ABD İran’a Saldıracak mı?

Afganistan’daki “İstiklal Televizyonu” Başkanı Ahmedali Cebrayili, kaleme aldığı yazısında ABD’nin İran’a saldıracak mı sorusunu cevaplandırdı.

Cebrayili’nin yazısı şu şekilde;

“Bismillahirrahmanirrahim, Zalimlerin Helak Edicisi Allah’ın Adıyla”

Dost ve düşman çevrelerin zihnini meşgul eden en önemli sorulardan biri şu:

“ABD, İran’a saldıracak mı?”

Bu soruya herkes kendi eğilim ve bağlılıkları doğrultusunda olumlu ya da olumsuz yanıt veriyor. Ancak dostluk ya da düşmanlık duygularından bağımsız biçimde, konuyu rasyonel bir çerçevede ele aldığımızda ilk bakışta bir saldırı ihtimalinin mümkün göründüğü ifade ediliyor. Bu görüşü savunanlar çeşitli gerekçeler sıralıyor:

Saldırı ihtimalini savunanların öne çıkardığı başlıca gerekçeler:

  1. ABD’nin bölgeye bugüne kadar benzeri görülmemiş büyüklükte askeri yığınak yaptığı, dolayısıyla bir planının bulunduğu belirtiliyor.
  2. Batı ve ABD’ye göre İran’daki iç siyasi ve toplumsal şartların olası bir saldırıya elverişli olduğu ve zeminin geçmişe kıyasla daha uygun hale geldiği ileri sürülüyor.
  3. İran Silahlı Kuvvetleri her ne kadar tam hazırlık içinde olduklarını açıklasa da, ABD ve müttefiklerine karşı ciddi bir meydan okuma kapasitesine sahip olmadığı iddia ediliyor.
  4. Batılı çevreler, İran’daki sosyal ve siyasi ayrışmaların toplumsal bütünlüğü zedelediğini savunuyor. Bazı ABD’li senatörlerin son açıklamalarında da bu yönde değerlendirmeler yer alırken, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a “fırsatın kaçırılmaması” yönünde tavsiyelerde bulunulduğu öne sürülüyor.
  5. Müzakere süreci devam ederken dahi Trump ve ekibinin İran’da “rejim değişikliği” söylemini zaman zaman dile getirdiği, bunun en azından bir hedef ya da temenni olarak ortaya konduğu belirtiliyor.
  6. Batılı, İsrail merkezli ve kısmen Arap medya organlarının kamuoyunu etkileyerek direniş eğilimini zayıflatmayı ve tehdit algısını güçlendirmeyi amaçladığı iddia ediliyor.
  7. Bölge ülkelerinin bir kısmının İran’a yönelik husumet ya da ABD ve İsrail’den duydukları kaygı nedeniyle olası bir saldırıya örtülü ya da açık destek verdiği; ancak savaşın sonuçlarından da ciddi endişe duydukları ifade ediliyor.
  8. ABD’nin üstün askeri teknolojiye, güçlü ekonomiye ve Basra Körfezi, Hint Okyanusu ile Umman Denizi’ndeki yoğun askeri varlığına dikkat çekilerek bunun kesin bir savaş kararı anlamına gelebileceği savunuluyor.
  9. İran’ın özellikle savunma alanında kaydettiği ilerlemenin, kontrol altına alınmadığı takdirde Batı ve ABD için gelecekte ciddi bir rakip oluşturacağı ileri sürülüyor.
  10. İran’ın bölgedeki müttefik yapı ve hareketleri desteklemesinin İsrail ve Batı çıkarları açısından tehdit olarak görüldüğü; bu yapıları tamamen etkisiz hale getirmenin ise ancak İran’da rejim değişikliği ile mümkün olabileceği iddia ediliyor.

Bu çerçevede söz konusu görüşü savunanlar, ABD–İran savaşını “kaçınılmaz” ve ABD’nin zaferini “kesin” olarak değerlendirmektedir.

Karşı görüş: ABD saldırır mı?

Metinde yer alan karşı argümanlara göre ise tablo farklı okunmalıdır:

  1. Büyük çaplı askeri yığınak her zaman fiili saldırı anlamına gelmez; bunun müzakerelerde siyasi taviz koparmaya yönelik bir baskı aracı olabileceği belirtiliyor. Trump’ın müzakere sürecinde hem tehdit hem teşvik dilini birlikte kullanmasının bu stratejiye işaret ettiği savunuluyor.
  2. İran’daki protesto ve iç karışıklıkların sistemin çöküşüne yol açacağı yönündeki değerlendirmelerin abartılı olduğu, geçmişte başka ülkelerde yaşanan toplumsal olayların da rejim değişikliğine yol açmadığı hatırlatılıyor.
  3. İran Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlık ve kapasitesinin dışarıdan yeterince bilinmediği, ülkenin askeri caydırıcılığının yüksek olduğu ileri sürülüyor.
  4. İran’da farklı siyasi eğilimler bulunsa da, dış müdahale söz konusu olduğunda toplumsal birlikteliğin güçlendiği savunuluyor.
  5. ABD ve İsrail’in temel hedefinin İran’da rejim değişikliği olduğu; ancak mevcut sistemin geniş bir toplumsal tabana dayandığı ve bu nedenle dış müdahale ile değiştirilemeyeceği öne sürülüyor.
  6. Muhalif medya organlarının etkisine rağmen resmi söylem ve bazı yöneticilerin açıklamalarının kamuoyundaki tereddütleri azalttığı ifade ediliyor.
  7. İran liderliğinin, olası bir ABD saldırısının bölgesel savaşa dönüşeceği ve ABD çıkarlarının hedef alınacağı yönündeki açıklamalarının bölge ülkelerinde ciddi kaygı yarattığı belirtiliyor.
  8. Savaşların sonucunu belirleyen asıl unsurun teknoloji ya da ekonomi değil, “irade” olduğu savunuluyor. İran’ın geçmiş savaş deneyimlerine atıf yapılarak direnç kapasitesine vurgu yapılıyor.
  9. İran’ın bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemesinin Batı açısından stratejik bir endişe kaynağı olduğu; askeri baskının bu ilerlemeyi yavaşlatma amacı taşıyabileceği ileri sürülüyor.
  10. İran’ın Filistin meselesine verdiği desteğin ve bölgedeki ideolojik etkisinin uluslararası boyut kazandığı belirtiliyor. Ayrıca olası bir savaş halinde Rusya ve Çin’in İran’a destek verebileceği, bunun da denklemi değiştirebileceği iddia ediliyor.

ABD’nin bölgedeki askeri varlığının amacı ne?

Yazara göre ABD iki temel hedef güdüyor:

  1. İran’ı caydırmak ve müzakerelerde geri adım atmaya zorlamak; böylece küresel kamuoyuna baskı politikasının sonuç verdiğini göstermek.
    1. yüzyılın en büyük rakibi olarak görülen Çin’i çevrelemek ve küresel enerji hatları üzerinde kontrol sağlamak; aynı zamanda İsrail’in güvenliğini garanti altına almak.

Afganistan’daki “İstiklal Televizyonu” Başkanı Ahmedali Cebrayili

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın