28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı “Epic Fury” (Destansı Öfke) operasyonuyla fitili ateşlenen savaş, bugün (17 Mart 2026 itibarıyla) 18. gününe girmiş durumda. Bölge, modern tarihin en büyük ve en riskli askeri çatışmalarından birine sahne oluyor.
İsrail ordusu, bugün sabaha karşı Tahran ve Beyrut’a yönelik yeni ve kapsamlı bir hava saldırısı dalgası başlattı. Hedeflerin başında İran’ın balistik füze tesisleri, hava savunma sistemleri ve Devrim Muhafızları’na (IRGC) ait komuta merkezleri geliyor.
İran, son 24 saat içinde İsrail’e doğru yüzlerce balistik füze ve İHA fırlattı. Tel Aviv, Kudüs ve Beyt Şemeş bölgelerinde sirenler çalarken, hava savunma sistemleri (Demir Kubbe ve Arrow) yoğun mesai harcadı
ABD Zor Durumda:
İran, ABD üslerine ev sahipliği yapan veya hava sahasını açan bölge ülkelerindeki (BAE, Katar, Ürdün vb.) ABD üslerini hedef alıyor. Amerika’nın 30 yıl boyunca trilyon dolarlar harcayarak kurduğu üstler işlevsiz hale geldi çok güçlü radarlar yok edildi ve hem İsrail ve hem de ABD adete kör duruma düştü. İran planlı ve sürekli bir şekilde bu üstleri bombalayarak aşama aşama tamir edilemez ve bir daha kullanılamaz hale getiriyor. Bugün BAE’nin bir petrol üretim bölgesinde saldırılar sonucu yangın çıktığı ve Dubai Havalimanı yakınlarında İHA hareketliliği yaşandığı rapor edildi.
Mühimmat Stoğu ve Lojistik: İran’ın fırlattığı ucuz İHA’ları ve füzeleri durdurmak için kullanılan “Patriot” ve “SM-3” gibi önleme füzelerinin maliyeti, İran’ın saldırı maliyetinin kat kat üstünde. Pentagon’un bu mühimmat stoklarının beklenenden çok daha hızlı tükendiği ve ABD endüstriyel kapasitesinin bu hıza yetişmekte zorlandığı konuşuluyor. Daha savaş başlamadan emekli bir Pentagon yetkilisinin ABD’nin iki haftalık füze stoğu var sözü doğru çıktı ve ABD biten bombaları için içinde Türk firması REPKON’unda bulunduğu imalatçı firmalara ciddi siparişler verdiği medyaya yansıdı.
USS Abraham Lincoln bilmecesi:
İran, ABD’nin USS Abraham Lincoln uçak gemisini vurduğunu iddia etti; ancak Pentagon bu iddiayı reddederek geminin görevine devam ettiğini bildirdi. Buna karşılık ABD, Hürmüz Boğazı çevresinde İran’a ait 100’den fazla donanma gemisinin imha edildiğini duyurdu. Pentagon, Lincoln’ün sapasağlam olduğunu ve operasyonlarına devam ettiğini ısrarla savunuyor. Ancak askeri istihbarat analizleri ve uydu takip verileri üzerinde çalışan bağımsız OSINT (Açık Kaynak İstihbaratı) kaynakları bazı ilginç detaylar paylaşıyor:
Lincoln uçak gemisi grubunun, saldırı iddialarının hemen ardından Umman Denizi’ndeki “ön cephe” pozisyonundan daha güvenli ve uzak sulara çekildiği gözlemlendi. Bu, geminin ağır hasar almasa bile “yakın savunma kalkanının delindiği” ve güvenliğinin risk altında olduğu anlamına gelir.
Bazı kaynaklar, Lincoln’den kalkan uçak sayısında ciddi bir düşüş olduğunu, bunun da güverte operasyonlarını kısıtlayan bir hasar (örneğin uçuş pistinde bir deformasyon) olasılığını güçlendirdiğini iddia ediyor. Pentagon bunu “bakım araları” olarak açıklasa da zamanlama şüphe uyandırıcı.
Uçak gemisi vurulmuş olsa bile, Pentagon bunu savaş devam ederken asla itiraf etmez. Ancak şu veriler dikkat çekici:
Eğer Lincoln tam kapasite çalışıyorsa, İran üzerindeki hava baskısının artması gerekirdi. Oysa bölgedeki uçuş trafiği verileri, Lincoln’ün operasyonel gücünü minimize ettiğini ve daha çok “kendini koruma” moduna geçtiğini gösteriyor.
İran’ın “vurduk” iddiası, bölgedeki ABD karşıtı grupları konsolide etmek için yeterli oldu ve PİSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜK sağladı. ABD, geminin batmadığını ispatlamak için videolar yayınlasa da geminin “stratejik caydırıcılığı” yara almış durumda.
İSRAİL daha da zor durumda:
Savaş sadece İran’la sınırlı kalmadı; İsrail güney Lübnan’da Hizbullah’a karşı kara ve hava operasyonlarını genişletiyor. Lübnan’da ölü sayısı 850’yi aşarken, 830 binden fazla sivil yerinden edildi İsrail cephesinde durum, resmi “Hizbullah’ı yok ediyoruz” söyleminden çok daha karanlık:
2024 sonundaki ateşkes, 2 Mart 2026’da tamamen paramparça oldu. İsrail, Hizbullah’ı Litani Nehri’nin kuzeyine ittiğini iddia ediyordu; ancak Hizbullah, “Yenilen Saman” (The Eaten Chaff) operasyonuyla çok daha sofistike ve menzilli füzelerle Hayfa ve ötesini vurmaya devam ediyor.
İsrail ordusu güney Lübnan’a girmeye hazırlanıyor ancak 1 milyondan fazla insanın yerinden edildiği bir bölgede, Hizbullah’ın tünel ağları ve asimetrik savunması İsrail ordusunu büyük bir “bataklık” riskiyle karşı karşıya bırakıyor. İsrail halkı, bitmek bilmeyen bu “ebedi savaştan” dolayı içten içe bir yönetim krizine sürükleniyor.
İran İsrail’in askeri, ekonomik, siyasi, lojistik tüm stratejik noktalarını vuruyor. Demir Kubbe, Davut Sapanı adeta yok oldu denecek kadar etkisiz hale getirildi. Hava alanları işlevsiz durumda yurtdışına kaçmak isteyen halk bile kaçamıyor. İsrail kurulduğu yıllardan beri böyle bir saldırı altında kalmamıştı. Halkın büyük çoğunluğu iki haftadır sığınaklarda yaşıyor. Ülkede gıda sorunu baş göstermeye başladı. Halk daha ne kadar sığınaklarda kalabilecek belli değil. Zaten sınıfsal ayrım yapıldığı ve bir takım halktan kesimin sığınaklara alınmadığı ve bu yüzden ayrı bir karmaşa olduğu dillerde dolaşıyor. Komuta kademelerinden önemli bir komutan öldürüldü. Savunma bakanı, İstihbarat başkanı, MOSSAD üst düzey yöneticileri derken Netanyahu’nun da akibeti belli değil ve muhtemelen İran füzelerine maruz kalarak öldü. Belirsizlik bütün kurumları sardığı gibi halk içinde büyük bir kaos ve isyanın göstergesi gibi. Her şeyden önemlisi İsrail uluslararası tüm desteğini yitirdi ve büyük bir nefret kitlesi aleyhinde oluşmuş durumda. ABD’de yılgınlığa düşüp İsrail’i yalnız bırakabilecek duruma geldi. Hatta Netanya’hunun yaralandığı ya da muhtemelen öldürüldüğü bombardımanın koordinatlarını Trump’ın İran’a verdiği bile söylendi. İsrail ahmakça girdiği bu savaştan kendisini kurtaracak bir el arıyor ama bulabilmesi olası değil.
İran’ın İsrail’in kritik altyapısına (su ve elektrik şebekeleri) yönelik yaptığı siber saldırıların, fiziksel füzelerden daha fazla zarar verdiği ancak panik yaratmamak için bu hasarların kamuoyundan gizlendiği yönünde raporlar mevcut. Bunun yanında İran planlı bir şekilde İsrail’deki dijital teknoloji ve inovasyon merkezlerini vurarak dijital haberleşme, finans ve yapay zeka savunma ağını yok ediyor. Bununla birlikte İsrail’de dev bankaların binalarını da hedef gözeterek vurduğu bilgisi var. İran İsrail’i her alanda kapsamlı bir şekilde zayıflatıp güçsüz kılmak için planlı bir savaş taktiği yürütüyor.
İsrail’in “Büyük Kumarı”: Natanz ve İsfahan Baskını
İsrail ordusu (IDF), İran’ın nükleer kapasitesini kalıcı olarak sakatlamak için “Operation Samson’s Sword” (Şimşon’un Kılıcı) adlı nihai saldırı planını devreye soktuğu iddia ediliyor.
15 Mart gecesi İsfahan ve Natanz üzerinde görülen devasa patlamaların, İsrail’in envanterindeki “sığınak delici” (bunker buster) mühimmatların çok ötesinde, yeni nesil termobarik delici füzelerle yapıldığı konuşuluyor.
İsrail, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini %80 oranında vurduğunu iddia etse de, İranlı yetkililer “en kritik tesislerin yerin 100 metre altında, bozulmamış halde” olduğunu savunuyor. Bu durum, İsrail’i daha radikal, belki de taktik nükleer silah kullanımını tartışmaya iten bir “başarısızlık” çıkmazına sokabilir.
İran’ın asıl “asimetrik cevabı” Ortadoğu’nun çok uzağında, Batı’nın dijital ve fiziksel altyapısında gizli:
“Black Shadow” Siber Operasyonu: İran destekli hacker gruplarının (özellikle MuddyWater ve Charming Kitten), son 48 saatte Avrupa’daki enerji dağıtım şebekelerine ve ABD’deki bazı finans kuruluşlarına yönelik sofistike sızma girişimlerinde bulunduğu rapor ediliyor. Amaç; füzelerle değil, “şalterleri indirerek” Batı kamuoyunu savaştan vazgeçirmek. Tabi bu sadece bir iddia..
İstihbarat birimlerinin (CIA ve MI6), İran’ın Avrupa’daki lojistik merkezlerine veya diplomatik temsilciliklere yönelik “vekil güçler” aracılığıyla sabotaj eylemleri hazırlığında olduğuna dair yüksek seviyeli alarmda olduğu söyleniyor. Bu, savaşın her an bir “küresel terör dalgasına” dönüşebileceği propagandası Avrupa kamuoyuna yönelik yapılarak bir başka maniplasyonun peşindeler ama nafile. Avrupa kamuoyu da ABD ve İsrail’in haklı olduğu iddiasında ikna olmuş değil.
Hürmüz Boğazı ile kontrol edilen Enerji ve Ekonomik savaş:
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı mayınlayarak kapatma tehdidi ve saldırılar, küresel petrol fiyatlarını zirveye taşıdı. BAE ve Kuveyt gibi ülkeler sevkiyat kısıtlamalarına gitmek zorunda kaldı.

İran, fiziksel olarak boğazı kapatmasa bile bölgeyi “yüksek riskli savaş bölgesi” ilan ederek sigorta primlerini fırlattı. Bu, ABD’nin müttefiklerini (özellikle Avrupa ve Asya’yı) ekonomik olarak çok zor durumda bırakıyor. ABD, bu savaşın faturasını sadece askeri değil, küresel bir enflasyon dalgasıyla da ödüyor.
Pentagon’un askeri üstünlük mesajlarının aksine, ABD yönetiminin 12 Mart 2026’da aldığı karar gerçek durumu ele veriyor: Stratejik Petrol Rezervleri’nden (SPR) 172 milyon varil petrol piyasaya sürüldü.
Bu, ABD tarihindeki en büyük acil durum müdahalesi. ABD, sadece füzelerle değil, çökmek üzere olan küresel enerji piyasasıyla savaşıyor. Brent petrolün 120 dolar bandını zorlaması, ABD ekonomisi için “asimetrik bir yenilgi” riskidir.
Petrolü sadece piyasaya sürmüyorlar; aynı zamanda bir yıl içinde 200 milyon varil geri koyacaklarını vadediyorlar. Bu, müttefiklere ve piyasaya verilen “biz hala güçlüyüz, yakında her şeyi kontrol altına alacağız” mesajıdır; ancak bu hamle, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki “fiili ablukasını” kırmakta yetersiz kalıyor.
İran, boğazı fiziksel olarak gemi batırarak kapatmak yerine çok daha zekice bir “yumuşak abluka” uyguluyor.
Boğazda seyreden gemilere yönelik “nokta atışı” tacizler ve 11 Mart’ta üç sivil geminin vurulması, küresel denizcilik sigorta şirketlerinin bölgeden çekilmesine neden oldu.
İran Hürmüz boğazında adeta borusunu öttürüyor ve düşman ülkeler ve müttefiklerine kök söktürüyor. Bu ülkeler ile adeta kedinin fare ile oynaması gibi oynayarak onlara siyasi baskılar dahi yapıyor. Mesela ABD ve İsrail elçilerini kovan ülkeleri Hürmüz boğazından geçireceğini söylüyor. Ya da Petrolü dolar ile almaktan vaz geçip ÇİN YUAN’ı ile alacak ülkelere geçiş izni vereceğini söylüyor.
Boğaz açık görünse de trafik %70 oranında durmuş vaziyette. ABD donanması her tankerin yanına bir savaş gemisi koyamaz. İran, tek bir mermi atmadan küresel ticaretin %20’sini felç etmiş durumda. Bu, Amerika’nın konvansiyonel gücünün “çaresiz” kaldığı en net noktadır.
Hürmüz Boğazı ve “Küresel Karanlık” Senaryosu
Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda piyasaların dayanma gücü üzerine yapılan gizli simülasyonlar küresel karanlık senaryosu ile birlikte üretiliyor.
Eğer boğaz 72 saat boyunca tek bir tankerin bile geçemeyeceği şekilde (mayınlanarak veya batırılan gemilerle) kapanırsa, küresel borsa endekslerinde %15 ile %25 arasında bir ani çöküşe (crash) uğrayacağı söylenerek sosyal bir tehdit unsuru olarak dayatılıyor.
Sadece petrol değil, teknoloji üretiminde kullanılan nadir elementlerin sevkiyatı da duracağı için, Batı’daki savunma sanayii üretimi bile sekteye uğrayacağı lojistik bir felaketin hikayesi geleceğe dair endişe olarak pompalanıyor. Aslında bu senaryonun realiteye dönüşmesi ABD’nin zor durumda kalmasına esas sebep olacaktır. ABD ordusu güçlüdür ancak ona lojistik sağlayan ekonomik ekosistem bu kadar uzun süreli bir tıkanıklığa dayanıklı değildir.
KAZANAN KİM?
ABD ve İsrail güçlü biliniyor ancak sahada beklenmedik güç gösteren ve düşmana nefes aldırmayanın İran olduğu çok belirgin. Eğer kazanmak “yıkılmadan ayakta kalmak ise İran şu an için direnişini sürdürüyor.
Hamaney’in suikastı bir otorite boşluğu oluşturmadı. On yedi gün boyunca İran’ın sahada sergilediği performansa bakılırsa yeni lider Mücteba Hamaney Devrim Muhafızları (IRGC) içindeki klikleri hakim olduğunu ve Seyyid Ali Hamaney’i aratmayacağını çoktan ispat etti.
ABD ve İsrail’in umut bağladığı İran muhalefeti beklenen tepkiyi vermediği gibi Hamaney’in şehit edilmesi ve ülkenin bombalanması ve bilhassa daha ilk günde Minnak’da bir ilkokulun bombalanması neticesi 168 tane minik öğrencinin şehid olması İran halkını birbirleri ile kenetlenmesine ve ihtilafları geriye bırakmasına sebep oldu. İran’ın en büyük kazanımı budur ve bu birliktelik ve kenetlenme ruhu savaş bitse de uzun yıllar İran’ı ayakta tutan şey olacak.
ABD ve İsrail’in net bir “kara operasyonu” yapmaktan çekiniyor. Zira İran coğrafyası geniş toprakları ve bilhassa dağlık arazisi nedeniyle kara operasyonuna hiç elverişli değil. İran 5 bin küsur yıllık bir imparatorluk ve böyle bir işgale tarihin hiçbir kesiminde uğramadı.
En önemlisi İran’ın yakın tarihte Irak ile süren 8 yıllık savaşında kendi coğrafyasında üstün bir tecrübeye sahip halkı ve askerleri var. ABD askerlerinin bilhassa bu sahada hiçbir tecrübesi yok uzun ve zor şartlarda bir işgalde başarılı olma ihtimalleri çok zayıftır.
İran psikolojik harb stratejisinde de üstünlük sağladı ve savaşı zamana yayarak ABD kamuoyunda “ikinci bir Vietnam veya Irak” sendromu oluşturmaya çalışıyor. Bununla birlikte Uçak gemisini vurarak ve milyar değerinde İstihbarat İHA’sını F15 ve asla düşürülemez denilen 535 uçaklarını düşürerek ve en son Suudi Arabistan’daki ABD üssünde yaptığı saldırıda 5 yakıt ikmal uçağını vurması ile ABD’nin üstün savaş teknolojisinin işe yaramadığını bütün dünyaya ispat ederek efsanevi yenilmezlik eşiğini kırarak büyük bir psikolojik avantaj sağladı. Eğer Trump yönetimi, hızlı bir sonuç alamayıp Amerikan asker kayıplarının arttığı bir tabloyla baş başa kalırsa, İran bu alanda da kazanan taraf olabilir.
Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere ABD’ye bel bağlayan ve güvenliklerini Pentogan’a emanet eden körfez ülkeleri üslerin vurulması ve ABD’nin bu konuda pasif kalıp birde uçak gemisini bölgeden uzaklaştırması ile bu ülkeler nazarında güvenliğini yitirdiler. Henüz ABD safında görünseler de perde arkasında İran ile “petrol tesislerimize dokunmayın” pazarlıkları yaptıkları iddia ediliyor.
Bunun yanında ABD Avrupa ülkelerinden yardım istemesine rağmen herhangi bir karşılık almadı. Aynı şekilde NATO ülkelerini de savaşa dahil etmek için İsrail ile birlikte çevirdiği entrikalar işe yaramadı.
Tüm bunların yanında baştan beri bel bağladığı bölgedeki bilhassa KÜRT hareketleri ve örgütleri de istenilen desteği vermeyerek ABD’yi yalnız bıraktılar.
Tüm bunlar ABD’nin bölgedeki koalisyon gücünün ve desteğinin sanıldığı kadar sağlam olmadığını gösteriyor.
Peki Savaşın “Görünmez” Kazananı: Kim Bu Kaostan kim Besleniyor?
Objektif bir bakışla, sahadaki kan ve barut kokusunun ötesinde masada bir kazanan var: Rusya.
ABD’nin tüm askeri dikkati ve mühimmat stokları İran’a kaymış durumda. Bu, Rusya’nın Ukrayna ve Doğu Avrupa hattında elini inanılmaz derecede rahatlattı.
İran ise, önemli kayıplarının olması pahasına bile olsa, ABD’nin “yenilmezlik” imajını yerle bir ederek Ortadoğu’daki Amerikan hegemonyasına (Pax Americana) kalıcı bir darbe vurarak iyi bir prestij kazandı.
Sonuç olarak: ABD askeri teknolojide üstün olsa da bu teknolojinin akamete uğradığı ve İran karşısında pek işe yaramadığı artık net görünüyor. İran ise stratejik sabır ve asimetrik yıpratmada önde. Savaşın “gerçek” kazananını askeri vuruşlar değil, kimin ekonomik, siyasi ve psikolojik olarak daha önce nefesinin kesileceği belirleyecek.
ABD Başkanı Donald Trump, “savaşın yakında biteceğini” ve İran’ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini savunurken; Tahran yönetimi şu aşamada bir ateşkes masasına oturmayacaklarını ve “teslim olmayacaklarını” yineliyor.
Kritik Öngörü neler olabilir?
Savaşın gidişatı, önümüzdeki 48 saat içinde İsrail’in nükleer tesislere yönelik “ikinci dalga” saldırısının sonucuna bağlı. Eğer İran bu saldırıyı püskürtebilirse veya misilleme olarak İsrail’in ana elektrik şebekesini çökertebilirse, ABD yönetimi üzerindeki “ateşkes” baskısı dayanılmaz hale gelecektir.
İsrail ya da ABD’nin nükleer bomba kullanma ihtimali nedir?
Bu soru, 18. gününe giren bu savaşın en korkutucu ve “tabu” kabul edilen noktasına parmak basıyor. Stratejik analizlerde buna “Eşik Altı Çatışmadan Topyekûn Kıyamete Geçiş” deniyor.
Şu anki saha verileri ve askeri doktrinler ışığında, nükleer silah kullanım ihtimalini iki farklı başlıkta ve “gizlenen” risklerle değerlendirirsek…
İsrail’in “Samson Seçeneği” (Samson Option)
İsrail’in askeri doktrininde nükleer silahlar “caydırıcılık” içindir; ancak “Samson Seçeneği” denilen bir protokol vardır: Eğer devletin varlığı tamamen tehdit altına girerse veya konvansiyonel yöntemlerle durdurulamayacak bir saldırı altındaysa, “herkesi beraberinde götürme” pahasına bu silahları kullanabilir. Kullanım İhtimali: %15 – %20 (Kritik Eşik).
Eğer İran’ın fırlattığı balistik füzelerden biri İsrail’in nükleer tesislerini (Dimona gibi) vurursa veya İsrail’in hava savunma sistemi (Demir Kubbe/Arrow) tamamen çöker ve Tel Aviv gibi büyük şehirler kitle imha riskine girerse, İsrail “taktik nükleer” (düşük etkili, dar alanlı) silahları bir uyarı olarak kullanabilir.
İsrail’in şu an İran’ın yerin çok altındaki (Fordow ve Natanz) tesislerini konvansiyonel bombalarla imha edemediği anlaşıldı. Bu “çaresizlik”, ordu içindeki şahin kanadı, nükleer uçlu sığınak delici füzeleri kullanmaya itiyor olabilir.
ABD tarafında durum çok daha karmaşık. Trump yönetimi her ne kadar “sert güç” yanlısı olsa da, nükleer bir savaşın küresel ekonomiyi ve ABD’nin dünyadaki konumunu tamamen yok edeceğini biliyor. Kullanım İhtimali: %5’in altında.
ABD, sadece ve sadece İran nükleer bir saldırı başlatırsa veya ABD’nin bölgedeki uçak gemisi gruplarına karşı kimyasal/biyolojik silah kullanılırsa misilleme olarak bu seçeneği
Pentagon, İsrail’in tek taraflı bir nükleer adım atmasından ciddi şekilde endişe ediyor. Çünkü böyle bir durumda ABD, istemediği bir nükleer savaşın parçası haline gelecek.
“Taktik Nükleer” ve “Kirli Bomba” Ayrımı
Gündeme düşmeyen ancak istihbarat raporlarında geçen asıl tehlike **”Taktik Nükleer Silahlar”**dır. Bunlar Hiroşima gibi şehirleri yok etmek için değil, yer altındaki devasa askeri üsleri tek seferde buharlaştırmak için tasarlanmıştır.
İran nükleer bir güç olduğunu veya nükleer başlıklı bir bombasının olduğuna dair bir açıklama bu güne kadar yapmadı. Seyyid Ali Hamaney ve İmam Humeyni’nin Nükleer Bomba kullanmanın HARAM olduğuna dair fetvaları var. Buna rağmen ABD ve İsrail 18 gündür süren bu yoğun bombardımana rağmen “direnç gösteren İran’ın elinde bir “Radyolojik Kirli Bomba” (geleneksel patlayıcıyla radyasyon yayma) veya gizli bir nükleer caydırıcı olduğu iddiasını ortaya sürerek savunabilir. Eğer İsrail böyle bir kartı masaya sürer de uluslararası kamuoyunu bu konuda ikna edebilirse İsrail’in cevabı kesinlikle nükleer olacaktır.
Rusya ve Çin Faktörü En Büyük Engel
İsrail veya ABD nükleer kartını açtığı an, Rusya’nın nükleer doktrini gereği “müttefiki” sayılabilecek İran’ı korumak adına nükleer teyakkuz seviyesini en üste çıkaracağı bir gerçektir.
ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler gündemin merkezindeyken, Amerikan istihbaratına dayandırılan haberlere göre Çin’in de sessizce “yeni nesil nükleer silahlar” üzerinde çalıştığı öne sürülmüştü. İddialar, Pekin’in nükleer kapasitesini hızla genişlettiği yönündeki haberleri yeniden gündeme taşıdı.
Bütün bunlar İsrail’in böyle bir çılgınlık yapmasının, III. Dünya Savaşı’nın resmen başlaması anlamına geleceğini gösteriyor.
