Amerikancılığın Çıkışsızlığı

Hakan Fidan dün konuk olduğu canlı yayında Amerikancı çizgisini bir kez daha teyitlerken, bunu yer yer İsrail’i hedef alarak dengelemeyi denedi. Bir ülkenin dini liderinin öldürüldüğü, okullarının, hastanelerinin hedef alındığı saldırıyı durdurmak için “çok da aşağılanmadan ABD’ye bir şeyler verilmeli” tavsiyesinde bulunan Fidan, bir de ev ödevi hatırlatması yaptı. Belli ki enişteden gelen istihbaratı unutarak…

AKP iktidarı uzun süredir yaşadığı tıkanmayı ve yönetme krizini güçlü bir Amerikancı rotayla aşma arayışında.

Bu arayış AKP’nin özellikle dış politikada ABD emperyalizminin tüm saldırganlığının arkasında hizalanmasına neden oluyor.

Venezuela’nın devlet başkanı kaçırıldığında buna tepki gösteren Cumhurbaşkanı Danışmanının mesajını anında sildirecek kadar ABD karşıtlığına tahammülsüz olan AKP, komşu ülke İran’a yönelik saldırı sırasında da benzer bir tutum içinde.

Bu kez savaşın Türkiye sınırında olmasının yanı sıra, İsrail’in bölgede güç kazanması ve dengelerin Türkiye aleyhine bozulma ihtimalinden korkan AKP hükümeti İran meselesinde görece dengeli bir tavır sergilemeye çalışsa da, Fidan’ın açık ettiği üzere, bu dengeciliğin altında da bir Amerikancılık yatıyor.

Bunun bir diğer göstergesi, İran’ın dini lideri Hamaney’in katledilmesi sonrası “üzüntü” duyduk açıklaması yapıp ABD’nin adını dahi anamayan AKP’nin, yüzlerce sivilin öldürülmesine de sessiz kalması oldu.

Bu sessizlik ve örtülü desteğin son işareti dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın TRT canlı yayınında dile getirdiği sözler oldu.

ABD’ye teslim olmayan herkes suçlu mu?

“İranlılar bir şeyleri verme karşısında bir takım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail’in muazzam bir baskısı var. Ben şuna inanıyorum, yani İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün 28 Şubat itibariyle de savaş başladı.”

“(İran liderliğinin öldürülmesi) Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor.”

Bu sözleri aslında birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Fidan, yayının başında İran’ın savaş çıkmaması için gösterdiği çabadan söz ederken, sonrasında tavrını, esas niyetini belli edecek şekilde değiştiriyor.

Bir anda İran, ABD emperyalizmi ve dolaylı olarak İsrail siyonizmine tam teslim olmamakla suçlanıyor.

Ülkenin liderinin katledilmesini “fırsat penceresi” olarak tanımlamak gibi bir Dışişleri Bakanı için son derece “tuhaf” bir değerlendirmeye imza atan Fidan, İran’a “kendinizi çok aşağılatmayacak bir yol bulun ve teslim olun” diyor.

Fidan, tüm bu değerlendirmeler sırasında İsrail’i kendisi için bir koruma kalkanı olarak kullanıyor ve saldırganlığın merkezine sadece Netanyahu adlı haydutu koyuyor.

AKP iktidarının soykırımcı İsrail ile hâlâ ticari ilişkileri sürdürdüğünü, İsrail’e yakıt tedarikinin ülkemiz üzerinden sağlandığı gerçeğini bir kez daha not edip devam edelim.

Evet, Fidan, son derece alışıldık bir oyunla, zaten nefret objesi olmuş İsrail paravanını kullanıp, kendi Amerikancılığını meşrulaştırmaya çalışıyor.

İran’ın ABD üslerini hedef alması “inanılmaz yanlış”mış…

Fidan, İran’ın son derece planlı şekilde, ABD’ye savaşın ve saldırının maliyetini gösterdiği stratejiyi de beğenmiyor.

İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef alması ve ABD’yi zora sokmasını “inanılmaz yanlış” bulduğunu belirten Fidan, şunları söylüyor:

“Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu. Aslında İran’ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu. Ama buna rağmen İran’ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman’ı, Katar’ı, Kuveyt’i, Bahreyn’i, Suudi Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Ürdün’ü, bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Bölgedeki riski, zaten çok ciddi yükseltiyor. Ama diğer taraftan kendi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji, dostlarımız açısından baktığımız zaman da kendi değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus.”

Sonra devam ediyor:

“Bu noktada İsrail’i de durduracak aktör Amerika. Amerika’ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler, işte bu ülkeler, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri. Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz, bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum.”

İran’a saldırı için kim kimi kışkırttı, Rubio’nun dediği gibi İsrail mi ABD’yi ittirdi, yoksa Trump’ın dediği gibi ABD mi İsrail’i zorladı… Savaşı durdurmaya ABD mi İsrail’i zorlar, İsrail mi ABD’yi… 

Bunların bir yerden sonra önemi yok. Saldırı iki haydut tarafından koordineli şekilde gerçekleştiriliyor.

İran da bu koordineli saldırıya kendi savunma stratejisi kapsamında yanıt veriyor.

ABD’nin bölgedeki radar üslerini, İsrail’e istihbarat aktardığı karargâhları ve savaş uçaklarını vuruyor İran.

Fidan bu stratejiyi yanlış bulduğunu söylese de hem Batı ülkeleri hem de Körfez ülkeleri ödedikleri bedel dolayısıyla ABD’yi bir an önce ateşkes için ikna etmeye çalışıyor.

Demek ki Fidan’ın “inanılmaz yanlış” dediği strateji, tam tersine önemli bir işe yarıyor.

Ev ödevine ve enişte

“Bana eniştem söyledi ama başta inanmak istemedim. Sonrasında istihbarat teşkilatı ve farklı kaynaklardan doğrulandıktan sonra orada ben ve Enerji Bakanı gerekli adımları atarak Dalaman’a hareket ettik. İstanbul’da da bazı sıkıntılarla karşılaştık.”

Bu sözler Erdoğan’a ait. 

Fethullahçı çetenin 15 Temmuz’da ABD’deki bir ekibin desteğiyle giriştiği darbe girişimi sonrası Erdoğan’ın dile getirdi bu sözlerin hedefindeki isim Hakan Fidan’dı.

Dere geçerken at değiştirilmez” dedi sonrasında Erdoğan, Hakan Fidan’ı neden görevden almadığı sorulunca…

Bu hatırlatmanın nedeni, Fidan’ın İran’a yönelik dikkat çeken “ev ödevi” çıkışı.

Bütünlüklü olarak bakıldığında, Fidan, İran’ın nasıl bir büyük saldırıyla karşı karşıya olduğunu aktarıyor aslında.

İran’daki suikastlar, içerdeki ajan ağları ve ağır saldırıların hepsine değiniyor Fidan.

Sonra şunları diyor:

”Bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda. Bunların failleriyle ilgili epey çalışmaları da oldu ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki… Sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran’a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var.”

Ardından belki de en kritik yere geliyor, “Bunları yapmadan İsrail ile ABD ile ağız dalaşına bile girilmemeli” gibi, söyleyeni de muhatabını da “küçük düşüren” bir pozisyon tarifi yapıyor:

“Siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izinlerinin bulunması, görüntü istihbaratı uzaydan… Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile, orada şey yapmaman lazım. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa. Onun dışında hava savunma sistemleri, radar sistemleri, karıştırıcı sistemler konusunda da çok etkili olması lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Şimdi senin liderliğin veya diğer insanlar… nerede olduğunu diyelim telefonları hacklediler, buldular. Bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması, senin hava sahana girmesiyle mümkün.”

Fidan, meselenin yalnızca bir ülkenin savunma kapasitesinin gelişmişliği ve çok büyük teknolojik ekipmanlara sahip olması olduğunu sanıyor.

Bunun çok önemli olduğu ortada.

İran’ın yıllardır süren çok büyük ablukalara rağmen bu konuda “hatrı sayılır” bir gücü olduğunu ABD ve İsrail gibi iki hayduta karşı güçlü şekilde direnmesinden de anlıyoruz.

Ancak meselenin sadece bir yönü bu.

Aslolan elindeki olanaktan öte siyasi olarak bu düzene, ABD emperyalizmine, siyonizme teslim olmamak ve direnmekte.

Küba tam da bunu yapıyor örneğin, büyük bir cesaret ve kararlılıkla.

Fidan’ın Amerikancı çizgisi nedeniyle tüm röportaj boyunca unuttuğu, belki de hiç aklına gelmeyen şey tam da bu. 

sol

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın