Akdeniz Gazından Türkiye ile Güç Mücadelesine

İşgalci rejimin meşruiyet krizinin gölgesinde Tel Aviv, Atina ve Lefkoşa arasında düzenlenen üçlü zirve, enerji ve Türkiye’nin çevrelenmesi ekseninde gerçekleştirildi ve Akdeniz ittifakının yeni boyutlarını ortaya koydu.

Siyonist rejimin siyasi ve diplomatik çevreleri, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında gerçekleştirilen son üçlü zirveyi geniş biçimde ele aldı. Bu toplantı, taraflar arasındaki yakın ve özel ilişkilerin bir göstergesi olarak değerlendirilirken, ilişkilerin kurumsallaşmasından bu yana bu düzeyde yapılan onuncu toplantı olma özelliği taşıyor.

Zirve, Gazze’de savaş ve soykırım devam ederken ve işgalci rejime yönelik uluslararası sert eleştiriler sürerken, işgal altındaki Kudüs’te düzenlendi.

Arapça yayımlanan Arab21 internet sitesinin aktardığına göre, üçlü zirve Tel Aviv ile Ankara arasında sertleşen söylemlerle eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Bu söylemlerin, stratejik bir mantıktan ziyade işgalci rejimin iç çıkarlarına hizmet ettiği ve çok sayıda bölgesel dosyada artan anlaşmazlıklar sürerken tarafları çatışmaya sürükleyebileceği belirtiliyor.

İsrail’in eski Kıbrıs Büyükelçisi ve “Mitavim” Bölgesel Dış Politika Enstitüsü araştırmacısı Michael Harari, “Yunanistan ile İsrail arasındaki ilişkiler yaklaşık 15 yıl önce başladı. Bu ilişkiler, Doğu Akdeniz’de gaz keşifleri ve Arap Baharı gelişmeleri etrafında şekillenen, stratejik çıkar yakınlığına dayanıyordu. Bu süreç Arap dünyasını zayıflatırken, Türkiye ve bölgedeki politikalarına yönelik ortak endişeleri de artırdı” dedi.

Harari, “İsrail–Yunanistan–Kıbrıs üçgeni, yıllar boyunca ayakta kalmayı başarmış dikkat çekici bir diplomatik ve hesaplama çerçevesidir. Hatta Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır gibi diğer ülkelerin de bu modeli izlemesine ilham verdi. Daha sonra ABD de bu yapıya katıldı (3+1 formatı) ve benzer eğilimlere sahip başka ülkeler de davet edildi” ifadelerini kullandı.

Harari ayrıca, “Bu üçgenin tamamlayıcısı olarak Ocak 2019’da kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na da değinmek gerekir. Yedi üyeden oluşan bu forumda Mısır, Ürdün, İtalya, Filistin Özerk Yönetimi, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs yer alıyor. Bu bölgesel yapı, zorluklara rağmen savaş ve dramatik bölgesel gelişmelerle dolu yıllar boyunca güçlü bir çerçeve oluşturmayı başardı” dedi.

Harari, “Bu tablo, Türkiye’nin yeni bölgesel haritanın dışında bırakılmasıyla özetlenebilir. Bu bölgesel örgütlenme, esas olarak gerçek ortak çıkarlara dayalı iş birliği oluşturmak ve Türkiye kaynaklı meydan okumayla yüzleşmek amacıyla kuruldu. Üç ana ortak —İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs— her ne kadar tamamen aynı çıkarlara sahip olmasalar da bu meydan okumaya karşı aynı çizgide duruyor” diye konuştu.

Üçlü zirveyle eş zamanlı olarak Kahire ile Ankara’nın ilişkilerini kayda değer ölçüde iyileştirdiğine dikkat çeken Harari, “Gaz Forumu’nun diğer üyeleri de üyelikleri aracılığıyla kendi çıkarlarını korumaya çalıştı. Üçlü zirve, ortak bildiride ve Binyamin Netanyahu’nun basın toplantısındaki açıklamalarında da görüldüğü üzere, üç ülke arasındaki güvenlik–stratejik iş birliğine odaklandı” dedi.

Harari, “Türkiye adı açıkça anılmasa da zirvenin ana odağının bu ülke olduğu açıktı. ‘Üçlü hızlı müdahale gücü’ kurulmasına dair raporlar ve İsrail ile Türk medyasında yer alan ‘Türkiye’ye karşı cephe’ başlıkları bunu net biçimde ortaya koydu. Özellikle son aylarda Yunanistan–Türkiye ilişkilerinde artan gerilimle birlikte, Suriye sahasında İsrail ile Türkiye arasında bir nüfuz rekabeti yaşanıyor” ifadelerini kullandı.

Harari ayrıca, “Kıbrıs’taki uzun süredir devam eden ihtilaf, adanın kuzeyinde yeni liderin seçilmesi ve Kıbrıs ile Lübnan arasında deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik anlaşmanın imzalanmasıyla yeni bir aşamaya girdi. Üçlü bildiri, Trump’ın 20 maddelik planına ve Gazze’ye insani yardımlara destek verdi; bu süreçte Yunanistan ve Kıbrıs’ın rolü vurgulandı. Ayrıca iki ülkenin yer aldığı ABD sivil–askeri koordinasyon merkezine destek ifade edildi. İsrail ise, Yunanistan ve Kıbrıs’ın uzun vadeli hedef olarak benimsediği Filistin devleti konusuna değinmeksizin, yalnızca kendini savunma hakkını öne çıkardı” dedi.

Harari sözlerini şöyle tamamladı: “Beklendiği üzere zirvenin önemli bir bölümü enerji ve üç ülke arasındaki iş birliğine ayrıldı. Özellikle Hindistan’dan başlayıp Körfez üzerinden Avrupa’ya uzanan ve İsrail, Kıbrıs ile Yunanistan’dan geçen altyapı ve enerji hattını kapsayan ‘IMEC’ projesi ön plana çıktı. Ayrıca, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin son anlaşmanın ardından Lübnan’a özel bir ilgi gösterildi.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın