İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakayi, haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bakayi sözlerine şöyle başladı: “İlkbahara, İran’ımızın dünyanın en alçak rejimlerinin saldırısına uğradığı bir dönemde girdik. İran halkı, ülkenin onurunu ve varlığını canı pahasına savunduğunu gösterdi. Bizim dişimiz tırnağımız ve gücümüz, saldırganlara fırlatılan Hayber, Hürremşehr ve Secil füzeleridir. İran’ın varlığını korumak için bu tamamen haklı yolda tüm gücümüzle ilerlemeye devam edeceğimize ant içiyoruz.”
ABD’nin saldırgan savaşının en büyük kurbanı uluslararası insancıl hukuk oldu. Son 80 yılda, tüm uluslararası suçları barındıran böylesine iğrenç cinayetlerin bir ay içinde yaşandığına dair başka bir örnek bulamazsınız. Üniversitelere, kültür merkezlerine, her bir İranlı için büyük önem taşıyan ve tüm insanlığa ait olarak UNESCO listesinde yer alan insanlık medeniyetinin bir parçasına yapılan saldırılar… Hastanelere, Kızılay’a ve sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırıların tamamı savaş suçudur.
Herkesin bağımlı olduğu İran’ın altyapısına yönelik saldırılar… Dün gece, bir elektrik trafosuna yapılan saldırı sonucu Tahran ve Kerec’in bir kısmında elektrik kesintileri yaşandı. Karanlığı seven düşmanlara karşı İran’ı aydınlık tutmaya çalışan Enerji Bakanlığı mühendislerine ve çalışanlarına teşekkür edilmelidir. Tüm bu olayları düzenli olarak belgeliyoruz. Böylece halkımız, İran’a yardım edildiğine dair ortaya atılan iddiaların bir aldatmacadan ibaret olduğunu gelecekte de bilecektir. Söylemlerinden de İran’ın tarihi ve kültürüyle dertleri olduğu açıkça görülmektedir. Hakaret etmeleri, saldırılarını meşrulaştırmak için uzak geçmişe atıfta bulunmaları bundandır. Oysa yeryüzündeki en dinamik tarih ve kalıcı medeniyet olan İran, düşmanlarıyla nasıl başa çıkacağını çok iyi bilmektedir.
Siyonist Rejim Özellikle Habercilik Alanını Kendisine Düşman Olarak Görüyor
Siyonist rejimin gazetecilere yönelik saldırıları hakkında konuşan Bakayi şunları söyledi: “Dün El-Arabi kanalının ofisine yönelik bir saldırıya tanık olduk. Önceki gün ise Lübnan’da bir saldırı düzenlendi ve El-Meyadin ile El-Menar muhabirleri şehit oldu. Son üç yılda şehit edilen gazetecilerin uzun bir listesi mevcut. Görünüşe göre Siyonist rejim,özellikle habercilik alanını kendisine düşman olarak görüyor. Oysa gazetecilerin korunmasına dair uluslararası antlaşmalar son derece açıktır ve gazetecilere yönelik her türlü saldırı savaş suçu sayılmaktadır. Buna rağmen rejim bunları hiçe saymakta ve çok sayıda gazeteciyi hedef almaktadır.”
Komşu Ülkelerden Beklentimiz Kardeşlik ve İyi Komşuluk İlkelerine Bağlı Kalmalarıdır
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Birleşik Arap Emirlikleri ve bölgedeki bazı ülkelerin tutumu ile İran’a yönelik saldırılara katılımları hakkında şunları ifade etti: “Bölgedeki tüm ülkelerle komşu olduk ve komşu kalmaya devam edeceğiz. Bu nedenle sağduyu, başkalarının gideceğini ancak bizim komşu olarak kalacağımızı unutmamamızı gerektiriyor. Biz bölge ülkelerini hiçbir zaman düşmanımız olarak görmüyoruz. İran’ın operasyonlarının ABD üslerine yönelik olduğunu defalarca belirttik. İran’ın tutumu meşru müdafaa hakkına ve ahlaka dayanmaktadır. İranlıların saldırıya uğramasına izin verilip silahlı kuvvetlerin sessiz kalması beklenebilir mi? Bu, Birleşmiş Milletler Şartı’nda da tanınan doğal bir haktır.”
“Savaşın bir parçası olmadığımızı” beyan etmek yeterli değildir. Bütün ülkeler, kendi topraklarının kullanılmasına izin vermenin uluslararası hukuka aykırı olduğunu bilmektedir. Düşman, saldırı için sürekli olarak bölge ülkelerindeki üslerini kullanıyor. Komşu ülkelerin toprakları, bilerek veya bilmeyerek İran’a karşı kullanılmaktadır. İran’ın yaptığı şey kendi savunmasıdır. Komşu ülkelerden beklentimiz, kardeşlik ve iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalmalarıdır.
Bu savaş sadece İran’a karşı bir savaş değildir; gelecekte büyük fitnelere yol açabilir. İran’dan tek taraflı itidal göstermesi beklenmemelidir. İran, diğer ülkelerin topraklarını bilinçli olarak kullanan iki rejimin saldırısına uğramıştır. Birleşik Arap Emirlikleri özelinde, İranlıların bu ülkenin kalkınmasında ne kadar etkili olduğunu gördük, bu nedenle İran vatandaşlarına karşı ileriye dönük ve sağduyulu bir yaklaşım sergilenmesi gerekmektedir.
Tüm Gücümüz İran’ın Varlığını Korumaya Yönelik Olmalıdır
İran’ın savaşı sona erdirmek için siyasi bir plan sunma ihtimali hakkında ise Bakayi şunları söyledi: “Tüm gücümüzün İran’ın varlığını korumaya odaklanması gereken bir süreçten geçiyoruz. Savaşı sona erdirme kararı açıktır ve gerektiğinde yetkili mercilerin görüşleri doğrultusunda karar verilecektir. Siyonist rejim ve ABD saldırılarını artırdı ve ülkenin bilimsel temellerini hedef alıyorlar. Böyle bir durumda ülkeyi savunmak elzemdir.”
Bugüne Kadar ABD ile Hiçbir Doğrudan Müzakere Yapmadık
Bazı ülkelerin arabuluculuğu ve ABD’nin planlarına yönelik mesaj alışverişi ile İran’ın yanıtı hakkında Bakayi: “Öncelikle bugüne kadar ABD ile doğrudan hiçbir müzakeremiz olmadı. Ortada olan şey, arabulucular vasıtasıyla ABD’nin müzakere talebine dair aldığımız mesajlardır. ABD tarafından diplomasi söz konusu olduğunda herkesin son derece dikkatli olması gerekir. ABD’de kaç kişinin ABD diplomasisi iddialarını ciddiye aldığını bilmiyorum! Sürekli tutum değiştiren karşı tarafın aksine, bizim ne yapacağımız açıktır.”
İran’ın tutumu en başından beri bellidir ve kendi belirlediğimiz çerçevenin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Bize iletilen hususlar, aşırı ve mantıksız talepler olmuştur. Pakistan’ın düzenlediği toplantılar, kendi kurdukları bir çerçevedir ve bizim bir katılımımız olmamıştır. Bölge ülkelerinin savaşın sona ermesi konusunda endişe duymaları olumludur, ancak savaşı kimin başlattığına dikkat etmeleri gerekir. Tek taraflı olarak sadece bir taraftan itidal beklenemez. Savaşı İran’ın başlatmadığını, İran’ın baskın niteliğinde bir saldırıya uğradığını herkes göz önünde bulundurmalıdır. Bu gerçeğin tekrarlanmasının nedeni, İran’ın sorumlu bir aktör olarak diyalog sürecine girdiğini ancak ABD’nin her iki seferde de müzakere masasını yıktığını dünyanın unutmaması içindir. Biz ne istediğimizi ve nelerin kabul edilemez olduğunu biliyoruz.
UAEA ve Grossi’nin Kayıtsızlığı Esef Vericidir
Grossi’nin İran’a karşı atom bombası kullanılması ve İran’ın merkezlerine yönelik saldırılarla ilgili açıklamaları hakkında şunları söyledi: “ABD ve rejimin nükleer tesislere yönelik gerçekleştirdiği eylemler birer cinayettir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) statüsüne göre bu eylemler suç teşkil etmektedir ve daha da esef verici olanı Ajans’ın ve Grossi’nin kayıtsızlığıdır. Kaçıncı kezdir çok yanlış bir yaklaşım sergiliyor ve saldırganları kınamak yerine röportajlarında sorunları daha da karmaşıklaştıran ifadeler kullanıyor. Nükleer silahların yayılmasını önleme sorumluluğu olan bir makamın böylesi bir ihtimali sadece dile getirmesi bile kabul edilemez.”
Ne yazık ki Ajans Genel Müdürü, bu iki yıl içinde gerek kınama eksikliği gerekse tarafsızlığını yitirmesi nedeniyle savunulabilir bir sicil bırakmamıştır. Böyle bir durumda Ajansın yapması gereken ilk şey saldırıları kınamaktır, ancak biz böyle bir şey görmedik. Biz kendi işimizi yapmalıyız, istişarelerimizi gerçekleştirdik, ancak talebimiz olduğu yerde durmaktadır.
Ukrayna Çatışmasını Bölgemizdeki Gelişmelere Bağlamak Feci Bir Hesap Hatasıdır
Zelenski’nin Arap ülkelerine ziyareti ile ilgili olarak Bakayi şunları kaydetti: “Bölge ülkeleri, kendi ülkesini yıkıcı bir savaşa sürükleyen ve iyi Ukrayna halkına böylesi felaketler yaşatan bir şahsın kendilerini sömürmesine izin vermeyecek kadar zekidirler. Bu tür davranışlar ve Ukrayna çatışmasını bölgemizdeki gelişmelere bağlamak feci bir hesap hatasıdır. Bölge ülkelerinin böyle bir tuzağa düşmeyeceğine inanıyorum.
Bazı bölge ülkelerinin ABD ve Siyonist rejimin komplosunu görmelerini ve İran’a yönelik saldırının bir parçası olmamaya çalışmalarını takdirle karşılıyoruz.”
Suudi Arabistan ile İlişkilerimiz Devam Ediyor
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Trump’ın Suudi Arabistan’ın İran’a yönelik saldırıya destek verdiği yönündeki söylemleri ve Suudi Arabistan ile diplomatik ilişkiler hakkında şunları aktardı: “Suudi Arabistan ile ilişkilerimiz sürüyor, temaslarımız devam ediyor ve endişelerimizi açıkça dile getirdik. Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinin taahhütleri bellidir. Uluslararası hukuka göre, kendi topraklarının başka bir ülkeye saldırı amacıyla kullanılmasına izin veremezler.”
İran’ın savunma operasyonlarını bölge ülkelerinin topraklarında gerçekleştirmesi İran açısından hiçbir şekilde arzu edilen bir durum değildir. Silahlı kuvvetlerimiz onurlu bir şekilde hareket etmektedir ve eylemlerini bölge ülkelerine yönelik bir hamle olarak görmemektedir. ABD ve rejimin bölge ülkelerinin topraklarını kullandığı son derece açıktır. Daha kısa bir süre önce ABD’nin yakıt ikmal uçaklarının Suudi Arabistan’da uçuş yaptığına dair haberler çıktı. Talebimiz nettir; kendi topraklarının İran’a saldırmak için suiistimal edilmesini engellemelerini istiyoruz.
Kötülüğe ve Kanunsuzluğa Karşı Kayıtsız Kalmanın Sonuçları Tüm Uluslararası Toplumu Etkileyecektir
Rusya ve Çin’in İran’a yönelik saldırılar karşısındaki tutumu hakkında şunları söyledi: “En köklü tarihsel ülke olarak İran’ın en belirgin özelliği sürekliliğidir. Biz, bu 2500 yıl boyunca tüm iniş çıkışlara ve kötülüklere rağmen varlığını sürdüren tek milletiz. Bu süreklilik hem köklü olduğumuzun hem de İran’ın zorluklar karşısında direnme gücünün bir göstergesidir. Bence İran’ın en büyük stratejik müttefiki İran halkıdır. Sokaklarda ve meydanlarda olan onlardır. Bizim dayanağımız kendi varlığımız ve kaynaklarımızdır. İranlıların düşmanlarına karşı daima kendi iç güçlerine dayanarak üstün geldikleri tarihi bir gerçektir. Bugün bilgi birikimimizi ve sanayimizi hedef alıyorlarsa, gücümüzün nerede yattığını bildikleri içindir.”
Ülkelerin tutumlarını izliyoruz ve onların yaklaşımları muhakkak bizim yaklaşımımızda da karşılık bulacaktır. Ülkelerin sergiledikleri duruş, gelecekteki denklemlerin şekillenmesinde kesinlikle etkili olacaktır. Eğer ülkeler kayıtsız kalmayı tercih ederlerse, bunun sonuçları herkesi saracaktır. ABD’nin müttefikleri sağduyulu kararlar almaya çalışıyorsa, kötülüğe ve kanunsuzluğa karşı kayıtsız kalmanın sonuçlarının tüm uluslararası topluma yansıyacağını bilirler.
İran Büyükelçisi Halen Beyrut’ta Bulunuyor
İranlı diplomatların Beyrut’ta şehit edilmesiyle ilgili olarak Bakayi şunları söyledi: “Öncelikle başsağlığı dilemek gerekir. Bu olay, rejimin hiçbir kural ve kaideye uymadığını göstermektedir. Bu eylem, terörizmin açık bir örneğidir. Büyükelçimizle ilgili basına yansıyan haberleri takip ettik, büyükelçiliğimiz açıktır ve büyükelçimiz ilgili makamlarla olan meseleler çerçevesinde Lübnan’da, Beyrut’taki görevine devam edecektir ve halen oradadır.”
Buşehr Nükleer Santrali Faaliyettedir
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Buşehr nükleer santralinin durumu hakkında şunları ifade etti: “Bilgim dahilinde olan şey santralin faal olduğudur. Gerçekleştirilen saldırılar son derece tehlikelidir ve ABD ile Siyonist rejimin bu saldırgan savaşta hiçbir sınır tanımadığının kanıtıdır. Birleşmiş Milletler ve Ajans’ın sorumluluğu son derece açıktır.”
Siyonist Rejim Mağduru Oynama Alışkanlığını Sürdürüyor
Bakayi, İran’ın misket bombası kullandığı iddialarına yönelik Tesnim’in sorusunu şöyle yanıtladı: “Bu çok küstahçadır. Bir yandan insancıl hukukun tüm kural ve ilkelerini ayaklar altına alıyorlar, diğer yandan mağduru oynama alışkanlığını sürdürerek İran’ın uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini iddia ediyorlar. Bu kesinlikle doğru değildir. İran, işlevi ve etkisi bakımından misket bombasından farklı olan çok savaş başlıklı füzeler kullanmaktadır. Bence bu daha çok suçluluk psikolojisiyle üste çıkma çabasıdır.”
Onların saldırılarına dair tek bir örnek vermek istesek, buna bile cevap veremezler. Tıpkı Minab’daki okula yapılan saldırı veya Fars eyaletindeki Lamerd’e yönelik saldırıda yeni füzelerin kullanılması gibi. Aynı şekilde elektrik santrallerine ve üniversitelere yönelik saldırılar, çevreyi tahrip etmek için savaş silahlarının kullanılması ve Lübnan’da fosfor bombası kullanımı… Rejim başkalarını suçlayacak bir konumda değildir. Savaşın kendisi yasadışı ve saldırgancadır. Savaş dışı koşullarda komutanlarımıza yönelik saldırıların hepsi savaş suçu teşkil etmektedir. Ayrıca alçakça saldırıya uğrayan Dena savaş gemisini de unutmamalıyız.
İran Halkı, İran’ın Varlığını Savunmada Öncüdür
Halkın İran’ı savunmak için sahada olması hakkında şunları belirtti: “Halkın eylemi, vatanlarına duydukları aşk ve sevginin bir göstergesidir. İran halkının sahip olduğu anlayış ve bilincin kanıtıdır. Ayrıca İran halkının, İran’ın varlığını savunmada öncü olduğunu da göstermektedir.”
Bu Savaş Hukuk Literatüründe Saldırganca Bir Eylemdir
Tuğgeneral Tengsiri’nin şehadetiyle ilgili şunları söyledi: “Bu cesur ve vatansever komutanın şehadeti vesilesiyle İran halkına ve saygıdeğer ailesine başsağlığı ve tebriklerimi iletiyorum. Bu, cinayet üstüne cinayettir. Bir komutan için vatan uğruna ölmek, arzulanan bir ölümdür. Bu yola baş koyanlar bilerek geldiler. Elbette böyle büyük insanların kaybı devasa bir acıdır, ancak bayrak kesinlikle diğer komutanların ellerinde dalgalanmaya devam edecektir. Tüm bunlar savaş suçudur. Bu savaş hukuk literatüründe bir saldırı eylemidir. Bu çerçevede gerçekleşen her şey savaş suçu kapsamındadır.”
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Tutumu ve İran’a Yardımı
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin tutumu ve İran’a yardımı konusunda şunları dile getirdi: “Bölgedeki tüm ülkeler ve halklar yaşananların en iyi tanığıdır; saldırganlar ve onların davranışları hakkında hüküm verebilirler ve kimin haklı olduğunu çok iyi ayırt edebilirler.”
Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın Savaşı Durdurma Çabaları
Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın savaşı durdurma sürecindeki çabaları hakkında şunları ifade etti: “Türkiye ile olan ilişkilerimiz her zaman dillerdedir. Türkiye’nin saldırıları kınamadaki tutumu ile üst düzey yetkililer ve halk nezdinde sergilediği dayanışma takdire şayandır. Bu durum hem Türkiye’nin iyi komşuluk politikasının hem de bu savaşın ortaya çıkış nedenlerinin ve bölge ülkeleri için doğuracağı sonuçların farkında olduğunun göstergesidir. Türkiye, rejimin bölgedeki Müslüman ülkelere yönelik ne gibi hırslar ve art niyetler beslediğini biliyor. Türk yetkililer, Siyonist rejimin bölgesel güvenlik için en büyük sorun olduğunu defalarca dile getirdiler. Türkiye ve diğer ülkelerin girişimleri, bölgesel barışa yönelik endişelerini göstermektedir. Gerginliğin tırmanmasını önlemek için rol oynamak ve arabuluculuk yapmak isteyen tüm ülkelerin yaklaşımının adil ve gerçekçi olmasını umut ediyoruz.”
ABD’deki Geniş Çaplı Gösteriler ABD Kamuoyunun Kandırılamayacağını Gösteriyor
Bekayi, ABD başkanına saldırıyla ilgili seçici anlatıların sunulduğuna dair raporlar hakkında: “Savaşı kamuoyuna pazarlamak bir endüstri haline gelmiştir. ABD’nin dayattığı savaşların her zaman kamuoyunu ikna etmeye ve savaşın devamına yönelik kabul oluşturmaya çalışan menfaatçileri olmuştur. Bu iş şu anda ABD toplumunda oldukça zordur çünkü savaş için bir neden görmüyorlar ve savaşın devamının, aranan bir rejimin hırsları doğrultusunda olduğunu biliyorlar. ABD’nin sözde zaferine ilişkin günlük raporlamalar bizzat bu politikanın bir ifadesidir. Ancak bunun kendileri için bir bataklığa dönüştüğünü de çok iyi biliyorlar. ABD’deki geniş çaplı gösteriler, ABD kamuoyunun kandırılamayacağını göstermektedir.”
İran Bu Yıllar Boyunca Hürmüz Boğazı’nın Güvenli Bekçisi Olmuştur
Küresel ölçekte akaryakıt ve gıda fiyatlarındaki artışa ilişkin raporlar hakkında şunları söyledi: “Bu durumun sorumlusu biz değiliz. Diğer ülkelerdeki insanların akaryakıt fiyatları nedeniyle sıkıntı yaşamasından kesinlikle memnun değiliz.
Ancak İran halkı bombalanırken medyanın akaryakıt ve gıda fiyatlarından bahsetmesi de kabul edilemez. Savaştan önce Hürmüz Boğazı kapalı mıydı? İran bu yıllar boyunca Hürmüz Boğazı’nın güvenli bekçisi olmuştur. Bu durum ABD ve Siyonist rejimin saldırgan eylemlerinin bir sonucudur. Hiçbir kıyı devleti, düşmanın kıyı sularını kullanmasına izin vermez. Alınan önlemler, meseleye müdahil olmayan gemilerin güvenli geçişini sağlamak içindir. Geçişlerdeki aksaklıklar ve sorunlar değerlendirilirken, ülkeler bu durumu yaratan failleri göz önünde bulundurmalıdır.”
Kaja Kallas’ın İran’a Yönelik Savaş ile Ukrayna Savaşı’nı İlişkilendiren Açıklamaları
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın İran’a yönelik savaş ile Ukrayna savaşı arasında bağlantı kuran açıklamaları hakkında şunları söyledi: “Bu durum bizzat Avrupalı politika yapıcılar arasındaki kafa karışıklığının bir göstergesidir. Ukrayna çatışmasına mantıklı bir şekilde yaklaşmak yerine sürekli olarak başkalarını suçladılar. Ukrayna konusunda kendi sorunlarına ve ABD’nin sorunlarına odaklanmak yerine, şimdi Fars Körfezi meselesini ve İran’a dayatılan savaşla ilgili konuları yeni bir uydurma bahane ve neden olarak buldular. Bu iki konuyu birbirine bağlamak, İran ve bölgemizle hiçbir ilgisi olmayan bir dosyayı çözmedeki yetersizliğin göstergesidir.”
ABD Halkının İran ile Savaşa Karşı Protestoları
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ABD halkının İran ile savaşa karşı protestoları hakkında şunları dile getirdi: “Eğer bir sistem halk egemenliğini iddia ediyorsa, muhakkak halkın istek ve taleplerini dikkate almalı ve onların görüşlerini kendi politikalarının temeli yapmalıdır. Ancak ABD’de böyle bir durum söz konusu değildir; savaş gibi hayati bir konudaki karar, belirli bir zümre tarafından ve soykırımcı rejimle koordinasyon içinde alınmıştır. ABD’deki halk protestolarının nedeni de budur; askerlerinin canlarının başka bir ülkeye karşı yürütülen savaşta harcanmasını istemiyorlar.”
Amerikalı Yetkililer Sadece Hayal Ettikleri Şeyleri Dile Getiriyorlar
Trump’ın İran’ın ABD’nin tekliflerini kabul ettiğine dair iddiaları hakkında şunları söyledi: “Amerikalı yetkililer sadece hayal ettikleri şeyleri dile getiriyorlar. Biz ABD ile hiçbir müzakere yapmadık. Olan biten, ABD tarafından bazı ülkeler aracılığıyla bize ulaşan bir müzakere talebinden ibarettir. Tutumumuz nettir. Saldırıların şiddetle devam ettiği bir ortamda tüm çabamız kendimizi savunmaya yöneliktir. Biz bu iddiaları samimi bulmuyoruz. Müzakere sırasında sırayla yapılan ihanetleri, geçmiş tecrübelerimizi etimizle kemiğimizle yaşayarak öğrendik.”
Üniversitelere Saldırmak Yasaktır ve Bir Savaş Suçudur
Üniversitelere yönelik saldırılar hakkında şunları ifade etti: “Hitler’in savaşında bile böyle eylemler görülmemiştir. O dönemde uluslararası antlaşmalar ve insancıl hukuk diye bir şey yoktu, buna rağmen asgari kurallara uyuluyordu. Ancak İran konusunda bunlara uyulmamıştır. Üniversitelere saldırmak yasaktır ve bir savaş suçudur. Medyaya yönelik saldırılar kesinlikle yasaktır. Dünya kamuoyu şunu dikkate almalıdır ki işlenen tüm cinayetler ABD ve Siyonist rejimin gerçekleştirdiği cinayetlerdir. Bu, tüm uluslararası hukuk sistemine karşı işlenmiş bir cinayettir.”
Meclisin NPT’den Çıkma Tasarısı
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Meclisin NPT’den ayrılma tasarısı hakkında şunları söyledi: “Bu konu mecliste incelenmektedir. Cevaplaması kolay olmayan büyük bir sorudur. Kamuoyunun sorusu şudur: Zorba tarafların haklarını kullanmaya izin vermediği bir belgeye taraf olmanın ne faydası var? Eğer üyelik sadece isimden ibaret olacaksa ve içindeki haklardan yararlanamayacaksak, o halde üye olmanın faydası nedir? Biz halen üyeyiz ve üye olduğumuz sürece taahhütlerimize bağlıyız. Bizim net tutumumuz her türlü kitle imha silahının yasaklanmasıdır. Ajansın sorumsuz yaklaşımı ve ABD’nin yıkıcı eylemleri nedeniyle bu sorular gündeme gelmektedir.”
Grossi’nin İtidal Çağrıları ve BM Genel Sekreterliği Adaylığı
Grossi’nin itidal çağrıları ve BM Genel Sekreterliği’ne yönelik istekleri hakkında şunları söyledi: “Saldırıya uğrayan bir ülkeden itidal göstermesi beklenemez; bu, ikiyüzlü bir davranıştır. Saldırıya maruz kalan taraftan eşit şekilde itidal talep edemezsiniz.
Birleşmiş Milletler ve genel sekreterliği konusunda prosedür bellidir. Ancak bu makama aday olan kişinin kişisel dürüstlüğe sahip olması gerekir. Fakat onun durumunda, eğer genel sekreter olursa, bir ülkeye yönelik saldırının gerçekleşmesinde etkin bir rol oynadığını söyleyeceklerdir.”
