Küresel ölçekte protestolara yönelik siyasi söylemler ve müdahale biçimleri uzun süredir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Özellikle Batılı ülkelerin farklı coğrafyalarda yaşanan toplumsal hareketlere karşı sergilediği tutumlar, “çifte standart” eleştirilerini yeniden gündeme taşıyor. Kamuoyunda artan bu tartışmalar, protestoların nerede ve kime karşı yapıldığına göre değişen yaklaşım biçimlerini daha görünür hale getiriyor.
Batı’nın çifte standardı tam olarak burada ortaya çıkıyor;
İran’da bir protesto başladığında adına “halk hareketi”, “barışçıl gösteri” deniliyor ve hemen destek mesajları verip halkın haklarını savunuyormuş gibi poz kesiyorlar. Ama aynı protesto Amerika’nın kendi içinde gerçekleştiğinde birden tablo değişiyor; gösterici “vandala”, “iç güvenlik tehdidine” dönüşüyor ve karşılığı sert bastırma, tutuklamalar ve hatta orduyu devreye sokma tehdidi oluyor.
İran için destek ve teşvik reçetesi yazıyorlar,
kendi halkları içinse cop, hapishane ve sindirme reçetesi.
Protesto Amerika’nın sınırları dışında olursa kutsal sayılıyor;
ama kendi sistemlerine yaklaştığında suç haline geliyor.
İşte bu, yıllardır dünya kamuoyunu bununla kandırdıkları çifte standarttır;
İki farklı söylem, iki farklı davranış, ama tek bir çıkar: kendi çıkarları.
