Aksa Tufanı’nın gerçekleşmesi, Batı dünyasında on yıllardır süren Siyonist propagandası ve İslamofobinin ardından Batı’da bir tür insani uyanışın başlangıcı olmuştur. Nitekim Paris’teki protestolarda Siyonistlerin on yıllardır sürdürdüğü İslam karşıtı ve Filistin karşıtı planların yenilgi belgesi olarak göndere çekilen, Filistin bayrağıdır. Bu husus, Şehit Devrim Lideri’nin Batılı gençlere yazdığı mektuptan da anlaşılmaktadır.
2020 yılında ‘Charlie Hebdo’ dergisinde İslam Peygamberi’ne (s.a.a.) yönelik hakaret içeren bir karikatürün yayımlanmasıyla, bu kez kalemden bir kılıç İslami kutsallara karşı çekildi. Bütün İslam dünyasında Müslüman ümmetinin öfkesini kabartan bu durum, Şehit Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in bu olaylara tepki göstermesine yol açtı.
Siyonist Amaçlarla İslam’ı ‘Ötekileştirme’
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce Batı dünyasının ‘ötekisi’ her şeyden önce Doğu dünyası ya da daha kesin bir ifadeyle komünizmdi. Nitekim ABD Başkanı Harry Truman, ‘Her millet farklı yaşam tarzları arasında bir seçim yapmak zorundadır’ diyordu. Truman’ın kastı, ya komünizme gidilmesi ya da kendisinin arzuladığı yol olan Batılı kapitalizm modeline doğru hareket edilmesiydi. 1357 (1979) yılında İslam Devrimi ile yeni bir modelin ortaya çıkmasıyla dünyadaki ‘iki yol’ devri pratikte sona erdi; ancak buna rağmen Batı, temel ötekisini kitleler halinde komünizm ve özelde Sovyetler Birliği olarak görmeye devam etti.
Bununla birlikte, Sovyetler Birliği’nin çökmesi uzun sürmedi. Batı’nın bu geleneksel ‘ötekisinin’ ortadan kalkmasıyla, Batı dünyası karşısında kendi birliğini sağlayabileceği düşmandan yoksun kaldı ve bu doğrultuda Batı için yeni bir canavar yaratılması gerekiyordu. Bu yeni canavar İslam’dan başkası değildi.
Bu nedenle zamanla Batı’da İslamofobi ile İslami kutsallara yönelik eylem ve hakaretler artış gösterdi. İşte bu sebeple Şehit Devrim Lideri 1393 (2015) yılında şöyle belirtmişti: ‘Yaklaşık yirmi yıldan bu yana —yani neredeyse Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana— bu büyük dini [yani İslam’ı] korkunç bir düşman konumunda göstermek için büyük çabalar sarf edildi.’
Bobby Sayyid de meşhur ‘Köktenci Korku’ (A Fundamental Fear) kitabında İslamofobiyi şöyle tanımlamıştır: ‘[Batı’da] Müslümanların varlığını bir tür ‘hayalet bilimi’ (fantasmoloji) üzerinden açıklayarak ruhlar ile Müslümanlar arasında kolayca bağ kurmayı amaçlayan bir düşünce akımı var olagelmiştir.’
Bu tablo Siyonizmin çıkarlarıyla tamamen örtüşüyordu; sanki İslamofobinin izlerini her şeyden çok Tel Aviv’de aramak gerekiyordu. Çünkü Siyonistler kendilerini Müslümanlar ve Araplar arasında ‘yalnız bir millet’ olarak görüyor, ‘İslam dünyasına’ karşı ‘Batı dünyasının siperi ve burcu’ olarak Batılı ülkelerce desteklenmeleri ve Filistin meselesine dair vahşi politikalarının arkasında durulması gerektiğine inanıyorlardı. Bu nedenle Şehit Devrim Lideri Şehriyer 1399 (Eylül 2020) tarihinde Charlie Hebdo’nun çirkin eylemine tepki göstererek, bunu ‘Siyonistlerin ve müstekbir devletlerin derin İslam karşıtı politikalarının’ hem de ‘Batı dünyasının siyasi ve kültürel mekanizmalarının İslam’a ve Müslüman toplumuna duyduğu kin ve nefretin’ bir ürünü olarak değerlendirdi. Gerçekte İslamofobi ve onun devamında Filistinlilerin haklarına karşı yürütülen propaganda, emperyalist hedefleri bölgede ilerletmek amacıyla istikbar ve Siyonizm akımlarının kesişim noktası olmuştur.
Aksa Tufanı; Batı’da Zihinsel Dönüşüm
Üç on yıllık İslamofobinin ardından, birçok Avrupalı ve Amerikalı gencin bilincinde ‘Mesele İslam değil, Siyonizmdi’ fısıltıları yükselmeye başladı! Başka bir ifadeyle, Batı’da onlarca yıl süren İslamofobi ve Filistin meselesine duyarsızlıktan sonra, Aksa Tufanı sonrası yaşanan olaylar bu alanda dengeleri değiştirmiş ve birçok toplumu Siyonistlerin dünyanın dört bir yanındaki plan ve eylemlerine karşı uyandırmıştır. İşte bu yüzden Filistin bayrağı Batı ülkelerinde defalarca göndere çekilmektedir.
Bu gelişmeler çeşitli kamuoyu yoklamalarına da yansımıştır. Örneğin Axios, Gallup Enstitüsü’nün anketini analiz ederek şöyle yazdı: ‘Gallup Enstitüsü’nün 25 yıllık anket tarihinde ilk kez daha fazla sayıda Amerikalı, İsraillilerden ziyade Filistinlilerle empati kurduğunu söylüyor.’ Axios devamında şunu belirtti: ‘İki taraf arasındaki fark —Filistinliler için %41’e karşı İsrailliler için %36— istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, son bir yıldaki değişim trendi Amerikan kamuoyunun İsrail’e karşı ne kadar hızlı olumsuzlaştığını göstermektedir; öyle ki İsrail ile empati oranı 12 ay içinde %10 azalmıştır.’
Kamuoyu araştırmaları ve anket alanında faaliyet gösteren İngiliz YouGov şirketi de araştırmalarının sonuçlarını şöyle sundu: ‘İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’da gerçekleştirdiğimiz son anket sonuçları, Batı Avrupa’da İsrail’e yönelik kamuoyu desteği ve sempatinin en düşük seviyesine gerilediğini göstermektedir.’
Hakikatte, Aksa Tufanı’nın gerçekleşmesinin Batı’da on yıllardır süren Siyonist propagandası ve İslamofobinin ardından bir tür insani uyanışın başlangıcı olduğu düşünülebilir. Nitekim Paris’teki protestolarda Siyonistlerin on yıllardır sürdürdüğü İslam karşıtı ve Filistin karşıtı planların yenilgi belgesi olarak göndere çekilen, Filistin bayrağıdır ve kademeli olarak hak arayışı fısıltıları her zamankinden daha fazla yükselecektir.
not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
