RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Amerikan Hoyratlığı!

Amerikan Hoyratlığı!
05.02.2017 © RAST HABER

Donald Trump neden İran, Irak, Suriye, Yemen, Libya, Somali ve Sudanlılara ABD’ye giriş yasağı getirdi? Gücün dayanılmaz savurganlığı mı? Doğudan batıya farklı çevrelerde tartışıldığı gibi bu bir ‘Müslüman yasağı’ mı? Amaç gerçekten göçmen dalgasını ve terör saldırılarını önlemek mi?

Trump bu yasakla sadece ABD’nin değil Müslüman dünyanın çelişkilerini de açığa çıkardı. Yasak bir yandan Quebec’teki camiye saldırıda olduğu gibi çatışma fırsatçılarını tetiklerken diğer yandan farklı kültür ve dinler arasında birlikte yaşam potansiyelini harekete geçirdi. ABD’de Hıristiyan ve Yahudi kimliğini öne çıkaranlar dahil geniş bir yelpaze insanlar Müslümanlara sahip çıktı. Buna karşın İslam dünyasının ezici çoğunluğu bu yasağa duyarsız kaldı. Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ‘küresel cihat’ ağına en fazla militan veren ülkeler listeye girmedi. Aksine bu ülkeler Trump döneminde de Amerikan müttefiki olarak yerlerini korudu. Haliyle yasak kapsamında olmayan ülkeler bu ucube karar karşısında sessiz kalmayı tercih etti.

VİYANA’DA BAŞKA BİR SES

Trump’la tekrarlanan Amerikan hoyratlığının yansımalarına geçmeden önce Viyana’da katıldığım bir etkinlikten bahsedeceğim. Trump’ın kararı Amerikan havaalanlarında çarpıcı insan hikâyeleri eşliğinde infial yaratırken Avusturya’nın başkentinde düzenlenen bir konferansla mülteciler kucaklandı. Mekân olarak yola dair hikâyelerimizi taşıyan tren hangarı seçilmişti. Dekor olarak da Ege’yi boğulmadan aşmayı başaran göçmenlerin sahile ulaşınca sırtlarından çıkarıp attıkları can yelekleri seçilmişti. Yeleklerle organizatörün ismi yazılmıştı: NOW.

Holocaust’tan kurtulan ve Yaser Arafat’ı BM kürsüsüne taşıyan eski Başbakan Bruno Kreisky’nin takipçileri bugün de ana akıma karşı duruyor. Bruno Kreisky Forumu ve Arafat’ın dostu Karl Kahane anısını yaşatan Kahane Vakfı’nın öncülüğündeki konferansın mimarları arasında Kahane’nin kızı Patricia Kahane, Filistin asıllı Avusturyalı müzisyen Mervan Abado, sanatçı André Heller, Filistin asıllı akademisyen Viola Rahep gibi isimler yer alıyor.

İki gün süren konferansa 3 milyona yakın mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye ve nüfusunun üçte biri ya da dörtte biri kadar mülteci barındıran Lübnan ile Ürdün gibi ülkelerin yanı sıra göçmen akınıyla panikleyen Avrupa’dan uzmanlar katıldı. Özellikle mülteci çocukların durumuna dikkat çekildi: Cinsel istismara mazur kalanlar, çocuk yaşta evlendirilenler, fuhuş ve organ mafyasının eline düşenler, ailelerinden koparılanlar ve eğitim süreçlerini kaçırıp işçi olanlar. Bizzat mülteci çocuklar kendi umuda yolculuk hikâyeleriyle neden herkes gibi insanca yaşamayı hak ettiklerini herkese iliklerine kadar hissettirdi. Mülteci çocuklar ve onlara kucak açanların ortak orkestrası Batılılara korkulacak bir şey yok dercesine sahne aldı. Sınırları aşan bir duygudaşlık!

Avrupa sağı, hatta sosyal demokrat iktidarlar zemin kaybetmemek için mülteci haklarını kirli pazarlıklara açarak berbat bir sınav verdi. Trump’ın zaferi ve göçmen karşıtı politikası Avrupa’da aşırı sağın yelkenlerini şişirirken temel haklar konusunda şampiyonluğu kimseye bırakmayan bu coğrafyanın insani sorumluluğunu hatırlatan NOW gibi hareketlerin girişimler önemli.

BATI’NIN KAÇAMAYACAĞI BİR SORUMLULUK

Trans-Atlantik hattının sorumluluğunu objektif olarak tespit edeceksek, bunu, göçmenlerle ilgili tartışmaları Batılı müdahaleciliğin yol açtığı sonuçlardan uzak tutarak yapamayız.

NOW’un konferansında verilen bilgilere bakılırsa 2016’da Avrupa’ya 300 bini çocuk olmak üzere 1.2 milyon sığınmacı geldi. Bunların yüzde 70’i Suriye, Afganistan ve Irak’tan.

Irak ve Afganistan durduk yere insanların kaçtığı birer cehenneme dönüşmedi. ABD’nin örtülü ve açık müdahaleleri bu ülkeleri bu hale getirdi. Suriye de, Amerikan müdahaleciliğinin vekâlet savaşıyla hedef aldığı son yer oldu. Haliyle bir avuç göçmeni bahane edip Nazizmin küllerine üfleyenler, onlarca yıllardan beri mimarı oldukları Ortadoğu düzeninin çatışma ve insani trajediler üreten sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda.

Burada bir diğer çarpıcı nokta da Trump’ın, mülteci botlarının Yunanistan ve İtalya sahillerine değil de Miami ya da Virginia sahillerine vuruyormuş gibi davranmasıdır.

KÖRFEZ’İN DOKUNULMALIĞI

Mızrağın çuvalı deldiği ikinci nokta ise mülteci düşmanlığına malzeme yapılan ‘terör tehdidi’ dillendirilirken şiddete tapanlara ve aşırılıkçılığa kaynaklık eden ülkelerle ilgili sergilenen ikiyüzlülüktür.

Bu yüzden Trump’ın niyetine dair soruların meşruiyeti artıyor. Mesela İran’da hem reformcu hem muhafazakar medya Trump’ın soruna kaynaklık eden ülkeleri değil İran ve müttefiklerini hedef aldığına dikkat çekti.

Mültecileri terörle birlikte ananların Amerika ve ortaklarının onlarca yıldır döşediği ‘küresel cihat otobanı’na dair atladıkları bir gerçeklik var. National Bureau of Economic Research’ün (NBER) Nisan 2016’da yayımladığı rapora göre IŞİD’e savaşçı veren ülkeler arasında Tunus 6000 ve Suudi Arabistan 2500, Rusya Federasyonu 2400, Türkiye 2100, Ürdün 2000, Fransa 1700, Fas 1200, Lübnan 900, Almanya 760, Britanya 760, Endonezya 700, Mısır 600, Belçika 470 savaşçı ile ilk sıralarda yer alıyor. Suudilerin sayısını Tunuslulardan fazla veren kaynaklar da var.

Yine benim yerel kaynaklardan edindiğim bilgilere göre IŞİD’in Rakka’da tesis ettiği emirlikte işleri asıl evirip çevirenlerin çoğu Suudiler, Cezayirliler ve Tunuslular. Biraz geriye gittiğimizde Irak’ta Amerikan işgali sırasında Irak İslam Devleti’nin ortaya çıktığı dönemde Suudi Arabistan’ın militan vermekte başı çektiğini görüyoruz. 2007’de koalisyon güçlerinin Şengal’de ele geçirdiği ve “Sincar Belgeleri” diye anılan dosyalara göre savaşçıların yüzde 41’i Suudi, yüzde 19.2’si Libyalı, yüzde 8.1’i Yemenli, yüzde 8’i Suriyeli, yüzde 7.1’si Cezayirli, yüzde 6.1’sı Faslı, yüzde 1.9’u Ürdünlüydü.

Haliyle sorulmalı: Cihadi selefilerin insan, fikir ve para kaynağı olan Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelere dair neden hiçbir önlem yok? Bu ülkeler neden dokunulmaz? Bakın eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Aralık 2009’da gizli bir yazışmada, ABD’nin ortaklarına dair şu tespiti yapıyor:

“Suudi Arabistan’daki bağışçılar dünya çapındaki Sünni terörist gruplarının en önemli mali kaynağını teşkil ediyor… Suudi Arabistan El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe ve diğer terörist gruplara en önemli mali destek üssü olmaya devam ediyor. Bu gruplar her yıl genelde Hac ve Ramazan döneminde milyonlarca dolar bağış topluyor… Riyad bağış toplanmasını önlemek için çok az önlem aldı.”

Clinton, Suudi yönetiminin bazı düzenlemeler yapsa da Uluslararası İslami Bağış Teşkilatı, Rabıta ve Dünya Müslüman Gençlik Meclisi’nin farklı ülkelerde aşırılıkçılığı fonlamaya devam ettiğine dair istihbarat raporları olduğunu not ediyor. Aynı durum Kuveyt, Katar ve BAE için de geçerli. Clinton’a göre bu üç ülkedeki bağışçılar El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe gibi örgütler için önemli kaynak özelliği taşıyor. Ayrıca Kuveyt para transferinde kullanılıyor. Kuveyt, Arap komşuları aleyhine faaliyeti yasaklarken terörün finansmanını suç saymayan bir ülke.

Peki, tablo buyken ABD’nin ortaklarıyla ilgili tutumu nedir? ABD, en az 40 yıldır cihatçı üreten operasyonlarda suç ortağı olan Körfez’in şeyhlerine bir şey diyebilir mi? Trump, çıkarları ‘daim’ eylemekten başka bir şey yapabilir mi?
Bir kez daha hatırlatmakta zarar yok: 11 Eylül saldırılarını düzenleyen 19 hava korsanından 15’i Suudi Arabistan vatandaşı olduğu halde ABD önce Afganistan’ı, ardından Irak’ı işgal ederek genişletilmiş Ortadoğu projesini yürüttü. FBI’ın El Kaide’yi finanse eden Suudi prensleriyle ilgili dosyası hayli kabarık olduğu halde Suudi-Amerikan ortaklığına zerre miktarı helal gelmedi. Cumhuriyetçi seleflerinin hedef almadığı Suudi Arabistan’ı bu ülkede sekiz şirketiyle faaliyet yürüten Trump hedef alacak değil ya!

Trump’ın görüşüp ittifak ilişkisini teyit ettiği liderlerin başında Suudi Kralı Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden Ebu Dabi Veliaht Prensi ve Başkomutan Yardımcısı Şeyh Muhammed bir Zayed geliyor. Beyaz Saray’a göre Tump, muhataplarıyla İran’ın istikrarı bozan faaliyetleriyle mücadele etme konusunda anlaştı. Suudiler petrolün diliyle konuşup anlaşabilecekleri Exxon Mobil’in CEO’su Rex Tillerson’un Dışişleri Bakanlığı’na aday gösterilmesinden dolayı ziyadesiyle memnun olmalılar. Yine cihatçılar için kuluçka fabrikası işlevi gören Pakistan da Trump’ın kara listesinde değil. Trump, seçildikten sonra Başbakan Nevaz Şerif ile görüşerek Pakistan’la dostluğun süreceğini teyit etti.

Amerikan hoyratlığına parmak basarken hiçbir ülkeye vize yasağı konulmasını onaylıyor değilim. İnsanların toplu olarak cezalandırıldığı yasaklar, ambargolar ve ablukalardan insanlık çok çekti. Bu türden önlemler mağduriyetler yaratmaktan başka işe yaramadı, yaramayacak da. Bu tür yasaklar en fazla işleri, eğitimleri ya da evlilikleriyle Batı toplumuna entegre olmuş insanları mağdur ediyor.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER