Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü John Mearsheimer, ABD uçak gemilerinin balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları karşısındaki savunmasızlığına dikkat çekerek, İran’la yaşanan savaşın bu gemilerin söz konusu silahlara sahip ülkelerin kıyılarına yakın bölgelerde faaliyet göstermesinin ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.
Uluslararası ilişkiler teorisyeni ve Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü John Mearsheimer, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın Amerikan uçak gemilerinin askerî değeri üzerindeki etkisine ilişkin bir soruyu yanıtladı.
Mearsheimer, uçak gemilerinin kara kıyılarına yakın bölgelerde savunmasız kalmasının yeni bir mesele olmadığını, ancak Ukrayna’daki savaşta yaşanan gelişmelerin ve özellikle İran’la yaşanan savaşın bu gemilerin karşı karşıya olduğu tehditleri daha da artırdığını söyledi.
Balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının rolüne dikkat çeken Mearsheimer, bu silahlara sahip bir düşmanla karşı karşıya kalındığında uçak gemilerinin büyük bir ülkenin kıyılarına yakın mesafede konuşlandırılamayacağını ifade etti. Mearsheimer’a göre, bu gemilere yönelik tehditler bugün İkinci Dünya Savaşı dönemine ve hatta 1980’lerde ABD’nin deniz stratejisinin oluşturulduğu döneme kıyasla çok daha yüksek.
ABD ile Çin arasında Tayvan veya Güney Çin Denizi nedeniyle yaşanabilecek olası bir askerî çatışmaya da değinen Mearsheimer, Amerikan uçak gemilerinin Çin ana karasına yaklaşmaları hâlinde ciddi risklerle karşı karşıya kalacağını belirtti.
Uçak gemileri ile onları hedef alan silahların maliyetleri arasındaki büyük farka işaret eden Mearsheimer, uçak gemilerinin yanı sıra savaş gruplarının ve destek gemilerinin de son derece yüksek maliyetli olduğunu, buna karşılık bu gemilere saldırmak için kullanılabilecek balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve insansız hava araçlarının çok daha ucuz olduğunu söyledi.
Mearsheimer, maliyet ile elde edilen askerî etkinlik arasındaki dengenin füze ve İHA’lar lehine olduğunu savunarak, uçak gemilerinin Çin’i çevreleme stratejisinin uygulanmasında esasen etkisiz araçlar hâline geldiğini ileri sürdü.
İran’a karşı yürütülen savaşa da değinen Mearsheimer, ABD’nin Batı Asya’da uçak gemilerini kullanmayı sürdürebileceğini, ancak bu gemilerin çok daha uzak mesafelerde faaliyet göstermesi ve operasyonlarını gerçekleştirebilmek için geniş kapsamlı yakıt ikmal kapasitesine ihtiyaç duyması gerekeceğini ifade etti.
Bu tür tehditlere karşı uçak gemilerinin ne ölçüde korunabileceğine ilişkin şüphelerini dile getiren Mearsheimer, böyle bir durumda avantajın savunmada değil, saldırı tarafında olduğunu belirtti.
Mearsheimer, gelecekte İran’ın uçak gemilerine yönelik tehditlerine karşı savunma sağlamanın çok daha zor olacağını ve bu nedenle söz konusu gemilerin İran kıyılarından mevcut duruma kıyasla daha uzak mesafelerde faaliyet göstermek zorunda kalabileceğini söyledi.
Amerikalı analist, yaşanan gelişmelerin uçak gemilerinin gelecekteki kullanım alanlarını geçmişe kıyasla önemli ölçüde daraltacağını vurguladı.
Mearsheimer son olarak ABD’nin uçak gemisi inşasına ayırdığı bütçeyi azaltması ve özellikle denizaltılar başta olmak üzere diğer deniz silahlarına yönelik yatırımlarını artırması gerektiğini savundu. Uluslararası ilişkiler teorisyeni, yalnızca stratejik açıdan değerlendirildiğinde böyle bir değişikliğin ABD’nin çıkarlarına hizmet edebileceğini, ancak Amerikan Donanması’nın kurumsal yapısının uçak gemilerine derinden bağlı olmasının bu dönüşümü zorlaştıracağını ifade etti.
