“İran İslam Cumhuriyeti, 47 yıldır kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışıyor, kendi teknolojisini kendisi üretiyor ve tüm bu sıkıntılarına rağmen Amerika’ya, Siyonist rejime, onların dostlarına karşı direnen HAMAS, Hizbullah, Ensarullah gibi direniş güçlerine para ve silah desteğinde bulunuyor.Hiç kuşkusuz bu sadece İran’ın savaşı değil…”
Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyor ama özellikle aydınlarımız, gazetecilerimiz, medya organlarımız bilmezden geliyor. İran İslam Cumhuriyetinde olup bitenleri halka, okuyuculara, dinleyici ve izleyicilere aktarırken düşmanca bir dil kullanıyor. Ne acı bir durum! Bu ülkenin kendisi de Amerika’nın baskısı ve tehdidi altındayken, bu ülkenin medyası İran’da olup bitenleri anlatırken Amerika’nın, Siyonist rejimin, Avrupa’nın dilini kullanıyor. Onların argümanlarını kullanıyor. Sanki Amerika değil de İran suçluymuş, bunu hakkediyormuş gibi bir hava yaratıyor.
İnsaflı birkaç medya organı hariç Türkiye medyası ne yazık ki Batılı sömürgeci medya organlarıyla aynı dili kullanıyor. İslam Cumhuriyetini desteklemek için meydanlara dökülen milyonları görmüyor, görmezden geliyor, yok sayıyor. Ama sokakları, camileri ateşe veren MOSAD ve CIA destekli birkaç bin magandayı sanki tüm İran halkıymış gibi manşetlere taşıyor, “İran’da halk rejime karşı ayaklandı”, “İran’da rejim bu gece mi düşecek” gibi algılarla Amerika ve Siyonist rejimin politikalarına hizmet ediyor.
Herkes biliyor ki İran’da magandaların dışında yapılan gösteriler her zaman her ülkede rutin olan gösteriler. Mesela şu an Amerika’nın kendisinde bile yüz binler göçmen kanununu protesto etmek için meydanlarda gösteri yapıyor. Fransa’da hemen hemen her ay yüz binler yönetimin politikalarını protesto etmek için meydanlara çıkıyor. Birçok ülkede grevler yapılıyor, hatta göstericiler polislerle çatışıyor. Ama hiç kimse halk ayaklandı, rejim düştü, düşecek demiyor. Hatta çoğu defa bu gösteriler haber yapılmaya bile değer görülmüyor.
Kuşkusuz bu algı ve propagandanın amacı Amerika ve Siyonist rejimin, İran İslam Cumhuriyetine saldırmak için zemin hazırlamak, saldırıyı meşrulaştırmaya çalışmak, biz İran’a özgürlük ve demokrasi götürmek istiyoruz, diktatör molla rejimine karşı İran milletinin yardımına gitmek istiyoruz yalanıyla halkları uyutmaktır.
Ve ne acıdır ki, yarın sıranın kendisine de geleceği kuvvetle muhtemel bu ülkenin medyası bu algıya hizmet etmekte, bu hayâsız saldırıya çanak tutmakta bir beis görmemektedir.
Hâlbuki Amerika’nın, israilin, Batılı sömürgeci ortaklarının tek derdi İran’a boyun eğdirmek, İslam Cumhuriyetini teslim almaktır. Amerika, Venezuela’dan ne istiyorsa İran’dan da aynısını istemektedir. Diğer ülkeler gibi boyun eğmesini, petrol ve doğalgazını Amerikalı şirketlere peşkeş çekmesini, emperyalist politikalarına onay vermesini, Şah zamanına geri dönüp bağımlı, uşak bir yönetim olmayı kabul etmesini dayatmaktadır Amerika, İran İslam Cumhuriyetine…
İran, petrol ve doğalgaz zengini bir ülke… Şimdiki İran nüfusunun birkaç katını doyurabilecek kapasiteye sahip… Ama İslam Devriminden bu yana 47 yıldır Amerika ve Amerika’nın güdümündeki küresel sistemin insafsız ambargosu altında. 47 yıldır korkunç bir ambargoyla açlığa, yoksulluğa, ekonomik darboğaza mahkûm edilmeye çalışılıyor. Petrolünü, doğalgazını satmasına engel olunuyor. Çok sayıda temel ihtiyaç maddesini almasına müsaade edilmiyor.
İran İslam Cumhuriyeti, 47 yıldır kendi imkânlarıyla ayakta durmaya çalışıyor, kendi teknolojisini kendisi üretiyor ve tüm bu sıkıntılarına rağmen Amerika’ya, Siyonist rejime, onların dostlarına karşı direnen HAMAS, Hizbullah, Ensarullah gibi direniş güçlerine para ve silah desteğinde bulunuyor.
Hiç kuşkusuz bu sadece İran’ın savaşı değil… Siyonist rejime karşı mücadele eden Hizbullah’ın, HAMAS’ın ve diğer direniş güçlerinin savaşının sadece onların savaşı olmadığı gibi. Bu Amerika ve Batılı sömürgeci güçlerin İslam topraklarını sömürü ve talan istilasına karşı verilen bir savaş. Ve bu savaşta tüm Müslümanlar yer almalı. İslam ümmeti hep birlikte bu çağdaş Moğol ve Haçlı istilasına karşı durmalı. Ümmetin kaderini tayin edecek bu savaşta hiç kimsenin tarafsız kalma hakkı olmamalı ve olamaz da…
Sadullah Aydın/ doğruhaber
