ABD-İSRAİL-İRAN Çekişmesinde Sünnî Dünya

Bölge İslam Ülkeleri, ABD’nin İran’a vurmasını belli ki ABD’den daha fazla arzu ediyorlar, hatta can atıyorlar.  Bunu birkaç yönden öğrenebiliriz:

       1- Amerika’nın talimatıyla İran’daki yeni İslami Yönetim, daha önünü görmeden ABD’nin talimatıyla İran’a saldıran Saddam’ı civar ülkelerin kimi doğrudan, kimi dolaylı destek vermelerinden,

        2-Ülkelerdeki yayınlardan çıkarabiliriz. Nedeni de mezhep farklılığından değil. Mezhep işin bahanesi. İran’ın bölgede güçlü bir aktör olmasını istememelerindendir.  

       Ülkelerin yönetimleri, paralı softa ve aydınları(!) mezhebi değiştirmenin adeta dini değiştirmek kadar zor olduğunu biliyorlar. Ama İran Şiiliğ’i yayıyor propagandası ile, cahil halklarını korkutuyorlar. Amaç mezhep değişikliği değildir. Değil mezhep, din de gitse umurlarında olamaz. Yeter ki saltanatları yıkılmasın.

     Devletler, bu yönü ile tehlikenin kendilerine sıçramaması koşulu ile ABD’nin, İran’a saldırmasını isteyebilirler.

      Fakat Müslümanım diyen halklara ne oluyor ki, emperyalist blokun bir İslam ülkesine saldırmasına can atıyorlar. El insaf, Amerika, kime ne zaman huzur, refah, güven, istikrar getirmiştir ki, bölgeye Müslümanlara mazlumlara fayda getirsin, İran’daki halkları, düşünsün. İran’daki halkları düşünseydi, kırk yıldır ambargo koymazdı. İran yönetiminin varsa yanlışlarını düzeltmesi için, diplomatik yollarla eleştiri ve tenkidlerini yapabilirdi.

       Batı’nın vahşi insanı, yeni keşfedilen kıta yerlilerini soykırımdan geçirirken mi kıtaya medeniyet götürdü? Japon halkını kralın zulmünden kurtarmak için mi, Hiroşima’da, Negazaki’de atom bombasını denedi? Vietnam halkını uygarlaştırmak için mi, yıllarca orada katliam yaptı? Yarım asırdır Afganistan’a, Irak’a sefalet, yokluk, kan ve gözyaşından başka ne bıraktı?

      Amerika’nın vahşi, katliamcı, soykırımcı, sömürgeci tarihi bilinirken, İran’a saldırmasına gün sayanlar, Amerika’nın ve İsrail’in paralı kalemşörlerinden başka kim olabilir?

       Kanalın biri, her gün trolleri topluyor, konuşmalar altyazılarla özetleştiriliyor:

      Uçaklar silah yüklendi,

      ABD’den Görülmemiş Yığınak,

      ABD Armadası Körfezde

      ABD, İran’ı Her An Vurabilir

      Körfezde Geri Sayım

      Saldırıya Gün Kaldı,

      Bu Gece Saldırabilir,

      Saldırı Planları Netleşti(sanki planları kendileri yapıyor)

      Ortadoğu’da Savaş İçin Geri Sayım.

      Arzu etmem ama doğru olsa, bu son başlık doğru olabilir. Çünkü İran söylüyor. Bana saldırı olsa, bölgedeki ABD üslerini vururum. Bence bu blof değil. İşte o zaman bölge savaşına dönüşebilir, Allah korusun. Olan mazlum halklara olur.

       Bu manşet bilgilerini bunlara kim veriyor? Canları mı böyle istiyor? Yoksa efendileri mi kendilerine bildiriyor.

       Haftalardır, ha vurdu, ha vuracak! Bir yanda sıkışmış durumdaki Netenyahu Trump’ı kışkırtıyor. Muhtemelen elindeki belgelerle şantaj yapıyor. Öbür yandan ABD, kar ve zararın hesabını yapıyor; İran’ın Venezuela olmadığını, İran halkının da Venezuela halkından farklı yüce değerler için şehadete hazır olduğunu, bu tür durumlarda kenetlendiğini çok iyi biliyor. En ufak bir hareketin kendisine ekonomik ve politik nelere mal olabileceğini da biliyor. Amerika çıkarını düşünüyor. İşi müzakerelerle uzatarak onurunu kurtarmaya ve Latin Amerika’da yaptığı gibi bölge devletçiklerini korkutmaya çalışıyor.

         Diyelim ki, geçen sefer gibi birkaç operasyonda bulundu, milyonların şehadeti ile tesis edilen rejim mi değişecek?  Kim gelecek? Daha mı iyi olacak? Yoksa şimdiki ülkelerde olduğu gibi emperyalizmin kukla yönetimlerinden farklı bir şey mi olacak? Hele hele, yahudilerle ağlama duvarı önünde niyetini, şahsiyetsizliğini, teslimiyet ve uşaklığını şimdiden ortaya koyan şahın oğlu gibi bir soytarıya mı kaldı, köklü tarihi olan, yüz milyon nüfusa yaklaşan İRAN? Babasının gider ayak milyonları katlettiğini unuttu mu İran halkı?

       İran’ın elbette ki eksiklikleri, hataları olabilir. Bölge devletleri zemzemle yıkanmış değil herhalde. Ama madem ki, İran İslamî yönetimle yönetildiğini iddia ediyor. O zaman diğer laik, seküler, diktatöryal yönetimlerden farklı olması gerekir denebilir. Bu durumda ona emperyalist güçlerin saldırmasına sevinmek değil, hatalı, yanlış icraatlarını ona hatırlatmak gerekir. Örneğin İsrail’in İran’a saldırması karşısında Mısır merkezli İhvan-ı Müslimîn hareketinin “aramızdaki ihtilaflar bizi ilgilendirir. Ama küfrün, emperyalizmin İran’a saldırmasının karşısındayız, İran’ın yanındayız” tarzındaki onurlu beyanat ve duruşunu, tüm Müslümanların göstermesi gerekir.

       İran’ın İtham edildiği en önemli hususlar:

       1-Mezheb İhracıdır. Tüm dinler, insanların yaşamaları için gönderilmemiş midir? Binlerce misyoner Hristiyanlığı tebliğ için dünyayı dolaşır. İslam da insanlar uygulasın diye gönderilmiş. Binlerce din görevlisi yüzlerce camiler ve derneklerle dünyanın her bir köşesinde Sünni versiyonu ile dinin tebliği yapılmıyor mu? Bundan doğal bir şey var mı? İran, mezhep tebliğini yapmaz ise, hatadır.

         Ama Sünni dünyada Muaviye’den günümüze kadar, din egemenlerin propagandasını yaparsa kabul görür. Yani din, devletin emrine girmiştir.

        Kur’an ve sünnete uygun dini anlatan bilginler hep zulüm görmüşlerdir. Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Ramazan el-Buti, İskilipli Atıf Hoca, şiiliğin propagandası mı yapıyorlardı ki, idam edildiler? Bediüzzaman hazretleri Şii miydi yıllarca zindan hayatı yaşadı? Ölüsünden bile korktular, kabrini yok ettiler.

       Dini tebliğ, şiddet içermeden, her inananın farz derecesinde görevidir. Elbette herkes kendi bakış açsıyla/mezhebiyle

      Ben sünniyim. Zaman zaman İran’ın değişik bölgelerini gezerim. Küçük bir bölge hariç, Kürtlerin tümü ve türkmenlerin de çok azı  sünnidir. Sünni her köyde bir-iki büyük cami var. Şehirlerde de her mahallede Sünni camiler var. Hatip cuma günleri köyde ve şehirde, va’z ve hutbeyi (sesi dışarı vererek) Kürtçe okur. Ne halktan, ne de yönetimden en ufak bir tepki olmaz. Ben bazan şia camilerine giderim. Bilerek, tepkiyi öğrenmek için tümüyle Şafii ritüeli ile namaz kılarım, taş kullanmam. Selamdan sonra sağ ve sol taraftan benimle musafaha ederler/tokalaşırlar. Halbuki mezhep bağnazlığım yok, hepsini çok takdir ederim. Yine şia Müslümanların evlerine misafir oldum. Gayet hürmet gördüm.

       2-İranın eleştirildiği ikinci konu: İdamların çokça uygulanması. Şahsen ben de, idamların tümünün İslam’a uygun olmadığını düşünüyorum. Örneğin: İslam’da ceza suç ile orantılı olur. Fakirlik, cezayı kaldırır. Suç malzemesi yaygınsa yine ceza kalkar. Uyuşturucu için yapılan idamlar, hapis cezasına dönüştürülebilir.

      Hele siyasi, düşünceye dayalı suç olmaz. Devlet ve millet düşmanlığına dönüşmediği sürece. Medyadan duyduğumun dışında, bu tür idamlar ile ilgili ciddi bir malumatım yok.

      Ama Suudi Arabistan’daki el kesmeler, coğrafyadaki kitlesel katliamlar, ne batı ne de İslam dünyasında dile getirilmez. Hacca gidenler, siyahilerin çoğunun elinin kesik olduğunu görmüşlerdir. Birkaç riyal kaçırmış diye eli kesilmiş. O aç olan siyahinin kesilen elinin hesabını, milletin trilyonlarını Trump’a sunandan, Allah sormayacak mı?

      Halepçe ve benzeri Kürtlere yapılan katliamlar hiçbir müslümanın vicdanını rahatsız etmedi.

       3-İran’ın eleştirildiği üçüncü önemli konu: Suriye’deki eski rejim dönemindeki katliamlara destek vermesi.

        Elinsaf! Suriye devletinin kuruluşundan itibaren zulüm ve katliamları durmadı. Onları da mı İran yapıyordu. İhvan-ı Müslimin’in Suriye’deki Karargahı hükmündeki Hama’da şehir yerle bir edilip toplu katliam yapılırken de mi İran yaptı? Suriye’nin katliam yapması için İran’a ihtiyacı mı vardı? Son on yıldaki katliamlara gelince, Suriye’yi mecalsiz bırakıncaya kadar, halk ile rejim çatışmasının Siyonizm ve batı emperyalizminin planı olduğunu görmemek, kör olmayı gerektirir.

      Pek çok İslam ülkesini gezdim. Samimi söylüyorum, İran’daki sosyal yardımı, özgürlüğü, güveni, adaleti coğrafyamızdaki bir başka ülkede göremedim. Bunun binlerce örneğine şahidim.

 

                                                                                                                            23.02.2026

                                                                                                                          Hüseyin Yıldız

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın