Kara Cuma, ABD’de Şükran Günü’nden sonra gelen ilk cuma gününe denir. Gün 1952’den bu yana Noel alışveriş sezonunun başlangıcı kabul edilir. Mağazalar çok erken saatte açılır ve geç kapanırlar ve beklenmedik derecede indirimli satış yaparlar. Kanada ve İngiltere’de de Kara Cuma günü vardır ve Amazon gibi internet üzerinden iş yapan çeşitli şirketler de indirimli satış yaparlar. ABD’de bu bugün yoğun kalabalık ve buna bağlı oluşan izdiham ve gerginlik sebebiyle birçok yıl şiddet ölüm ve facialar ile sonuçlandığı için zamanla “Kara Cuma” olarak anılmaya başlanmış.
Türkiye’deki şirketler ve alışveriş siteleri ise bu güne daha önce verilen tepkileri göz önünde bulundurarak ve İslam Ümmeti kutsal bir gün olan Cuma’nın manevi değerine yönelik bir ikileme sebep olmamak için bu günü “Şahane Cuma“, “Müthiş Cuma“, “Güldüren Cuma” “Efsana Cuma” gibi çeşitli isimler vererek müşterilerinin ilgisini toplamaya çalışırlar. Bu yıl ise bu gün Kasım Fırsatları diye adlandırılıyor.
İnsanlar bu sayede birçok ürünü daha ucuza satın aldıklarını düşünerek bu çılgınlığı kaçırmamaya çalışıyorlar. Aslında asıl fırsatı kapitalist üreticilerin yakaladığı da bir gerçektir. . Çünkü bu malları üreten sermaye sahipleri büyük şirketler ve tüm aracı ticari firmalar, aslında daha çok kazanacakları halde, indirimli satışlar yüzünden daha az kar eder duruma düşmüyorlar; tersine bu tür satışlar onlara can suyu oluyor!
MAĞAZALAR ŞİRKETLER ZARARINA SATIŞ MI YAPIYORLAR?
Hayır.!! Hiçte öyle değil. Öncelikle bu aslında yılbaşının yakın olması ve insanların birbirlerine bu yüzden hediyeler almasına teşvik ettiği için sosyal bir duyarlılık olarak pazarlansa da esasında firmaların dönemsel ticari yılsonu bilançolarındaki karlılıklarını artırmak için yılsonu tercih edilmiştir. Bunun yanında sezon sonu itibarı ile aşırı üretim sebebi ile elde kalması ve bir sonraki sezona kadar modası geçme ihtimali yüzünden ürünlerden edilecek ZARARIN giderilmesi için STOKLARIN ERİTİLMESİ temel amacını taşımaktadır. Bu yüzden yılsonu ve bilhassa Kasım ayı bu kampanyalar yapılır. Biraz karışık ve çelişkili gibi görünse de bu tür indirim kampanyalarına dikkatlice baktığımızda aslında kapitalist ekonominin mantığını ve açmazlarını içerdiğini görmek mümkündür. Yani kapitalistler karlarından vazgeçip daha azına razı olmak bir yana bu sayede ayakta kalabiliyorlar. Peki bu neden böyle ve nasıl oluyor?
Kapitalist ekonominin en büyük özelliklerinden biri, üretilen mallarla tüketim arasındaki dengesizliktir. Şöyle ki; kapitalistler kar edebilmek için, mal üretmek ve bunu satabilmek zorundadır. Sermaye sahipleri bu yüzden her şeyi ama her şeyi alınıp satılan bir mal haline getirmeye güdülenmişlerdir. Sonuçta, piyasada satın alma gücüyle sınırlı olan tüketme potansiyelini oldukça aşan bir mal arzı oluşmakta ve kapitalist ekonomi aşırı üretim bunalımı yaşamaktan kaçınamamaktadır. Hal böyle olunca, karı ellerine geçirebilmek için zorunlu olarak malın satışına ihtiyaç duyduklarından birçok satıcının piyasada hakim olduğu ve rekabet şartlarının da ağır olması sebebiyle gerekiyorsa gerçek değerinin altında, daha ucuza elden çıkarmakta, böylece yeniden üretim için sermaye toplama çabasındadırlar.
Kapitalist ekonomide malın satışı kilit bir sorundur. Çünkü kapitalizmin temel işleyişi ve döngüsü, sermayenin satılacak mala, üretilen malın da kâra ve sermayeye dönüşmesi şeklindedir. Bu döngünün temel esası ise, başlangıçta sermaye olarak yatırılan paranın, satış işlemleri sonunda çoğaltılmasıdır. Bunu sağlayan şey ise üretim sırasında ürünlere eklenen artı değerdir. Mal üretimine katılan işçiler, kendi emek güçlerine ödenenden (aldıkları ücretten) daha fazlasını sermayedarlara sağlayarak bu fazlalığın üretilmiş olan mallarda yansıtırlar. Ancak bu farkın kâr haline dönüşüp başlangıçtaki sermayeye ilave edilebilmesin için SATILMASI gerekmektedir. Bunun sağlanması için ise sermayedarların başlangıçtaki yatırdığı sermayenin daha fazlası değer ihtiva edecek kadar mal üretebilmiş olmasıdır. Örneğin bir şirketin, 1 milyon TL’lik bir yatırımla, normal piyasa satış değeri 50 TL olan 50 bin çift çorabı ürettiğini düşünelim. Söz konusu şirket, başlangıçta yatırdığı sermaye miktarı olan bir milyona ulaşabilmek için en az 20 bin çift satmak zorundadır. Kar, bu satış miktarından SONRA gelir, yani ilk 20 bin çoraptan hiç bir kar elde edemez; kar bu sınırdan sonra yapılacak satışlarda ortaya çıkar ve varabileceği en son nokta, geriye kalan 30 bin çift çoraba karşılık gelen 1,5 milyon TL’dir. Kapitalistin bu maksimum kara ulaşabilmesi için ise; piyasada tek satıcı-tekel konumunda olması ve bunları satın alabilecek kadar tüketici bulunması gerekir. Ancak ne var ki kapitalist ekonomide piyasa bir kurtlar sofrasıdır, birbirleriyle kıyasıya rekabet halinde mal satmaya çalışan kapitalistleri barındırır. Ayrıca satın alma gücünün de bir sınırı vardır. Ve bir başka önemli konu da, kapitalistin bir önce yeniden üretime devam etmek için mallarını paraya dönüştürmesi gerekmektedir. İşte bütün bu faktörler, bizim çorap üreticisi kapitalistimizi, ‘ana parayı’ güvenceye aldıktan sonra çorap satışını mümkün kılacak her şeyi yapmaya yöneltir: Elde edeceği paranın bir bölümünü reklama-satış propagandasına yatırır, Ama o mevcut piyasa şartları gereği maksimum kâra ulaşamayacağını bildiğinden ve ana sermayeyi kurtaran eşik aşılmış olduğundan, gelecek bütün para kar olduğu için bu durumdan çok da rahatsız olmaz!
İşte indirim kampanyası tuzağı da tam bu noktada devreye girer; yarı fiyatına da satılsa gelen her lira kar olacağından ve bu kâr hem ticari yılsonu ve hem de bir hafta içinde olacağından büyük bir imkândır. Normal koşullarda, 50 TL ödeyemeyecek tüketiciler, çorabı 25-30 TL’ye almanın, kapitalistimiz de sermayeyi kediye yüklemeden nakit akış zincirinin karlılık ile tamamladığından bunun mutluluğunu yaşar!
Kapitalizmin bizi neden tüketim toplumuna dönüştürdüğü ve özel olarak Kara Cuma vb. özel kampanyalarla neden tüketim çılgınlığına ittiğinin gizemi ve şifresi işte burada yatmaktadır. Tüketiciler olarak ihtiyacımız olan çorabı aldığımızı, hem de ucuza kaptığımızı düşünsek de, farkında olmadan kapitalizmin saadet zinciri P-M-P’ döngüsünün tamamlanmasına katkı sunmaktır. Çorapsız dolaşamayacağımıza, yemeden içmeden giyinmeden vb. duramayacağımıza göre, toplumun ihtiyaçlarını kendine kar ve servet aracı yapan bu saadet zincirinin kırılmasının tek yolu, bu mal ve hizmetlerin birer meta olmaktan çıktığı bir üretim tarzına geçebilmemizdir.
PEKİ BU KAMPANYALAR MİLLETİMİZE NE SAĞLIYOR?
Çoğu zaman bu çılgınlık ihtiyacımız olmayan malları da ucuz diye almamıza vesile olur. Bu alış veriş çılgınlığı ve hızlı tüketim alışkanlığına sahip olmak zamanla psikolojik bir hal ve sosyal bir ritüel haline gelerek kültürel yozlaşma ve toplumsal değişimlere de sebebiyet vermektedir. Sermaye dağılımının orantısına göre büyük sermayeye sahip ulusal şirketler ve bunların hâkimiyetindeki ülkelerin dünya halkları üzerinde ekonomik ve sosyal hâkimiyetleri artarak modern sömürgecilik yöntemleri farkına varmadan ulusumuzu, kültürümüzü, bağımsızlığımızı ele geçirerek bizleri bağımlı, korkak ve ekonomik ve bilimsel gelişimini tamamlayamayan bir ülke haline getirebilmektedir.
23 yıldır AKP rejiminin uyguladığı “İthalata dayalı ekonomi modeli” süreç içinde yerel sermayenin rekabet gücünü elinden alarak piyasaların Siyonist sermayenin hakimiyetine girmesine ve ülke olarak küresel şirketlerin pazarı olmamıza sebebiyet vermiştir. Aynı zamanda kültürel yozlaşma insanların satın aldığı diğer ülkelerin ürünlerine göre ivme kazanmış ve yeni nesil inanç olarak yozlaşmış, bireyselcilik artmış, sekülerleşme ve dünyaya bağlılık aynı oranda gençleri ataletleştiren, ötekileştiren ve farkındalıklarını yok eden pasif bir nesil haline getirmiştir.
Bunun yanında sınırlı gelire sahip vatandaşların çoğunluğu kendilerini bu gün içinde alışveriş yapmak zorunda hissederek bütçelerine ekonomik katkı sağladıklarını düşünürken aslında farkına varmadan banka hesaplarına ve kredi kartlarına onların taksit ve erteleme tuzaklarına aldanarak çok fazla yüklenmekte ve gereksiz bir BORÇ YÜKÜ altına girmektedirler.

Bankalar arası Kart Merkezi’nin geçtiğimiz yıl yayımladığı verilere göre; geçtiğimiz senenin kara Cumasında, bir ay içerisinde, banka kartları ve kredi kartları üzerinden 13.5 Milyar Türk Lirası değerinde vatandaşımız borçlanmıştır. Bu borçların bir kısmı ödenemeyerek icralık olunmuş ya da sürekli asgari miktar ödenerek faiz yükü artmış ve içinden çıkılmaz bir durum haline gelmiştir. Vısa, MasterCart gibi Uluslararası büyük SİYONİST sermayelerin kontrolünde olan bu kartlar ile yapılan alışverişlerde İslam ülkelerinde Filistin, Gazze, Yemen, Irak, Suriye’de Müslüman halkları öldüren ordulara ve örgütlere destek verdikleri bilinen bir gerçektir ve gizli de değildir. Bu tür yoğun kampanyaları yapan firmaların başında da duyarlı Müslüman halkın BOYKOT listesinde olan firmalar var. Bu firmalar diğerlerinden daha büyük indirim ve kampanyalar yaparak ortaya çıkmakta ve indirimin cazibesine başta Müslüman ve dindar halkların çocukları kapılarak bu konudaki tüm tedbir ve bilinçlenmeyi de bir anda yok edip yapılan tüm çalışma ve gayretleri de hiçe sayabilmektedirler. Mesela bu firmaların tuzaklarından biride çok cazip ürünlere yapılan inanılmaz kampanyalara yerel Kredi Kartlarına değil de bu Siyonist menşeili Kredi Kartlarına taksit ve indirim ya da bonus, maksipuan gibi ek imkânlar vermeleri diğerlerine ise bu imknı bilerek sağlamamalarıdır.
Dijital ödeme yöntemlerinin hakim olduğu bu zamanlarda Kapitalizm ve düşman Siyonizim Müslüman ailelerin ceplerine kendi iradeleri dışında girip onları sömürmek ve kendi aleyhlerine etkilere katkı sağlatmak için binlerce açık ve sinsi yöntemleri uygulamakta ve böyle kampanyaları da bunun için fırsat bilmektedir.
Kaybedilen toplumsal bilincimizi ve İslami duyarlılığımızı gençlerimiz nazarında yeniden oluşturabilmek için bu hususları sıkılmadan çekinmeden ve tepkilere aldırmadan ısrar ile anlatmalıyız. Batının sunduğu bütün özel günler, kampanyalar cazibe içeren sunumların hepsi milletimiz, insanlarımız, kadınlarımız ve bilhassa çocuklarımız için aldatıcı bir tuzaktan ibarettir. Bununla mücadele etmekten başka bir çaremiz yok.
Fatih Bilgin
