RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Ayetullah Rafsancani’nin Vefatı Üzerine

Ayetullah Rafsancani’nin Vefatı Üzerine
12.01.2017 © RAST HABER

Bismillah

İran karıştı, İran çalkalanıyor, İnkılab devrilmek üzere, halk ayaklandı, İnkılab hattan çıktı, İnkılabcılık bitti, İran’ı zor günler bekliyor, İran çıkmazda…

Geçen Pazar günü vefat eden İran’ın eski cumhurbaşkanı ve İslam İnkılabının öncülerinden Merhum Haşimi Rafsancani’nin ardından aynı koro tekrar başladı siyonistlerin bestelediği şarkıları söylemeye.

Bu sözler, arzularını mezara götürecek İnkılab düşmanlarının dillerinden dökülen teraneler, yazılarının başını süsleyen dilekler, haberlerinin ilk cümlesini oluşturan kelimelerdir.

Bu sloganlar, emperyal medya tarafından dünyada hep bir ağızdan yıllardır tekrarlanıyor. Bunlar rastgele seçilmiş sloganlar değildir elbet. Siyonist medyayı elinde bulunduran din düşmanlarına sözümüz yok, onların arzusu ve hedefi budur.

Kendilerini yıllardır İslamcı diye tanıtan müslümanlar, İnkılabcılar, sempatizanlar da maalesef Batı dünyasının arkasında sürüklenmekten kendilerini alamıyorlar. Demokrasi borazanından çıkan sesin peşine takılmış zavallılar İslam’ı da onlardan öğrenmekten haya etmiyorlar.

İran İslam Cumhuriyeti kendisine has bir yapısıyla 40 yıldır ayakta durmaya devam ediyor.

Bütün olumsuzluklara rağmen; savaş, ambargo, askeri ve politik baskılar, terör ve yıldırma saldırıları, iç ihanetlerle hala ayakta.

İçten kaynaklanan sorunlardan dolayı birçok badireler atlattı ve öne çıkan fitneleri de temizlemesini bildi.

Dünyada ikinci bir benzeri olmayan bir duruşla ayakta kalma destanı yazıyor.

Sorulması gereken sorular şunlardır; Doğu ve Batı emperyalist güçlere rağmen, hiçbirine yaslanmadan nasıl ayakta kalabildi? İran‘ı güçlü kılan nedir? Bütün maddi sıkıntılara, ambargolara rağmen neden Batı emperyal gücün öncüsü ABD ile uzlaşmıyor? Neden küresel siyonist güce boyun eğmiyor? İnkılabın savunduğu ilke ve değerlerden vaz geçmiyor ve onlarca yıldır taviz vermiyor?

İran İslam Cumhuriyeti sistemini tanımadan bu soruların cevabını vermek imkansızdır. Sistemi tanınmayan bir İran kapalı bir kutu gibidir.

Sistem tanınmadan;

İran’da gelişen olayları; içteki ihtilafların nasıl çıktığını ve bu ihtilafların nasıl halledildiğini, iç dinamikler arasındaki farklılıkların nasıl dengelendiğini anlamak mümkün değildir.

Dış siyasetini, emperyal güce karşı mücadele metodunu, ambargo ve baskılara karşı mücadele taktiğini çözmek imkansızdır.

Bölgesel ve uluslar arası gelişmelerde izlediği strateji ve siyasetinin mahiyetini analiz etmek mümkün değildir.

Ne yapmak istediği, neler yapabileceği tahmin bile edilemiyor.

Ne kadar güçlü olduğu, gücünü nerden aldığını bilmek imkansız.

İnkılabın varolma mücadelesinde İnkılabın nasıl korunduğunu ve hattını kimin belirlediğini anlamak mümkün değildir.

Kendisini İran uzmanı görenler analizlerinde çuvalladılar, anlamayınca da İran hattan çıktı, İran yön değiştirdi diyerek kendi yetersizliklerini gizlemeyi tercih ettiler.

Hatta İran’nın içindeki bazı analistler bile yukarıda belirtiğimiz soruların cevabını vermekte zorlanırlar. Birçokları İnkılabın artık devam edemediğini, inkılabcılığın bittiğini, Batıyla uyum içinde hareket edilmesi gerektiğini, Amerika ile uzlaşma zamanının geldiğini söyleyemeye başladılar.

Hem ülke içintekiler hem de dışıntakiler İran İslam Cumhuriyetini batı siyaset dairesi içinde, onların kriterleriyle değerlendiriyorlar. İslam Cumhuriyeti sisteminden haberdar değiller.

Kısacası İran İslam cumhuriyetinin sistemi tanınmadan bunları anlamak imkansızdır.

İslam Cumhuriyeti kendine has sistemiyle dünya siyasetine yeni bir siyaset doktrini getirdi. Velayet-i Fakih sistemiyle farklı bir müdüriyet, yöneticilik biçimi oluşturdu.

Velayet-i Fakih sistemini tanımadan İran‘ı tanımak imkansızdır.
40 yıl önce gerçekleştirdiği İnkılabla dünyanın seyrini değiştiren İmam Humeyni, inkılabın hemen ertesinde sisteminin Velayet-i fakih olduğunu belirterek İslam siyaset doktrinini pratize etmeyi başlattı.

Tarihin akışını, zamanında tarihi kararlar alan büyük şahsiyetler belirler.
Batı medeniyetinin karşısında İslam medeniyet dairesini oluşturdu, bağımsız siyaset doktrini, hukuk sistemi, eğitim-öğretim sistemi geliştirdi. Bilim ve teknolojiyi batının tekelinde çıkarıp İslam’ın ilme verdiği önemi bir kez daha dünyaya gösterdi.

Rafsancani ve İslam İnkılabı

Merhum Rafsancani, inkılab öncesi tağutla mücadelede İmam Humeyni’nin yanında yer almıştı. Bu yolda gördüğü zindanlar, işkenceler, sürgünler bir mücahidin iftiharıdır.

İnkılab sonrası İslam Cumhuriyetinde aldığı görevler, İnkılabın devamı için harcadığı emek herkesin malumudur. O alternatifsiz bir siyasetçi, ileri görüşlü bir din adamı, Batıyı iyi tanıyan bir devlet adamı, kıvrak zekasıyla tanınan ve halkın diliyle konuşan bir hatipti.

İmam Humeyni’nin (ra) vefatından sonra İmam Hamenei rehber olarak seçildi. İmam Humeyni’nin teklifiyle başlatılan anayasa değişikliği İmam’dan sonra halkoyuna sunulmuş ve tasvip olmuştu. Yeni anayasadaki değişikliklerden biri de başbakanlığın kaldırılarak yürütmenin tamamen cumhurbaşkanlığına verilmesiydi.

Haşimi Rafsancani yetkileri artırılmış yeni cumhurbaşkanlığı için adaylığını koydu ve iki dönem bu görevi sürdürdü.

İmam Humeyni’den (ra) sonra İmam’ın iki yaveri, inkılabın iki dinamiği inkılap yükünü beraber yükleneceklerdi. Yıllar ilerledikce bu iki eşsiz şahsiyetin aralarındaki içtihad ve yorum farklılıkları birçoklarının iştahını kabartacaktı.

Aralarındaki düşünce ve içtihad farklılığını bir tefrika ve ihtilaf olarak görenler inkılabın zayıfladığını düşündüklerinden inkılabın ilerlediğini ve Velayet-i fakih sisteminin olgunlaştığını göremiyorlardı.

Rafsancani, pragmatist bir kişliğe sahipti, siyasette maslahatcılığı ön planda tutardı. Yıllarca inkılabın sorunlarını kendini has metod ve stratejileriyle çözmenin doğru olduğunu savunurdu. İran İslam Cumhuriyetinin Batıyla uyum içinde olması gerektiğini hem kendi cumhurbaşkanlığı döneminde hem de kendisinden sonra cumhurbaşkanı olan Hatemi döneminde hep dile getirmiştir.

Realist ve reformist bir inkılapçı kişiliğe sahipti. İmam Humeyni hattını kendi düşüncesi dorğultusunda yorumluyor ve inkılabın yeniden yorumlanması gerektiği düşüncesini taşıyordu.

Hasan Ruhani’nin seçilmesinde de önemli bir rol oynayan Haşimi Rafsancani henüz nasıl sonuçlananacağı belli olmayan nükleer anlaşmanın da mimarı sayılır. Nükleer anlaşmayı başka alanlarda da Batı ile uzlaşmak için bir başlangıç olarak görüyordu.

Velayet-i fakihe bağlılığını her fırsatta dile getirir ve ondan övgüyle bahsederdi. Ancak Velayet-i Fakihi, İslami bir hükümet sistemi olarak değil de anayasada yetkileri belirlenmiş denetleyici olarak görürdü. Bunun için de ömrünün son aylarında velayet-i fakih makamının bir kişiden bir şuraya/konseye devredilmesinin daha uygun olacağını gündeme taşımıştı.

İran’ın ilerlemesinin dış dünya ile teamül, Batı ile diyalog ve dünyanın ileri gelen ülkeleriyle fikri, siyasi, ekonomik alış-veriş ile mümkün olacağını savunurdu.

Bu düşünceleri Rafsancani’yi Velayet-i fakih makamında olan İmam Hamenei’den sonra ikinci bir güç haline getirmişti.

Bunun içindir ki, İslam Cumhuriyeti düşmanları İnkılabı İmam Humeyni’nin (ra) hattından çıkarmak, içini boşaltmak için Rafsancani’ye ümit bağlıyor, Velayet-i fakihe inanmayanlar, dini bir sistem olarak benimsemeyenler Rafsancani’nin etrafında toplanıyorlardı. Batılı siyasetçiler Rafsancani ile daha iyi anlaşabileceklerini sık sık dile getiriyorlardı.

İmam Hamanei

İmam Hamenei, velayi ve usula bağlı bir kişiliğe sahip olduğundan İnkılabın ilkelerine bağlı kalınarak İmam Humeyni hattının devam edebileceğini savunur ve müstekbir güçlerle uzlaşmayla İnkılabın sürdürülemiyeceğine inanır.

İnkılabın sürdürülmesinin ve dünya halklarına tanıtılmasının adalet eksenli çabalarla, teknoloji ve bilim alanında ve özellikle sosyal bilimlerde üretkenlik ve inkılabcı İslam anlayışı ile mümkün olduğu görüşüne sahiptir.

Velayet-i fakihi bir sistem olarak yorumlar, sistemin meşruiyetinin fıkhın velayeti ile olduğunu İslam cumhuriyetinin kendi hukuk sistemini, ekonomik doktrinini, eğitim-öğretim sistemini Batıdan bağımsız geliştirmesi gerektiğini konuşmalarında beyan eder. İslam medeniyetinin ancak İnkılabın öncülüğünde dünyaya tanıtılabileceğini her fırsatta belirtir.

Emperyal gücün en çok korktuğu şey Velayet-i Fakih sisteminin İslam ümmetine öncülük etmesidir.

Merhum Rafsancani’ye vefatından sonra gösterilen sevgi seli onun İnkılab öncesi ve sonrasındaki mücadelesine, katlandığı zahmetlere İmam Hamanei’nin de teşvikiyle halk tarafından gösterilen bir tür kadirşinaslıktır. Biz de Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret dileriz.

Sabahattin Türkyılmaz

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER