böylece başörtülü kız çocuklarının eğitim hakkına yönelik sorular, siyasi sadakat tartışmasının gölgesinde kalıyor; Aliyev’e yönelik savunma, yönetimin uygulamalarının bağımsız biçimde değerlendirilmesinin önüne geçiyor.
Türkiye-İsrail Ticaretini Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın Hayatını Örnek Göstererek Savundu
Özgündüz’ün Aliyev yönetimine yönelik desteği, Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkileri hakkındaki önceki açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde daha dikkat çekici bir hâl alıyor.
Özgündüz, 12 Nisan 2024’te Zeynebiye Camii’nde kıldırdığı cuma namazının hutbesinde, Türkiye’nin İsrail’le ticaretine ilişkin bir soruyu yanıtlarken şu ifadeleri kullandı:
“Aşırılık yanlılarının söylediklerini mantıklı bulmayın. İsrail’le ticareti kesersen seninle ticareti onlar da keser ve bunun altından kalkamazsın. Ben ticareti kesmiyorum; belki de ben onu sömürüyorum. Ticareti kesersem onun arkasındaki güçler de benimle ticareti keser. Kim zarar eder?”
Özgündüz, sözlerinin devamında Türkiye hükümetinin bu konuda doğru hareket ettiğini savunarak, “Hiç kimse Kudüs konusunda Sayın Erdoğan’dan daha hassas olduğunu iddia etmesin.” dedi.
İki yıl sonra Kanal 12’ye verdiği röportajda ise Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkileri savunmak için Hz. Ali’nin (a.s.) bir Yahudinin bahçesinde çalışmasını örnek gösterdi.
Özgündüz, şu ifadeleri kullandı:
“Hz. Ali bir Yahudinin bahçesinde su taşımıyor muydu? Tabiri caizse orada çalışıp ücretini çocuklarının rızkı için eve getirmiyor muydu? Hz. Fatıma da onlar için yün eğiriyor, evinde çalışıyordu. Kazandığı ücreti Hasan ve Hüseyin’in geçimi için kullanmıyor muydu?”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in İsrail’in hizmetinde olduğu yönündeki eleştirilere de karşı çıkan Özgündüz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlişkileri, ‘Aliyev İsrail’in uşağıdır’ şeklinde göstermek istiyorsanız şunu söyleyin: İsrail’e yardım ederek Filistin topraklarından hangisini ele geçirmesini sağladı? Kimin kimi kullandığı ortada. İsrail’in sağladığı imkânlarla hem diplomatik ve medya alanındaki sorunlarını çözdü hem de topraklarını özgürleştirdi. Peki, kim kimi kullandı? Filistin meselesi gündeme geldiğinde ise o da bütün İslam ülkeleri gibi aynı kararı imzalıyor.”
Bu açıklamalar, Özgündüz’ün İsrail’le ilişkileri değerlendirirken ekonomik ve stratejik çıkarları öne çıkardığını, dinî tarihî örnekleri de bu yaklaşımını desteklemek amacıyla kullandığını gösteriyor.
İran’a Destek: Dayanışma mı, Seçici Bir Tutum mu?
İran medyasında yayımlanan haberlerde Özgündüz’ün çeşitli resmî etkinliklere katıldığı, İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığı yemin töreninde bulunduğu, Ali Ekber Velayeti ile görüştüğü, Dünya İslami Uyanış Meclisi Yüksek Konseyi toplantısına katıldığı ve Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı Genel Kurulu üyeliği yaptığı belirtiliyor.
İran medyası, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Özgündüz’ün İran’a verdiği desteğe, saldırıyı ve Ayetullah Hamanei’nin şehadetini kınayan açıklamasına ve İstanbul’da İranlı şehitler için düzenlenen anma törenine katılmasına da yer verdi.
Ancak Özgündüz’ün İsrail karşısında İran’a destek verirken Türkiye’nin İsrail’le ticaretini savunması ve Azerbaycan’ın Tel Aviv’le ilişkilerini dinî gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışması önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
Özgündüz’ün İsrail’e yönelik tutumunu belirleyen ölçüt nedir? Söz konusu ilişkiler İslam dünyasının çıkarlarına zarar veriyorsa Türkiye açısından ekonomik gerekçelerle nasıl savunulabilir hâle geliyor? Azerbaycan söz konusu olduğunda ise bu ilişkiler Aliyev’e yönelik övgülerin gölgesinde neden farklı değerlendiriliyor?
Bu sorulara verilecek yanıt, Özgündüz’ün İsrail’le ilişkiler konusundaki yaklaşımının hangi ilkelere dayandığının anlaşılması bakımından önem taşıyor.
Selahattin Özgündüz’ün Azerbaycan Savunusu: Bakü-Tel Aviv İlişkilerini Meşrulaştırdı
Yorum Bırakın
Yorum Bırakın
