<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Analiz &#8211; Rast Haber</title>
	<atom:link href="https://rasthaber.com/category/analiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://rasthaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Nov 2026 12:11:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://rasthaber.com/wp-content/uploads/2025/08/cropped-rastlogo-32x32.png</url>
	<title>Analiz &#8211; Rast Haber</title>
	<link>https://rasthaber.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslam İnkılabı Lideri’nin Yeni Tehditler Karşısındaki 7 Stratejik Tedbiri</title>
		<link>https://rasthaber.com/islam-inkilabi-liderinin-yeni-tehditler-karsisindaki-7-stratejik-tedbiri/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/islam-inkilabi-liderinin-yeni-tehditler-karsisindaki-7-stratejik-tedbiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:11:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350564</guid>

					<description><![CDATA[Başkomutan&#8217;ın Silahlı Kuvvetler komutanlarına mesajı; olası tehditlerle yüzleşmede savunma hazırlığı, caydırıcılık, yeni teknolojiler, Direniş Cephesi&#8217;nin birliği ve halkın rolü hakkında yedi stratejik ekseni çizmektedir. Silahlı Kuvvetlerin üst düzey komutanlarına hitaben Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney&#8217;in mesajının yayınlanması, son günlerin en önemli ve belirleyici siyasi ve güvenlik gelişmelerinden biridir. Bu mesaj; Devrim Lideri&#8217;nin Milli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başkomutan&#8217;ın Silahlı Kuvvetler komutanlarına mesajı; olası tehditlerle yüzleşmede savunma hazırlığı, caydırıcılık, yeni teknolojiler, Direniş Cephesi&#8217;nin birliği ve halkın rolü hakkında yedi stratejik ekseni çizmektedir.</strong></p>
<p>Silahlı Kuvvetlerin üst düzey komutanlarına hitaben Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney&#8217;in mesajının yayınlanması, son günlerin en önemli ve belirleyici siyasi ve güvenlik gelişmelerinden biridir. Bu mesaj; Devrim Lideri&#8217;nin Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, Meclis Başkanı ve Yargı Erki Başkanı da dahil olmak üzere ülkenin üst düzey yetkilileriyle gerçekleştirdiği üst düzey görüşmelerin bir devamı olarak değerlendirilebilir; bölgesel güvenlik gelişmelerinin yanı sıra sistemin üst kademelerinde stratejik, koordineli ve kapsamlı bir yapılanmanın şekillendiğini gösteren görüşmeler.</p>
<p>Amerikan-Siyonist cephesinin İslamî İran&#8217;a yönelik düşmanlıklarından kaynaklanan gelişmeler, düşmanların yeni bir kötülük ve tecavüz olasılığını yeniden öne çıkarmıştır. Müzakere ve arabuluculuk sinyalleri hâlâ gündeme getirilmektedir; ancak Başkomutan&#8217;ın talimatlarından çıkarılan sonuç, Silahlı Kuvvetler ve hükümetten Meclis, Yargı Erki, medya, üst düzey yöneticiler ve seçkinlere kadar ülkenin tüm organlarının olası yeni tehditlerle yüzleşmek için azami hazırlık içinde olma zaruretidir.</p>
<p>Bu mesaj analiz edildiğinde, ülkenin savunma ve güvenlik mimarisinde yedisi stratejik tedbir ve talimat çıkarılabilir:</p>
<ol>
<li><strong> Coğrafi Sınırlama Olmaksızın Anında ve Etkili Yanıt</strong></li>
</ol>
<p>Birinci tedbir, düşmanın her türlü yeni kötülüğüne anında ve etkili yanıt verme zaruretidir; coğrafi sınırlama olmaksızın takip edilecek bir yanıt. Bu vurgu, Silahlı Kuvvetlerde güncel, cihadi ve etkin bir yapılanmanın şekillenmesi gerekliliğini hatırlatmaktadır. &#8220;Coğrafi sınırlama olmaksızın&#8221; anahtar kelimesi özel bir öneme sahiptir; zira Başkomutan&#8217;ın tedbiri ve Silahlı Kuvvetlerin yeni tasarımlarıyla, İslam Cumhuriyeti&#8217;nin milli çıkarları, milli güvenliği sağlamak ve caydırıcı gücü korumak için vereceği yanıtın artık bölgesel savaş çerçevesiyle sınırlı kalmayacağı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, coğrafi sınırları aşmak ülkenin yeni savunma mimarisinin önemli bileşenlerinden biri olabilir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Savaşın Sonunu İslam Cumhuriyeti&#8217;nin Belirlemesi</strong></li>
</ol>
<p>İkinci tedbir, Amerikan-Siyonist düşmanın yeni bir kötülük ve tecavüzde bulunması halinde savaşın sonunu İslam Cumhuriyeti&#8217;nin belirleyeceği yönündeki stratejik ilkenin vurgulanmasıdır. Bu yaklaşım, temel olarak savaş denklemlerini düşmanın hesaplama sisteminin aksine etkilemektedir. Düşmanın darbesini indirmek ancak uzun vadeli güvenlik, askeri, ekonomik ve stratejik maliyetlere katlanmamak için hızlı ve kısa süreli bir saldırı peşinde olduğu görülmektedir. Buna karşılık Başkomutan&#8217;ın stratejik mantığı, düşmanın savaşı başlatan taraf olabileceği ancak sonunu belirleme yetkisini mutlaka elinde tutamayacağı yönündedir. Bu, olası gelecekteki savaşın mimarisindeki stratejik zirvelerden biridir: Savaşın sonunu belirleme yetkisini düşmanın elinden almak.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Doktrin ve Taktik Olmak Üzere İki Alanda Yerli Savunmanın Derinleştirilmesi</strong></li>
</ol>
<p>Üçüncü tedbir, doktrin ve taktik olmak üzere iki düzeyde yerli savunma modelinin derinleştirilmesidir. İslam Cumhuriyeti, Kutsal Savunma döneminden itibaren kademeli olarak savunma alanında içsel ve yerli kapasitelere dayalı bir modele ulaşmış ve savaş sonrası yıllarda da Devrim&#8217;in Merhum Lideri&#8217;nin komuta ve rehberliğinde bu model geliştirilmiştir.</p>
<p>Asimetrik savunma, füze gücü, Direniş Cephesi&#8217;nin kapasitelerinden yararlanma, sistemin stratejik derinliği ve Hürmüz Boğazı&#8217;nın devasa kapasitesinin savaş denklemlerini etkilemek için kullanılması bu modelin önemli bileşenlerindendir. Kilit nokta, doktrin ve taktiğe eşzamanlı olarak yapılan vurgudur; zira konu sadece operasyonel yöntemlerin düzeltilmesi değil, aynı zamanda İslam Cumhuriyeti&#8217;nin genel savunma doktrini çerçevesinin dönüşmesi ve yükseltilmesi olasılığı da gündemdedir. Önceki savunma stratejimiz esas olarak bölgesel savaş temelinde tanımlanmıştı; ancak düşman daha yüksek düzeyde bir kötülük sergilerse, doğaldır ki İslam Cumhuriyeti&#8217;nin yanıtı da buna uygun olarak daha güçlü ve daha geniş kapsamlı olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, yerli savunmanın derinleştirilmesi coğrafi sınırların aşılmasıyla anlamlı bir bağlantıya sahiptir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Yeni Teknolojilerden Yararlanma ve Güncel Kabiliyetlerin Yükseltilmesi</strong></li>
</ol>
<p>Dördüncü tedbir, yeni teknolojilere ve güncel kabiliyetlerin yükseltilmesine yapılan vurgudur. On İki Günlük ve Kırk Günlük savaşlar, teknoloji ve savunma teknolojisinin savaş denklemlerinde en belirleyici değişkenlerden biri olduğunu göstermiştir. İslam Cumhuriyeti füze, Hürmüz Boğazı&#8217;nda güç kullanımı, düşmanın hava kuvvetlerine darbe indirme ve bazı hava savunma alanlarında önemli kapasitelere sahiptir; bununla birlikte son deneyimler bazı alanların tamir edilmesi ve güçlendirilmesi gerekliliğini de ortaya koymuştur.</p>
<p>Başkomutan&#8217;ın yeni teknolojilere yaptığı vurgu bu açıdan anlamlıdır. Hava savunması ve yapay zekadan yararlanma gibi alanlar bu hususta özel bir öneme sahip olabilir. Yüce Lider&#8217;in yapay zeka hakkındaki önceki vurguları göz önüne alındığında, son savaşların deneyiminin Silahlı Kuvvetlerin yeni teknolojileri kullanma yeteneğini artırmak için uygun bir zemin sağladığı görülmektedir.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Hedef Bankasının Güncellenmesi ve Düşmanın Maddi ve Maddi Olmayan Varlıklarının Hedef Alınması</strong></li>
</ol>
<p>Beşinci tedbir, hedef bankasının güncellenmesi ve Amerikan-Siyonist düşmanın her türlü maddi ve maddi olmayan varlığına dikkat edilmesidir. Kötülük yapmak, cinayet işlemek ve İran&#8217;ın milli çıkarlarına, ülkenin kalkınma altyapılarına ve milli gücüne darbe vurmak için kendilerine belirli bir sınır ve kırmızı çizgi tanımayan düşmanlarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla onların her türlü maddi ve maddi olmayan varlığını hedef almaya yapılan vurgu stratejik açıdan oldukça anlamlıdır.</p>
<p>Bu çerçevede konu sadece askeri hedefler ve fiziki altyapılarla sınırlı değildir; aksine yapay zeka altyapıları, teknolojik kapasiteler, düşmanın medya ve propaganda altyapıları ile propaganda araçları ve bazı özel güvenlik ve istihbarat altyapıları da onun maddi olmayan ve stratejik varlıkları arasında yer alabilir. Bu yaklaşım, caydırıcılık mimarisinde gücün daha geniş boyutlarına ve düşmanın hassasiyetlerine dikkat edildiğini göstermektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Sahaların Birliği; Batı Asya&#8217;nın Yeni Düzeninin Şekillenmesinde Stratejik Bir Bileşen</strong></li>
</ol>
<p>Altıncı tedbir, sahaların birliği anahtar kavramına yapılan vurgudur; Amerikan-Siyonist cephesiyle mücadele için Yüce Lider&#8217;in mesajlarında ve stratejilerinde daha önce de vurgulanmış bir kavram. Sahaların birliği sadece taktiksel, yüzeysel veya propagandaya dayalı bir konu değil, aksine inançsal bir temel, düşünsel bir mantık ve İslam Cumhuriyeti&#8217;nin stratejik derinliğinin bir bileşenidir.</p>
<p>İslam Cumhuriyeti ile Lübnan Hizbullahı ve Haşdi Şabi&#8217;den bölgede aktif diğer gruplara kadar İslamî direniş hareketleri ve grupları arasındaki sinerji ve koordinasyon bu çerçevede anlam kazanmaktadır. Elbette bu gruplar İslam Cumhuriyeti&#8217;nin vekalet güçleri değildir; aksine bağımsız siyasi ve inançsal kimliğe ve kapasiteye sahiptirler ve ortak bir stratejik anlayışa dayanarak İslam Cumhuriyeti&#8217;nin konumunu Direniş Cephesi&#8217;nin merkezi ve ekseni olarak kavramaktadırlar.</p>
<p>Diğer taraftan Amerikan-Siyonist düşman İran&#8217;la mücadele etmek için tüm kapasitelerini sahaya sürmüştür; bölgedeki Amerikan askeri üslerinden ve bazı gerici Arap hükümetlerinin kapasitelerinden Irak Kürdistanı ve bölgenin diğer noktalarındaki her türlü casusluk ve istihbarat servislerine kadar. Doğaldır ki karşı noktada da Direniş Cephesi&#8217;nin tüm kapasitelerinden yararlanılmalıdır. Eğer Amerikan-Siyonist cephesi ve bölge gericiliği direnişin merkezine ve eksenine tecavüz ederse, İslam dünyasının dört bir yanındaki direniş akımlarının çeşitli kapasiteleri bölgesel denklemlerde aktif hale gelebilir. Dolayısıyla sahaların birliği, Batı Asya&#8217;nın yeni siyasi ve güvenlik düzeninin şekillenmesinde stratejik ve belirleyici bir ilke olarak görülmelidir.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Mebus Milletin Varlığı; Ülkenin Savunma Gücünün En Büyük Destekçisi</strong></li>
</ol>
<p>Yedinci tedbir, mebus (harekete geçmiş/kalkınmış) milletin varlığına ve bunun sekiz aylık Kutsal Savunma&#8217;ya genişletilmesine yapılan vurgudur. Amerikan-Siyonist cephesinin İran&#8217;a karşı savaşı sadece askeri bir savaş değildir; aksine istihbarat, güvenlik, medya, propaganda, sosyal ve ekonomik boyutları da içeren hibrit ve çok sahalı bir savaştır. Böyle bir durumda düşmanın komplo ve tasarılarının ana panzehiri milli kenetlenme, toplumsal varlık ve İran milletinin milli ve mektebi direnişidir.</p>
<p>Bu varlığın örneğini On İki Günlük Savaş&#8217;ta gördük; Devrim&#8217;in Merhum Lideri&#8217;nin de sonrasında halkın önemine ve belirleyici rolüne vurgu yaptığı bir varlık. Bu varlığın zirvesine Kırk Günlük Savaş&#8217;ın ilk saatlerinde şahit olduk; halkın sahadaki varlığı ve mitingleri düşmanların hesaplamalarını ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Düşman, son yıllardaki, özellikle de son iki üç yıldaki ekonomik baskıların ve geniş propaganda bombardımanının sistemin toplumsal sermayesini ve desteğini yok ettiğini sanıyordu; ancak milletin yaklaşık sekiz aydır sahadaki varlığı bu hesaplamaların gerçekten ne kadar uzak olduğunu gösterdi. Gerçek şu ki Silahlı Kuvvetlerin ve ülke canfedalarının en önemli destek arkası işte bu mebus milletin varlığıdır; İslam Cumhuriyeti&#8217;nin düşmanın komplolarını boşa çıkarmak için en büyük güç kaldıraçlarından biri sayılan bir kapasite.</p>
<p><strong>Daha Büyük Zaferlere Doğru</strong></p>
<p>İslam Devrimi&#8217;nin tarihi tecrübesi göstermiştir ki Liderlik&#8217;in tedbirleri, talimatları ve talepleri halk, seçkinler, yetkililer ve Silahlı Kuvvetler tarafından ne zaman doğru şekilde dikkate alınıp uygulandıysa büyük kazanımlar elde edilmiştir.</p>
<p>Bugün de İslam Devrimi hareketinin en hassas aşamalarından birinde bulunuyoruz; düşmanın karmaşık, hibrit ve çok katmanlı bir stratejiden yararlandığı ve karşı karşıya gelişin mahiyetinin küresel müstekbirler ve siyonizm cephesiyle varoluşsal bir savaş boyutları kazandığı bir aşama.</p>
<p>Böyle bir durumda ihlas, milli ve mektebi kapasitelere eksiksiz dikkat gösterilmesi ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı&#8217;nın talimatlarının hassas ve azami şekilde uygulanması katmerli bir öneme sahiptir. Milletin varlığı, Silahlı Kuvvetlerin tedbirlerinin etkinliğinin artırılması, cihadi yapılanma ve toplumun ekonomik, medya ve psikolojik alanlarında gerekli hazırlık, Allah&#8217;a tevekkül ve İlahi vaatlerin doğruluğuna güvenle birlikte bu hassas duraktan geçmenin ana bileşenleridir. Şüphesiz bu kapasitelere dayanarak İslam Devrimi bu aşamayı da geride bırakacak ve inşallah kahraman İran milletini On İki Günlük ve Kırk Günlük savaşlardan daha büyük zaferler bekleyecektir.</p>
<p>Not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/islam-inkilabi-liderinin-yeni-tehditler-karsisindaki-7-stratejik-tedbiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzakere mi, Hile mi?</title>
		<link>https://rasthaber.com/muzakere-mi-hile-mi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/muzakere-mi-hile-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Irakçi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350560</guid>

					<description><![CDATA[Irakçi, Roma müzakerelerinin ardından ve Siyonist rejimin İran&#8217;a saldırısından önce, &#8220;Şunu söyleyebilirim ki bu tur, şimdiye kadar deneyimlediğimiz en profesyonel müzakere aşamalarından biriydi ve yapılan tartışmalar göz önüne alındığında ilerleme kaydedilme olasılığı var&#8221; demiş; Trump ise savaş olasılığının uzak göründüğünü belirten tamamen aldatıcı açıklamalarda bulunmuştu. İran ile ABD arasındaki müzakereler, kadim bir geçmişe sahip olmakla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Irakçi, Roma müzakerelerinin ardından ve Siyonist rejimin İran&#8217;a saldırısından önce, &#8220;Şunu söyleyebilirim ki bu tur, şimdiye kadar deneyimlediğimiz en profesyonel müzakere aşamalarından biriydi ve yapılan tartışmalar göz önüne alındığında ilerleme kaydedilme olasılığı var&#8221; demiş; Trump ise savaş olasılığının uzak göründüğünü belirten tamamen aldatıcı açıklamalarda bulunmuştu.</strong></p>
<p>İran ile ABD arasındaki müzakereler, kadim bir geçmişe sahip olmakla birlikte iniş çıkışlar ve talihsiz olaylarla doludur. İran&#8217;ın kendine özgü jeopolitik konumu ve tabii ki petrolün varlığı, yani Amerikalıların sömürü ve yağma için en çok tercih ettiği seçenek, Birleşik Devletler&#8217;in henüz çocuk sayılabilecek ömrünün başından beri oraya hırslı gözlerle dikilmesine neden olmuştur.</p>
<p>Amerika, İran&#8217;ın egemenliğine zarar vermek ve onu çökertmek için çeşitli yolları denedikten sonra, İslam Devrimi&#8217;nin başından itibaren açık bir düşmanlığa koyulmuştur ve o andan itibaren, konuşarak ve diplomasiyle bu huysuz düşmanın yola getirilebileceğine inanan kişiler ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>JCPOA (Nükleer Anlaşma); Sonuçsuz Kalan Bir Anlaşma</strong></p>
<p>İran&#8217;a yönelik yıllarca süren yaptırımlar ve yumuşak savaştan sonra dış politika mekanizması, ABD ile uzun süreli düşmanlığa son verecek JCPOA olarak adlandırılan bir anlaşma imzaladı. İran taahhütlerine bağlı kalmasına rağmen Donald Trump, 8 Mayıs 2018&#8217;de Nükleer Anlaşma&#8217;dan ABD&#8217;nin resmen çekildiğini açıkladı.</p>
<p>Trump&#8217;ın JCPOA&#8217;dan çekilme gerekçesi, İran&#8217;ın Obama hükümetini kandırmış olmasıydı.</p>
<p>Peki sorun neredeydi ve JCPOA neden saf bir zarardı? Merhum Lider bu konuda şöyle buyurmuştu: Kusurlar nelerdir? Kusurlar, her zaman korktuğumuz, tekrarladığımız ve söylediğimiz şeylerdir; diyorduk ki: Efendi, bunlar ahde vefası olmayan, kötü huylu, cayır cayır dönen, sözlerinden cayan ve amel etmeyen kimselerdir, kusurlar da bunlardır. JCPOA&#8217;da bu kusurların kendilerini gösterebilecekleri gedikler ve boşluklar vardır ve eğer bu gedikler kapatılsaydı, elbette kusurlar daha az olur veya ortadan kalkardı.</p>
<p><strong>Savaşın Eşiğine Kadar Varan Müzakere İyimserliği!</strong></p>
<p>Ancak JCPOA, İran&#8217;ın diplomasi yönteminde bir değişiklik yaratmadı. Bu yolun bir kez çıkmaza girmiş olmasına rağmen, İranlı diplomatik yetkililerin açıklamaları müzakerelerin sonucuna dair iyimserliği sürdürmeye devam etti.</p>
<p>Ülke Dışişleri Bakanımız Abbas Irakçi, Roma müzakerelerinin ardından ve Siyonist rejimin İran&#8217;a saldırısından önce şunları söyledi: &#8220;Beşinci tur müzakereler bugün Roma şehrinde gerçekleşti, şunu söyleyebilirim ki bu tur, şimdiye kadar deneyimlediğimiz en profesyonel müzakere aşamalarından biriydi.&#8221; O ayrıca şunları ekledi: &#8220;Umarım bir iki oturum içinde müzakerelerde ilerleme kaydedilebilecek çözümlere ulaşabiliriz, bugün yapılan tartışmalar göz önüne alındığında ilerleme ihtimali vardır.&#8221;</p>
<p>Terörist ABD Başkanı da aldatıcı açıklamalarında şöyle demişti: &#8220;Cumartesi ve Pazar günü yapılan müzakerelerde gerçek ve ciddi bir ilerleme kaydettik.&#8221;</p>
<p>Bu durum, beşinci tur müzakerelere varılmadan önce Siyonist düşmanın İran topraklarına karşı tecavüzkâr saldırılarını başlatmış olmasıyla ve analistlerin itirafına göre ABD&#8217;nin amacının aldatıcı müzakereler olmasıyla çelişmektedir.</p>
<p><strong>40/Güz (40 Günlük) Savaş Öncesinde Hâlâ İyimser</strong></p>
<p>İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, perşembe günü Cenevre&#8217;de yapılan müzakereler hakkında şunları söyledi: &#8220;Bu tur müzakereler en ciddi ve en uzun görüşmelerdi ve müzakerelerde iyi bir ilerleme kaydettik. İki taraf arasında dolaylı olarak tartışmalar takas edildi. Bazı alanlarda uzlaşı yakınlaşmıştır.&#8221;</p>
<p>Öte yandan Donald Trump, İran&#8217;a saldırıdan önce ve Cenevre müzakerelerinin ardından şöyle demişti: &#8220;Onların, elde etmemiz gereken şeyleri bize vermeye yanaşmamalarından memnun değilim. Dolayısıyla bu durumdan hoşnut değilim. Bakalım ne olacak. Daha sonra görüşeceğiz. Bugün daha fazla müzakeremiz olacak. Ama hayır, müzakerelerin ilerlediği süreçten memnun değilim.&#8221;</p>
<p><strong>Ateşkes ve Müzakerelerin Yeniden Başlatılması</strong></p>
<p>40 günlük savaş, ABD&#8217;nin İran&#8217;a darbe vurmak için çeşitli yöntemler kullandığı ve sonunda kendisini mücadelenin tartışmasız mağlubu olarak gördüğünde, ateşkesle ona nihai bir görünüm kazandırıp müzakereyi yeniden başlattığı bir savaştı. Pakistan&#8217;ın arabuluculuğuyla İran ve ABD başkanları tarafından imzalanan mutabakat zaptı, tekrar eden bir sonuçla, yani ABD&#8217;nin çıkışı ve yeni saldırılarla sonuçlandı.</p>
<p><strong>Müzakere Kötü Değildir, Ama Trump Hükümetiyle Değil!</strong></p>
<p>Müzakere kendi başına iyi veya kötü değildir, ancak iki kez başarısızlıkla sonuçlanan ve düşmanın aldatmacasıyla eşlik eden bir yolu tekrarlamak, diplomasi yolunu denemenin ötesinde bir şeydir. Trump yönetimi asla müzakere peşinde değildir ve sadece yeni bir planı yeniden başlatmak için aldatmaca ve zaman kazanma peşindedir. Kamuoyunu müzakereye karşı karamsarlaştıran şey, ABD&#8217;nin tekrarlanan ihaneti ve diplomasiyi aldatmak için kullanmasıdır.</p>
<p>Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/muzakere-mi-hile-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süveyş Kanalı&#8217;ndan Hürmüz Boğazı&#8217;na; İran, Amerika İmparatorluğunun Sonunu mu Getirecek?</title>
		<link>https://rasthaber.com/suveys-kanalindan-hurmuz-bogazina-iran-amerika-imparatorlugunun-sonunu-mu-getirecek/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/suveys-kanalindan-hurmuz-bogazina-iran-amerika-imparatorlugunun-sonunu-mu-getirecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 12:02:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[netanyahu]]></category>
		<category><![CDATA[süveyş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350557</guid>

					<description><![CDATA[The Conversation internet sitesi, 70 yıl önce Süveyş Krizi&#8217;nin İngiliz İmparatorluğu&#8217;nun çöküşünü tetiklediğini, bugün ise Amerika&#8217;nın Hürmüz Boğazı&#8217;nda İran&#8217;la yaşadığı çatışmanın da ABD için aynı rolü oynayabileceğini yazdı. Analitik haber sitesi The Conversation şunları aktarıyor: Amerika ve İsrail&#8217;in İran&#8217;a karşı &#8220;Öfkeli Destan&#8221; (Operation Epic Fury) operasyonunu başlatmasından bu yana aylar geçmesine rağmen Hürmüz Boğazı büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>The Conversation internet sitesi, 70 yıl önce Süveyş Krizi&#8217;nin İngiliz İmparatorluğu&#8217;nun çöküşünü tetiklediğini, bugün ise Amerika&#8217;nın Hürmüz Boğazı&#8217;nda İran&#8217;la yaşadığı çatışmanın da ABD için aynı rolü oynayabileceğini yazdı.</strong></p>
<p>Analitik haber sitesi The Conversation şunları aktarıyor: Amerika ve İsrail&#8217;in İran&#8217;a karşı &#8220;Öfkeli Destan&#8221; (Operation Epic Fury) operasyonunu başlatmasından bu yana aylar geçmesine rağmen Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalmaya devam ediyor. İngiltere bu çatışmaya doğrudan müdahil olmama kararı aldı. Ancak bu ülke, rekor düzeydeki motorin fiyatları ve tırmanan enflasyon yoluyla bu krizin hedefi haline gelmiş durumda.</p>
<p>Yapılan son araştırmaların da gösterdiği gibi bu durum, Orta Doğu&#8217;daki geçmiş bir krizin yankısıdır. Yetmiş yıl önce Mısır hükümeti Süveyş Kanalı&#8217;nı millileştirmiş ve Süveyş Krizi&#8217;ni tetiklemişti. Mısır topraklarından Kızıldeniz ile Akdeniz&#8217;i birbirine bağlayan kanal, Avrupa ile Asya arasında seyahat eden gemiler için hayati bir köprüydü.</p>
<p>Fransa liderliğindeki bir şirket tarafından 1869 yılında inşası tamamlandıktan sonra Mısır hükümeti kanalın yüzde 44 hissesine sahip olmuştu. Ancak Mısır&#8217;ın yaşadığı mali sorunlar, ülkeyi 1875 yılında hisselerini İngiliz hükümetine satmaya zorladı ve böylece İngiltere ile Fransa kanalda önemli mali çıkar elde ettiler.</p>
<p>Mısır&#8217;ın kanalı millileştirmesinin ardından Fransa ve İngiltere –İsrail ile birlikte– bu hayati su yolunun kontrolünü yeniden ele geçirmek için Mısır&#8217;a saldırdılar. Ancak bu saldırı, uluslararası toplumun kınamasına yol açan felaket niteliğinde bir bozgundu. Bu kriz, İngiltere&#8217;nin süper güç statüsünü kaybetmesinin simgesi haline geldi.</p>
<p>Şimdi ise ABD ara seçimleri, mevcut çatışma konusunda Trump yönetimi üzerindeki baskıyı artırmış durumdadır. İsrail&#8217;deki seçimler de bu çatışmayı etkilemiştir; son raporlar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu&#8217;nun seçimler öncesinde İran&#8217;a yönelik yeni saldırılar talep ettiğini gösteriyor. Diğer raporlar ise ABD ve İsrail&#8217;in seçimlerin ardından saldırıları yeniden başlatmak için planlar hazırladığını ortaya koyuyor.</p>
<p>1956 yılında ABD başkanlık seçimleri de hesaplamaların önemli bir parçasını oluşturuyordu. Ancak o dönemde İngiltere ve Fransa, Amerikan seçimlerinin ABD&#8217;nin dikkatini kendi eylemlerinden başka yöne çekeceğini varsaymışlardı. Bu hesaplama yanlıştı. Başkan Dwight D. Eisenhower, İngiltere Başbakanı Anthony Eden&#8217;a seçimlerden bir gün sonra yazdığı mektupta, yönetiminin İngiltere, Fransa ve İsrail&#8217;in eylemlerine devam etmesine kesinlikle göz yummayacağını açıkça belirtti. Birleşmiş Milletler aracılığıyla müzakere edilmiş bir uzlaşı talep etti.</p>
<p>Süveyş ve Hürmüz arasındaki benzerlikler, iki hayati su yolunun kapanmasından ibaret değildir. Her iki kriz de ortak bir soruyu gündeme getirmektedir: Jeopolitik güç, ekonomik gücün önüne ne kadar geçebilir?</p>
<p><strong>Düşüşteki Süper Güçler</strong></p>
<p>1944 yılında Amerikalı dış politika profesörü William T. R. Fox &#8220;süper güç&#8221; terimini türetti. Bunu &#8220;muazzam zenginlik, büyük nüfus ve elverişli coğrafi konum&#8221;un bir sonucu olarak tanımladı. Bu tanım, tarihçi Phillips O&#8217;Brien&#8217;ın günümüzdeki büyük güç tanımına benzerdir. Fox o dönemde üç süper güç görüyordu: ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği. Kendisi daha sonra, özellikle ABD ve ardından diğer Avrupa ülkeleri karşısındaki nispi gerilemesi nedeniyle İngiltere&#8217;yi bu kapsama almanın bir hata olduğunu kabul etmişti.</p>
<p>Bugün benzer bir dönüşüm yaşanmaktadır</p>
<ol>
<li>yüzyılda İngiltere küresel baskın güçtü ve ekonomistlerin sterlinin uluslararası para sisteminde merkezi bir rol oynaması sayesinde borçları uygun faiz oranlarıyla kolayca finanse etme yeteneği olarak tanımladığı &#8220;aşırı ayrıcalıktan&#8221; (exorbitant privilege) yararlanıyordu. Londra aynı zamanda dünyanın önde gelen finans merkeziydi.</li>
</ol>
<p>Ancak İngiltere&#8217;nin gerilemesiyle birlikte bu ayrıcalık yavaş yavaş ABD&#8217;ye kaydı. Özellikle sterlinin ağır baskı altında kaldığı Süveyş Krizi döneminde bu kaybın ne kadar hassas olduğu görüldü. Benzer şekilde bugün de Amerikan gücünün temelini oluşturan finansal sistemde gerilim işaretleri görülmektedir.</p>
<p>Süveyş Krizi sırasında İngiltere&#8217;nin para birimindeki zayıflık ve Amerikan mali desteğine olan bağımlılığı, dikkat çekici askeri gücüne rağmen bağımsız hareket etme yeteneğini sınırlamıştı.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır, 1956 yılında Süveyş Kanalı&#8217;nı millileştirdi.</p>
<p>Bu kriz aynı zamanda Soğuk Savaş&#8217;ın daha geniş jeopolitiğinin de bir parçasıydı. Mısır ile Sovyetler Birliği arasında 1955 yılında imzalanan silah anlaşması bölgedeki güç dengesini bozmuş ve İsrail&#8217;in önleyici bir savaşa girme kararında etkili olmuşçuk.</p>
<p>Bu silah anlaşmasına yanıt olarak ABD, Nil Nehri üzerindeki büyük bir altyapı projesi olan Asvan Barajı&#8217;nın finansmanını geri çekti. Ardından 1956&#8217;da Mısır Süveyş Kanalı&#8217;nı millileştirerek krizin fitilini ateşledi. İngiliz liderler, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır&#8217;ı bölgede egemenlik kurmayı amaçlayan 1930&#8217;ların bir diktatörü olarak göstermeye çalıştılar.</p>
<p>ABD&#8217;nin İran&#8217;a müdahalesi de benzer hikayeleri çağrıştırmaktadır. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, ABD&#8217;nin &#8220;kan düşmanından&#8221; gelebilecek varoluşsal bir tehdidi önlemek için İranlı liderlerin suikastla ortadan kaldırılmasını gerekli görmüştür.</p>
<p>Ekonomi ile jeopolitik arasındaki ilişki anlamına gelen jeoekonomi (Geoeconomics) de Süveyş Krizi&#8217;nde merkezi bir rol oynamıştı. Kanal, Orta Doğu petrolünün ana sevkiyat rotasıydı ve kanalın millileştirilmesinin İngiltere&#8217;nin petrol arzını aksatacağı korkusu hakimdi. Ancak ironik bir şekilde, Mısır&#8217;a saldırma kararı bizzat İngiltere&#8217;de petrol kıtlığına ve akaryakıt karnesine yol açmıştı.</p>
<p>Daha geniş kapsamlı Soğuk Savaş, ABD&#8217;nin olaylardaki tutumunu belirleyen kilit faktördü. ABD, Macaristan&#8217;daki Rus emperyalizmini kınarken Mısır&#8217;daki emperyalist eylemleri onaylıyormuş gibi bir görüntü vermek istemiyordu.</p>
<p>Süveyş Krizi nasıl Soğuk Savaş bağlamında anlaşılması gerekiyorsa, mevcut çatışma da &#8220;İkinci Soğuk Savaş&#8221; jeopolitiği lensinden görülmelidir. ABD ile Çin arasındaki ilişkiler iyileşmemiş olup, vekalet savaşları birinci Soğuk Savaş&#8217;ı andırmaktadır.</p>
<p>Bugün ABD, en somut örneği mühimmat stoklarındaki azalmalarda görülen baskıyla karşı karşıyadır. Bu stoklar halihazırda (kısmen Ukrayna&#8217;ya verilen destek nedeniyle) baskı altındaydı ve şimdi İran ile yaşanan savaş yüzünden daha da azalmıştır.</p>
<p>Süveyş Krizi, siyasi liderlerin jeopolitik ihtiraslarının ekonomik sınırlamalarını anlamakta nasıl gecikebileceklerini göstermektedir. ABD bugün 1956&#8217;nın İngiltere&#8217;si gibi değildir, ancak İran&#8217;daki çatışma Amerikan gücünün sınırları hakkında sorular uyandırmıştır.</p>
<p>Nispi ekonomik hakimiyeti meydan okumayla karşı karşıya kalan ABD de küresel askeri taahhütlerinin kapsamını gözden geçirmek zorunda kalacak mı?</p>
<p>Not: bu analiz tahrireh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/suveys-kanalindan-hurmuz-bogazina-iran-amerika-imparatorlugunun-sonunu-mu-getirecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atvan: ABD 2027&#8217;de Orta Doğu&#8217;dan Çekilecek</title>
		<link>https://rasthaber.com/atvan-abd-2027de-orta-dogudan-cekilecek/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/atvan-abd-2027de-orta-dogudan-cekilecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350554</guid>

					<description><![CDATA[Arap dünyasının tanınmış analisti, önümüzdeki yıldan itibaren bölgede İsrail rejiminin tehditleri ve ABD&#8217;nin askeri varlığı olmaksızın yeni bir dönemin başlayacağına inanıyor. Arap dünyasının tanınmış analisti &#8220;Abdulbari Atvan&#8221;, &#8220;Sawt&#8221; YouTube kanalındaki açıklamalarının bir bölümünde şunları söyledi: &#8220;ABD henüz İran&#8217;a karşı savaşı başlatmadı. Trump, seçimleri düzenlemek ve kazanmak amacıyla İran&#8217;a saldırmadı. İran&#8217;a yeniden saldırmaya cesaretleri yok. Eğer [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arap dünyasının tanınmış analisti, önümüzdeki yıldan itibaren bölgede İsrail rejiminin tehditleri ve ABD&#8217;nin askeri varlığı olmaksızın yeni bir dönemin başlayacağına inanıyor.</strong></p>
<p>Arap dünyasının tanınmış analisti &#8220;Abdulbari Atvan&#8221;, &#8220;Sawt&#8221; YouTube kanalındaki açıklamalarının bir bölümünde şunları söyledi: &#8220;ABD henüz İran&#8217;a karşı savaşı başlatmadı. Trump, seçimleri düzenlemek ve kazanmak amacıyla İran&#8217;a saldırmadı. İran&#8217;a yeniden saldırmaya cesaretleri yok. Eğer İran&#8217;a saldırırlarsa, Trump ve Cumhuriyetçi Parti çok ağır bir bedel ödeyecektir. Eğer seçimlerden önce İran&#8217;a saldırılmazsa, seçimlerden sonra da bir savaş gerçekleşmeyecektir.&#8221;</p>
<p>İsrail rejimi ve ABD bu savaşa girmekten kaçınmaya karar verdiler; çünkü bu savaş onlar için pek çok felaketi beraberinde getirecektir.</p>
<p>Trump ve Netanyahu pek çok sıkıntıyla karşı karşıya. Trump seçimlere yalan ve aldatmacayla giriyor. Her gün İran&#8217;ı hedef alacaklarını söylüyor; ancak İran&#8217;a saldırılması durumunda bu ülkenin vereceği karşılığın çok sayıda Amerikan askerinin ölümüne ve ABD&#8217;nin büyük askeri kayıplara uğramasına yol açacağını biliyor.</p>
<p>&#8220;Rây el-Yum&#8221; gazetesinin genel yayın yönetmeni şöyle devam etti: &#8220;Eğer anketler Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin seçimleri kazanacağını kesin olarak gösterseydi Trump savaşa girerdi, fakat bu parti şu anda çökmüş durumda. Tüm anketler Amerikalıların %80&#8217;inden fazlasının savaşa karşı olduğunu gösteriyor. Artık insanlar artan yaşam maliyetlerinden ve akaryakıt fiyatlarından muzdarip ve bu savaşı ABD&#8217;nin müdahil olmaması gereken bir İsrail rejimi savaşı olarak görüyorlar.&#8221;</p>
<p>Netanyahu ABD&#8217;yi, bu ülkeye astronomik maliyetler getiren bir savaşa sürükledi. Petrolün varil fiyatı 115 dolara ulaştı ve Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı. İranlılar çok sayıda tankeri imha etti ve Trump yalan söyleyerek Hürmüz Boğazı&#8217;nın kontrolünü elinde tuttuğunu iddia ediyor. Oysa Trump, Hürmüz Boğazı&#8217;nın ve hatta Bab&#8217;ül-Mendeb&#8217;in kontrolüne bile sahip değil.</p>
<p>Atvan şunları söyledi: &#8220;Şimdi İran, ABD ve İsrail rejiminin saldırısını bekliyor. İran, her türlü saldırıya karşı sert ve ezici bir karşılık vereceğini ilan etti. ABD ve İsrail rejimi İran&#8217;ın vereceği karşılıktan korkuyor. ABD&#8217;nin Vietnam ve Afganistan&#8217;da yaşadıklarının aynısı İran&#8217;da da tekrarlanacaktır.&#8221;</p>
<p>Afganistan&#8217;da yaklaşık 15 bin Amerikan askeri ve paralı askeri Taliban eliyle öldürüldü ve tabutları Amerikan şehirlerine ulaştı. Sonuç olarak eski ABD Başkanı &#8220;Joe Biden&#8221; Afganistan savaşını bitirmek zorunda kaldı. Bu yenilgi Irak&#8217;ta da tekrarlandı. Irak direnişi Amerikan güçlerine büyük kayıplar verdirdi ve sonuç olarak &#8220;Barack Obama&#8221; Amerikan güçlerini Irak&#8217;tan çekmek zorunda kaldı.</p>
<p>Trump bu yenilgilerin İran&#8217;da da tekrarlanacağını biliyor. Eğer ABD İran&#8217;ı yenebilseydi bir an bile tereddüt etmezdi. İran&#8217;ı yenmeyi ve bu ülkenin nükleer tesislerini yıkmayı başaramadılar. Savaşın sonuçları ABD için son derece felaket olacaktır. Bu nedenle savaştan geri adım attılar ve seçimlerden sonra savaşa gireceklerini iddia ediyorlar.</p>
<p>İsrail rejiminin seçimleri de bu rejimin çok katmanlı krizlerle karşı karşıya olduğu bir ortamda yapıldı. İşgal altındaki Filistin topraklarındaki iç anlaşmazlıklar zirveye ulaştı ve bu anlaşmazlıklar rejimi içeriden çökertiyor. Aşırı dinci Harediler, Netanyahu ve çevresindekilere öfkeli ve bu rejimin ordusunda görev yapmayı reddediyorlar.</p>
<p>Netanyahu ve Trump gidecek; Orta Doğu ve Batı Asya bölgesi yekvücut ve güçlü kalacaktır. İsrail rejiminin tehditleri olmaksızın yeni bir dönem başlayacaktır. Bu durumun gerçekleşmesi için sadece zamana, özgüvene ve bütünleşmeye ihtiyaç vardır.</p>
<p>Arap dünyasının tanınmış analisti açıklamalarının son bölümünde şöyle konuştu: &#8220;Şu anda direniş ekseni ülkelerinin durumu, ABD ve İsrail rejiminin desteğine güvenen ülkelerin durumundan bin kat daha iyidir. ABD şu anda gerçekten zor bir durumda ve savaşı nihayete erdiremiyor. Trump, ABD&#8217;nin yıkımına yol açabilecek koşullardan endişe duyuyor.&#8221;</p>
<p>Çin ve Rusya güç kazanıyor ve işler ABD ile İsrail rejiminin arzusunun aksine değişiyor. Geçmişte İngiltere ve Fransa&#8217;nın bu bölgeden çekildiği gibi, ABD de 2027 yılında Orta Doğu bölgesinden tamamen çekilecek ve buradaki askeri varlığı sona erecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/atvan-abd-2027de-orta-dogudan-cekilecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şart mı, Hile mi?!</title>
		<link>https://rasthaber.com/sart-mi-hile-mi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/sart-mi-hile-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 11:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[NPT]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer Silah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350552</guid>

					<description><![CDATA[Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişinin detaylarına dikkat çekti. Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde; Bazı haberler, Katar ve Pakistanlı arabulucular aracılığıyla İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişi sürecinde, ABD&#8217;nin en büyük ısrarının İran’ın nükleer programının da müzakerelerin bir parçası olması yönünde olduğunu ve bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişinin detaylarına dikkat çekti.</p>
<p><strong>Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;</strong></p>
<p><strong>Bazı haberler, Katar ve Pakistanlı arabulucular aracılığıyla İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişi sürecinde, ABD&#8217;nin en büyük ısrarının İran’ın nükleer programının da müzakerelerin bir parçası olması yönünde olduğunu ve bu hususta önerilerde bulunduğunu, şu anda ABD&#8217;nin en büyük vurgusunun İran&#8217;daki veya üçüncü bir ülkedeki 400 kilogram %60 oranındaki uranyumun seyreltilmesi ile İslam Cumhuriyeti&#8217;nin nükleer tesislerinin denetlenmesine izin verilmesi üzerinde olduğunu gösteriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde ise, aziz yetkililerimiz Yüce Liderimizin akıllıca görüşünden ilham alarak bu hileci tasarıyı kararlılıkla reddetmiş ve İslamî İran&#8217;ın önerdiği 7 şartın hayata geçirilmesinde ısrarcı olmuşlardır. Bu hususta birkaç noktaya değinmek zaruri görünmektedir:</strong></p>
<ol>
<li>ABD ve Siyonist rejim, İran&#8217;a yönelik askerî saldırıdaki asıl amaçlarının rejimi devirmek olduğunu açıkça ilan etmiş ve şunları vurgulamışlardı: Birincisi; en geç iki hafta içinde bu isteklerine ulaşacaklardı! İkincisi; İran&#8217;ا saldırıldıktan sonra halk, İslam Cumhuriyeti egemenliğine karşı ayaklanacaktı! Ve üçüncüsü; bölgede ve dünyada İslami devrim söyleminin hayatına son vereceklerdi! Ancak ABD, resmen ilan ettiği bu hedeflerin hiç birine ulaşamadığı gibi, tam tersine belirtilen tüm hususlarda ters bir neticeyle karşı karşıya kaldı. İran İslam Cumhuriyeti zarar görmediği gibi dünyanın dördüncü (ve Yüce Liderimizin hakîmane tabiriyle birinci) büyük gücüne dönüştü. İki haftalık savaş tahmini 8 aya uzadı ve ABD hiçbir şey yapamadı. Halk, İslam&#8217;ı ve İran&#8217;ı savunmak için meydanlara ve sokaklara akın ederek bugün 248. gününü geride bırakan tarihin en eşsiz mitinglerini kaydetti. Ekonomik kriz tüm Amerika ve Avrupa&#8217;yı sarıp sarmaladı.</li>
</ol>
<p>ABD ve Siyonist rejim en nefret edilen devletlere dönüştü; ki bu, askerî tanımda ABD, Batılı, İbrani ve Arap müttefiklerinin ağır yenilgisi demektir. Ve gelelim; İran&#8217;ın nükleer programı ABD&#8217;nin ilan ettiği hedefler arasında yer almıyordu veya en azından bariz bir konuma sahip değildi. Soru şudur ki, neden şimdi ABD&#8217;nin en temel talebine dönüştü?! Okuyun!</p>
<ol>
<li>ABD&#8217;nin ülkemizin nükleer programını &#8220;bir şart&#8221; kalıbına sokma ısrarı, İran ile yapılan savaşta uğradığı ağır yenilgiden kaynaklanmaktadır ve mutlaka öyle değerlendirilmelidir. ABD bu şartı iki belirli hedefle takip etmektedir:
<ul>
<li><strong>Birincisi;</strong> ülkemize yönelik saldırının gerekçesi olarak resmen ilan ettiği tüm (vurgulanıyor: tüm) hedeflere ulaşmadaki başarısızlığını ve bu hususta savurduğu boş lafları örtbas etmektir. Trump, hedefler arasında yer almayan İran&#8217;ın nükleer programı şartını öne sürmek suretiyle, tabiri caizse savaşı bir &#8220;kazanımla&#8221; sona erdirmeyi ve John Mearsheimer&#8217;ın tabiriyle savaştan onurlu bir çıkış yapmayı amaçlamaktadır!</li>
<li><strong>İkincisi;</strong> bugün dünyadaki neredeyse tüm önde gelen uzmanlar ve fikir adamları, ABD&#8217;nin İran&#8217;a askerî saldırısının aptalca olduğunu itiraf ediyor ve ettiler; bu saldırı sadece ABD&#8217;nin süper güç olma iddiasını yerle bir etmekle kalmadı, aynı zamanda Trump&#8217;ı ABD tarihinin en çok nefret edilen başkanı haline de getirdi. ABD -ki Trump değildir; çünkü Trump bu tür hesaplamaların altından kalkamayacak kadar aptaldır- nükleer şartını öne sürerek, İran&#8217;a yönelik başarısız saldırı için meşru bir &#8220;gerekçe&#8221; ve &#8220;sebep&#8221; uydurma niyetindedir! Bu tür bahaneler uydurmak ABD için yeni bir şey değildir ve bunun bilinen örneklerinden biri Bush&#8217;un Irak&#8217;a saldırısında gösterilebilir. ABD&#8217;nin Irak&#8217;a saldırmak için hiçbir bahanesi yoktu, ancak (kendi zannınca) bu saldırıya ihtiyaç duyduğu için Irak&#8217;ta kitle imha silahlarının varlığını bahane etti ve bu saldırıyı açıklamak için bölgesel müttefiklerini destekleme argümanını ortaya koydu.</li>
</ul>
</li>
</ol>
<p>İran&#8217;ın ABD&#8217;nin talebine verdiği ve Yüce Lider&#8217;in vurgularından kaynaklanan olumsuz yanıtı, ABD&#8217;nin sinsi hilesine karşı kullanılan en akıllıca ve hakîmane eylemlerden biri olarak değerlendirilmelidir. Yüce Liderimiz, İran&#8217;ın nükleer programının müzakerelerin veya şartların bir parçası olmaması gerektiğini vurgulamışlardı.</p>
<p><strong>Üçüncüsü;</strong> Ve bundan önce, İran&#8217;ın &#8220;Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması&#8217;ndan (NPT)&#8221; çıkışının zarureti hakkında belgesel niteliğinde yazılarımız ve raporlarımız olmuştu ki, maalesef zamanın yetkililerinin beklenmedik ilgisizliğiyle karşılaşmıştı. Bunları özellikle bu günlerin havasında yeniden okumak yersiz değildir ve en azından ülkümüzün nükleer programı sorumlularının NPT&#8217;den çıkış zaruretine gösterdikleri az ilginin ülkeye ne kadar büyük zararlar dayattığını göstermektedir. Açıklaması sonraki fırsatlara kalsın ve başka bir hesap hatasının önlenmesi umuduyla.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/sart-mi-hile-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;nin Körfez&#8217;deki &#8216;Güvenlik Şemsiyesi&#8217; Çatırdıyor</title>
		<link>https://rasthaber.com/abdnin-korfezdeki-guvenlik-semsiyesi-catirdiyor/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/abdnin-korfezdeki-guvenlik-semsiyesi-catirdiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adem Namlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2026 10:58:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<category><![CDATA[Bahreyn]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[KAtar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuveyt]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350545</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu&#8217;da ABD ve İsrail&#8217;in başını çekeceği savaş ihtimali yeniden gündemdeyken Bahreyn&#8217;in başkenti Manama&#8217;da düzenlenen 22. Manama Diyaloğu, Körfez ülkelerinin içinde bulunduğu açmazı gözler önüne serdi. 30 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından düzenlenen toplantıda, ABD ile İran arasında yeni bir savaş ihtimaline ilişkin endişeler öne çıktı. Körfez ülkelerinin ortak mesajı, yeni bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []">Ortadoğu&#8217;da ABD ve İsrail&#8217;in başını çekeceği savaş ihtimali yeniden gündemdeyken Bahreyn&#8217;in başkenti Manama&#8217;da düzenlenen 22. Manama Diyaloğu, Körfez ülkelerinin içinde bulunduğu açmazı gözler önüne serdi.</p>
<p data-pm-slice="1 1 []">30 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) tarafından düzenlenen toplantıda, ABD ile İran arasında yeni bir savaş ihtimaline ilişkin endişeler öne çıktı.</p>
<p>Körfez ülkelerinin ortak mesajı, yeni bir savaş istemedikleri yönündeydi. Ancak toplantı boyunca dile getirilen diplomasi çağrılarının yanında, ABD yönetimini olası bir askeri tırmanıştan vazgeçirebilecek ortak bir siyasi tutumun ortaya konulamaması dikkat çekti.</p>
<p>Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı&#8217;nın diplomatik danışmanı Enver Gargaş, ülkesinin bölgede yeni bir askeri çatışma istemediğini, diplomatik ve siyasi bir çözümden yana olduğunu söyledi. Gargaş, buna karşın BAE&#8217;nin olası bir tırmanışa karşı hazırlıklı olduğunu da belirtti.</p>
<p>ABD ile İran arasındaki pozisyonların birbirinden oldukça uzak olduğunu söyleyen Gargaş, askeri çözümün mevcut krizi daha da karmaşık hale getireceğini vurguladı. Gargaş&#8217;ın açıklamalarına göre Körfez ülkeleri, yeni bir çatışmanın bölgeye ve İran&#8217;a fayda sağlamayacağı görüşünde.</p>
<p>Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdüllati de toplantıda yaptığı konuşmada, yeni bir tırmanışın öncekinden daha tehlikeli ve yıkıcı olacağı uyarısında bulundu.</p>
<p>Ancak diplomasi çağrıları, Washington&#8217;ın askeri seçeneklerini sınırlayabilecek bir bölgesel iradeye dönüşmüş değil.</p>
<div class="no-dynamic-ads advert-temp bg-lighter-gray text-dark p-8 mw-708 mb-4">
<div class="d-flex flex-column justify-content-between align-items-start">
<p class="slogan pb-5 text-dark fst-italic fw-medium lh-30 dyn-text">Körfez&#8217;de savaş korkusu büyüyor, ABD&#8217;nin güvenlik garantileri sorgulanıyor. Bu tablonun perde arkasına odaklanan soL&#8217;a abone olun, dayanışmayı büyütün.</p>
</div>
</div>
<h1>ABD&#8217;nin kararları, Körfez&#8217;in &#8216;güvenliği&#8217;</h1>
<p>Manama&#8217;daki tartışmaların en önemli boyutlarından biri, Körfez ülkelerinin &#8220;güvenliklerinin&#8221; büyük ölçüde ABD&#8217;nin askeri varlığına ve kararlarına bağlı olmasıydı.</p>
<p>ABD, bölgedeki askeri üsleri ve komuta merkezleri aracılığıyla Körfez&#8217;in &#8220;güvenlik&#8221; mimarisinde belirleyici konumda. Bahreyn&#8217;de ABD Deniz Kuvvetleri&#8217;nin 5. Filosu bulunurken Katar&#8217;daki El Udeyd Hava Üssü de Washington&#8217;ın bölgedeki en önemli askeri merkezlerinden biri.</p>
<p>Ancak bu askeri varlık, Körfez ülkelerinin &#8220;güvenlik&#8221; kaygılarını ortadan kaldırmıyor. Tersine, ABD&#8217;nin İran&#8217;a karşı yürüteceği yeni bir savaşın bu ülkeleri doğrudan hedef haline getirme ihtimali, bölge yönetimlerinin temel endişelerinden biri.</p>
<p>Şubat ayında başlayan ABD-İsrail saldırılarının ardından İran&#8217;ın Körfez ülkelerindeki askeri ve ekonomik hedeflere yönelik misillemeleri, bu kırılganlığı somut biçimde ortaya koydu.</p>
<p>IISS verilerine göre savaş sırasında BAE&#8217;yi hedef alan insansız hava aracı ve balistik füze saldırılarının sayısı 3 bini aştı. Bahreyn&#8217;e ise yaklaşık 500 İHA ve 200&#8217;e yakın balistik füze yöneltildi. Saldırılar askeri tesislerin yanı sıra petrol altyapısını, havaalanlarını ve sivil yerleşimleri de etkiledi.</p>
<p>Körfez ülkeleri bu saldırıların ardından savunma kapasitelerini artırmak için milyarlarca dolar harcadı. Ancak daha fazla silahlanmak, &#8220;ortak bir güvenlik politikası&#8221; oluşturulamadığı için bölge ülkelerinde hâlâ endişe yaratıyor.</p>
<figure role="group"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/inline-images/cp0ygxlstzxzjmaccucthns9bt7tu2eoyxekhvsmbky6fvdmkqkrlwyuedvejhklw7rr0d8obvsedvdzbc4dsmzrgywctsoro3j1_0.jpg" width="1200" height="630" data-entity-type="file" data-entity-uuid="ecc43e9a-0808-4436-9556-7ea1583b8843" /><figcaption>Körfez İşbirliği Konseyi liderleri, 2025 yılında Bahreyn&#8217;de düzenlenen zirvede. Bölgedeki ortak güvenlik ve savunma mekanizmaları, İran&#8217;la yaşanan savaşın ardından yeniden tartışma konusu oldu.</figcaption></figure>
<h1>Körfez&#8217;in ortak savunması savaşta sınandı</h1>
<p>Manama Diyaloğu&#8217;nun en dikkat çekici başlıklarından biri de Körfez İşbirliği Konseyi&#8217;nin (KİK) ortak savunma kapasitesinin sorgulanması oldu.</p>
<p>Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman&#8217;dan oluşan KİK, yıllardır bölgesel güvenlik ve askeri işbirliğini geliştirme hedefini gündemde tutuyor. Ancak İran&#8217;la yaşanan savaş, bu hedeflerin ne ölçüde hayata geçirilebildiğine ilişkin ciddi soru işaretleri yarattı.</p>
<p>Gargaş, Körfez ülkelerinin savaş sırasında &#8220;kolektif bir savunma yanıtı&#8221; ortaya koyamadığını açıkça kabul etti.</p>
<p>Gargaş, ülkelerin kendi ulusal imkanlarıyla ve zaman zaman ikili işbirlikleri üzerinden hareket ettiğini belirterek, Körfez&#8217;in en kritik krizlerinden birinde ortak bir sınav veremediğini söyledi.</p>
<p>Savaş sırasında İran misillemelerinin vurduğu ülkeler, savunma faaliyetlerini büyük ölçüde kendi ulusal sistemleri ve bölgedeki ABD komuta-kontrol merkezleri üzerinden yürüttü. IISS değerlendirmelerine göre bu parçalı yapı, zaman zaman genel savunma çabasını da etkisiz kıldı.</p>
<p>Gargaş&#8217;ın eleştirisi, toplantıda dile getirilen &#8220;Körfez dayanışması&#8221; söylemiyle de çelişti. Diğer katılımcılar ortak hareket etme ve bölgesel dayanışma vurgusu yaparken BAE&#8217;li yetkili, bu söylemin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğine işaret etti.</p>
<h1>ABD&#8217;nin garantilerine alternatif arayışı: Mekke Anlaşması</h1>
<p>Körfez ülkelerinin ABD&#8217;ye güvenlik bağımlılığı sürerken bölgede alternatif işbirliği mekanizmaları oluşturma arayışları da hız kazanıyor.</p>
<p>Bu arayışın en somut örneklerinden biri, 7 Ağustos&#8217;ta Mekke&#8217;de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması oldu.</p>
<p>AKP&#8217;li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif&#8217;in imzaladığı anlaşma, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor.</p>
<p>Bu yönüyle NATO&#8217;nun &#8220;kolektif savunma&#8221; ilkesine benzetilen anlaşma, üç ülkenin savunma işbirliğini daha kurumsal bir zemine taşımayı umuyor.</p>
<p>Ankara, anlaşmanın mevcut ittifakların yerine geçmeyi amaçlamadığını ve herhangi bir ülkeyi ortak düşman olarak tanımlamadığını öne sürmüştü.</p>
<p>Türkiye Savunma Bakanlığı&#8217;nın 13 Ağustos&#8217;ta yaptığı açıklamada yer alan iddiaya göre anlaşma kapsamında savunma ve dışişleri bakanları ile genelkurmay başkanlarının katılacağı siyasi ve askeri mekanizmalar oluşturulması, ortak tatbikatlar düzenlenmesi ve savunma sanayisinde işbirliğinin geliştirilmesi planlanıyor.</p>
<p>İHA ve otonom sistemler, elektronik harp, yapay zeka ve ortak savunma teknolojilerinin geliştirilmesi de işbirliğinin öncelikli alanları arasında.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi de olası bir savaşa sürükleyebilecek olan bu anlaşma, bölgesel aktörlerin güvenlik politikalarını yalnızca Washington&#8217;a bağlı biçimde sürdürmek istemediklerinin bir işareti olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Fakat Mekke İttifakı her ne kadar bölgesel bir ittifak olarak pazarlansa da ABD’nin onayı ve çıkarları doğrultusunda, sahadaki askeri yükü bölge ülkelerine paylaştıracak yeni mekanizma olarak devreye sokuldu.</p>
<p>Ayrıca TBMM’ye sunulan anlaşma gerekçesinde Mekke İttifakı’nın hedeflediği güvenlik ortamının &#8220;NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliği bağlamındaki amaçlarıyla uyumlu olduğu&#8221; ve Türkiye’nin NATO yükümlülüklerine zarar vermediği açıkça kayda geçirildi. Başka bir ifadeyle ittifak, doğrudan ABD ve NATO’nun bölgesel öncelikleriyle paralel bir zemine oturtuldu.</p>
<h1>ABD&#8217;nin askeri üstünlüğü, &#8216;siyasi güvence&#8217; anlamına gelmiyor</h1>
<p>Manama Diyaloğu&#8217;nda ABD&#8217;nin temsili de dikkat çekti. Trump yönetiminden üst düzey siyasi karar alıcıların toplantıda bulunmaması, Washington&#8217;ın Körfez&#8217;in geleceğini doğrudan etkileyen kararları aldığı bir dönemde tartışma konusu oldu.</p>
<p>ABD&#8217;yi toplantıda Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Donald Blome temsil etti. Blome&#8217;un katılımı, Washington&#8217;ın toplantıda tamamen temsil edilmediği yönündeki değerlendirmeleri geçersiz kılsa da üst düzey siyasi karar alıcıların yokluğu dikkat çekiciydi.</p>
<p>ABD&#8217;nin bölgedeki müttefiklerinin kaygılarını giderecek net bir siyasi çerçeve sunamaması, Körfez yönetimlerinin karşı karşıya olduğu belirsizliği artırıyor.</p>
<p>Üstelik ABD&#8217;nin askeri üstünlüğü, bölgedeki müttefiklerinin kaygılarının giderileceği anlamına gelmiyor. İran&#8217;a karşı yeni bir savaşın başlaması durumunda Körfez ülkelerinin enerji altyapıları, limanları, havaalanları ve ticaret ağları yeniden hedef haline gelebilir.</p>
<p>Bu nedenle bölge yönetimleri bir yandan ABD ile askeri ilişkilerini sürdürürken diğer yandan diplomatik kanalları ve yeni ortaklıkları güçlendirmeye çalışıyor.</p>
<figure role="group"><img decoding="async" src="https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/inline-images/bllhurzndsoeltdxjqwxsssviy3pok0s5jbjurrf31lijl9hwsmv_asac9ittefh-aefbjoyz-fskzmt52t_2mfutz9kd-e-0ylo_0.jpg" width="3888" height="2593" data-entity-type="file" data-entity-uuid="326a42da-c7bc-4db4-9dcc-4b18bb917485" /><figcaption>ABD Donanması&#8217;na bağlı 5. Filo&#8217;nun Bahreyn&#8217;deki karargahı, Washington&#8217;ın Körfez bölgesindeki askeri varlığının merkezlerinden biri. ABD, bölgedeki deniz gücü ve askeri üsleri aracılığıyla Körfez&#8217;in savaş mimarisinde belirleyici rol oynuyor.</figcaption></figure>
<h1>Savaş olasılığı altında &#8216;ekonomik entegrasyon&#8217; hayali</h1>
<p>Manama Diyaloğu&#8217;nda dikkat çeken bir diğer çelişki, yeni bir savaş ihtimalinin konuşulduğu toplantıda ekonomik kalkınma, yatırım ve bölgesel bağlantısallık projelerinin de gündemde tutulmasıydı.</p>
<p>Körfez ülkeleri, enerji gelirlerine dayalı ekonomilerini çeşitlendirmeyi, küresel ticaret ve lojistik ağlarında daha merkezi bir konuma gelmeyi hedefliyor. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi projeler de bu stratejinin önemli parçaları arasında yer alıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/inline-images/imec_harita_tr.png" width="1269" height="714" data-entity-uuid="abf69d8a-9f74-4543-9a65-5d3e2d802b7a" data-entity-type="file" /></p>
<p>Ancak bölgenin enerji ve ticaret altyapısı, savaştan doğrudan etkileniyor. Hürmüz Boğazı&#8217;nın kapanması veya deniz ticaretinin kesintiye uğraması ihtimali, yalnızca Körfez ekonomilerini değil küresel enerji ve tedarik zincirlerini de vuracaktır.</p>
<p>Bu nedenle ekonomik entegrasyon ve yatırım projelerinin geleceği, bölgesel savaş ihtimalinden bağımsız biçimde ele alınamıyor.</p>
<p>Körfez ülkelerinin yeni bir savaşı istememesi, bu ekonomik kırılganlığın da bir sonucu. Ancak savaşın önlenmesi için gerekli ortak siyasi iradenin oluşturulamaması, &#8220;kalkınma ve entegrasyon&#8221; hedeflerini de belirsizliğe sürüklüyor.</p>
<p>Manama Diyaloğu&#8217;nda ortaya çıkan tablo, Körfez ülkelerinin yeni bir çatışmayı önlemek istediğini ancak bunu sağlayabilecek ortak bir mekanizma oluşturamadığını gösterdi. ABD&#8217;nin askeri varlığına duyulan ihtiyaç devam ederken Washington&#8217;ın bölgeyi yeni bir savaşa sürükleyebilecek kararları üzerindeki etkileri sınırlı kalıyor.</p>
<p>Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma anlaşması gibi yeni girişimler bunun aşılmasına yönelik arayışların bir parçası. Ancak bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekilleneceği ve bu girişimlerin ne ölçüde sonuç vereceği bölge aktörleri açısından henüz belirsiz.</p>
<p>sol</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/abdnin-korfezdeki-guvenlik-semsiyesi-catirdiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerika’nın Maddi ve Gayri Maddi Varlıklarından Stratejik Savunmaya</title>
		<link>https://rasthaber.com/amerikanin-maddi-ve-gayri-maddi-varliklarindan-stratejik-savunmaya/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/amerikanin-maddi-ve-gayri-maddi-varliklarindan-stratejik-savunmaya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2026 18:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Fars Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350503</guid>

					<description><![CDATA[İslam Devrimi Lideri&#8217;nin, Amerikan-Siyonist düşmanın maddi ve gayri maddi varlıklarının silahlı kuvvetlerin hedef menziline girmesi gerektiğine dair vurgusu, ABD gücünün dayanak noktaları ile hassas yönlerini tanıma ve İran İslam Cumhuriyeti&#8217;nin caydırıcılığını pekiştirme zaruretini her zamankinden daha fazla ön plana çıkarmıştır. İslam Devrimi Lideri&#8217;nin, hedef bankasının güncellenmesi ve Amerikan-Siyonist düşmanın maddi ve gayri maddi varlıklarının silahlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslam Devrimi Lideri&#8217;nin, Amerikan-Siyonist düşmanın maddi ve gayri maddi varlıklarının silahlı kuvvetlerin hedef menziline girmesi gerektiğine dair vurgusu, ABD gücünün dayanak noktaları ile hassas yönlerini tanıma ve İran İslam Cumhuriyeti&#8217;nin caydırıcılığını pekiştirme zaruretini her zamankinden daha fazla ön plana çıkarmıştır.</strong></p>
<p>İslam Devrimi Lideri&#8217;nin, hedef bankasının güncellenmesi ve Amerikan-Siyonist düşmanın maddi ve gayri maddi varlıklarının silahlı kuvvetlerin hedef menziline girmesi gerektiğine dair vurgusu, dikkatleri bir kez daha Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin geniş çaplı güç boyutlarına çekmiştir. Bu vurgu, ABD ile karşı karşıya gelmeye yalnızca askeri bir pencereden bakmanın ötesine geçerek, Washington&#8217;ın uluslararası düzeyde gücünü icra ederken dayandığı tüm araçlar kümesini tanıma zaruretini ortaya koymaktadır.</p>
<p>ABD&#8217;nin gücü yalnızca uçak gemilerinin, savaş uçaklarının veya nükleer başlıkların sayısıyla ölçülemez. Bu güç; askeri, ekonomik, mali, teknolojik, istihbari, diplomatik ve kültürel kapasitelerin birbirine entegre olduğu bir bütünden oluşmaktadır. Bu bütünü tanımak, hem Washington&#8217;ın yeteneklerini gerçekçi bir şekilde değerlendirmek hem de onun kısıtlamalarını ve dayanak noktalarını anlamak için gereklidir.</p>
<p><strong>Maddi Varlıklar: ABD Sınırlarının Ötesindeki Ağ</strong></p>
<ol>
<li><strong> Askeri Üsler: Washington’ın Küresel Varlığının Sütunu</strong></li>
</ol>
<p>ABD&#8217;nin en önemli maddi varlıklarından biri, kendi sınırları dışındaki geniş üsler ve askeri tesisler ağıdır. Bu üsler; konuşlanma, lojistik destek, istihbarat toplama ve dünyanın farklı bölgelerinde hızlı müdahalede bulunma imkanı sağlar.</p>
<p>ABD Kongresi Araştırma Servisi&#8217;nin Temmuz 2024 tarihli raporuna göre, ABD Savunma Bakanlığı 51 ülkede en az 128 üssü yönetmekte veya bunlara erişim sağlamaktaydı. Böyle bir alan genişliği Washington&#8217;a dünyanın farklı bölgelerinde kesintisiz askeri varlık gösterme imkanı tanımakta; ancak aynı yayılım, kayda değer mali ve lojistik masraflar da yaratmaktadır.</p>
<p>ABD&#8217;nin Batı Asya&#8217;daki, özellikle de Fars Körfezi ülkelerindeki üsleri, Washington&#8217;ın bölgedeki güvenlik mimarisinin bir parçası sayılmaktadır. Bu varlık, ABD&#8217;nin müdahale ve destek gücünü artırsa da, onun bölgesel krizlerin sonuçlarından muaf olduğu anlamına gelmez. Gerginliğin kapsamı genişledikçe, bu ağı korumak ve bileşenleri arasındaki koordinasyonu sürdürmek daha zor ve daha masraflı hale gelir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Deniz ve Hava Filoları: Hareket Kabiliyeti ve Bölge Dışı Varlık Gücü</strong></li>
</ol>
<p>Uçak gemileri, denizaltılar, muhripler, stratejik bombardıman uçakları ve tanker uçaklar, ABD&#8217;nin sert gücünün en önemli araçlarındandır. Bu teçhizatlar Washington&#8217;a, askeri gücünü ana karasından binlerce kilometre uzakta sergileme imkanı verir.</p>
<p>Bununla birlikte, gelişmiş teçhizatlara sahip olmak mutlaka sınırsız hareket serbestisi anlamına gelmez. Büyük filolar operasyonlarını sürdürebilmek için destek, yakıt ikmali, bakım-onarım, istihbarat ve korumadan oluşan bir zincire ihtiyaç duyarlar. Sonuç olarak, operasyonel kabiliyetleri, sahne arkasında faaliyet göstermesi gereken geniş bir ağın sağlığına bağlıdır.</p>
<p>Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü&#8217;nün (SIPRI) Nisan 2026 raporu, ABD&#8217;nin 2025 yılındaki askeri harcamalarının yaklaşık 954 milyar dolara ulaştığını göstermektedir; bu rakam, bir önceki yıla göre %7,5&#8217;lik bir düşüşe rağmen hâlâ dünya askeri harcamalarının yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Bu istatistikler, ABD&#8217;nin böyle bir konumu korumak için devasa mali kaynaklara ihtiyaç duyduğunu anlatmakta ve kendisi de bir tür zayıflık noktası teşkil etmektedir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Ekonomik ve Endüstriyel Altyapılar</strong></li>
</ol>
<p>Savunma sanayisi, dev askeri teçhizat üreticisi şirketler, limanlar, ulaşım merkezleri, enerji ağı ve endüstriyel altyapılar ABD gücünün diğer maddi temelleridir. Teçhizat üretme ve yenileme, yedek parça temin etme ve kriz anında tedarik zincirlerini koruma yeteneği, ülkelerin askeri ve ekonomik gücünü belirleyen ana bileşenlerden biridir.</p>
<p>Bununla birlikte, ABD ekonomisi küresel tedarik zincirlerinden bağımsız değildir. Hammaddelere, parçalara, dış pazarlara ve mal taşıma rotalarına olan bağımlılık, bu ülkeyi de uluslararası aksamalar karşısında savunmasız kılmaktadır. Bu nedenle ekonomik güç yalnızca gayrisafi yurtiçi hasılanı hacmiyle ölçülmemelidir; tedarik zincirinin sürdürülebilirliği ve kriz koşullarında ekonomik faaliyeti sürdürme imkanı da önem taşımaktadır.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Dijital ve Uzay Altyapıları</strong></li>
</ol>
<p>İletişim ve keşif uyduları, küresel konumlama sistemleri (GPS), veri merkezleri, iletişim ağları ve bulut altyapıları, modern ABD gücünün önemli bir bölümünü oluşturur. Günümüz askeri ve ekonomik operasyonlarının kayda değer bir kısmı bu altyapılara bağımlıdır.</p>
<p>Bu bağımlılık, çağdaş askeri gücün sadece savaş meydanında tanımlanmadığını; iletişim, veri ve teknolojinin de bunda hayati bir rol oynadığını göstermektedir. Aynı zamanda, bir ülkenin dijital altyapılara bağımlılığı arttıkça, bunları kesintilere ve siber saldırılara karşı korumanın önemi de artar.</p>
<p><strong>Gayri Maddi Varlıklar: Nüfuz ve Tahakküm Araçları</strong></p>
<ol start="5">
<li><strong> Dolar: ABD&#8217;nin En Önemli Mali Nüfuz Aracı</strong></li>
</ol>
<p>ABD&#8217;nin en göze çarpan gayri maddi varlıklarından biri, doların küresel ekonomideki konumudur. Bu para biriminin merkez bankalarının rezervlerindeki, uluslararası ticaretteki, finansal piyasalardaki ve ödeme takaslarındaki rolü, Washington&#8217;a dünya finans sisteminde ayrıcalıklı bir konumda yer alma imkanı vermektedir.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu&#8217;nun (IMF) 2026&#8217;nın ilk çeyreğine ait verilerine göre dolar, dünya resmi döviz rezervlerinin yaklaşık %57,13&#8217;ünü oluşturmaktaydı. Bu konum ABD&#8217;nin mali gücünü pekiştirmekte ve ülke hükümetine mali yaptırımlar ile uluslararası bankacılık sistemine erişimi kısıtlama gibi araçları kullanma imkanı tanımaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, yaptırımların yaygın kullanımı, bazı ülkelerin döviz rezervlerini çeşitlendirme ve dolara olan bağımlılığı azaltma motivasyonunu artırabilir. Dolayısıyla, kısa vadede Washington&#8217;ın baskı gücünü artıran aynı araç, uzun vadede kendisine olan bağımlılığı azaltma çabalarını da tetikleyebilir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Müttefikler Ağı ve Siyasi İttifaklar</strong></li>
</ol>
<p>ABD&#8217;nin Avrupa, Doğu Asya ve Batı Asya&#8217;daki müttefikleri, bu ülkenin en önemli stratejik varlıkları arasındadır. NATO Paktı, Japonya ve Güney Kore ile olan güvenlik işbirlikleri ve Washington&#8217;ın bölgedeki bazı ülkelerle olan askeri ilişkileri, ABD&#8217;nin nüfuz alanını coğrafi sınırlarının ötesine taşımaktadır.</p>
<p>Bu ağ, ABD&#8217;ye küresel varlığının güvenlik ve siyasi maliyetlerinin bir kısmını müttefikleriyle paylaşma imkanı verir. Ancak ittifaklar her zaman anlaşmasız kalmaz. Ulusal çıkarların farklılığı, masraflı savaşlara sürüklenme endişesi ve güvenlik öncelikleri üzerindeki görüş ayrılıkları, bu ağın üyeleri arasındaki koordinasyonu zorlaştırabilir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, ABD&#8217;nin müttefikler ağı hem bir güç kaynağı hem de küresel stratejisinin en hassas noktalarından biridir; çünkü Washington&#8217;ın itibarı büyük ölçüde ortakları karşısındaki güveni ve taahhütleri koruma yeteneğine bağlıdır.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Teknoloji ve Bilim: Geleceğin Ekonomisinde Üstünlük</strong></li>
</ol>
<p>ABD&#8217;nin teknoloji şirketleri, öncü üniversiteleri, araştırma merkezleri ve inovasyon sistemi, bu ülkenin en önemli gayri maddi güç kaynakları arasında sayılmaktadır. Yapay zeka, yarı iletkenler, havacılık ve uzay, biyoteknoloji ve gelişmiş teknolojiler gibi alanlardaki üstünlük, yalnızca ekonomik avantaj yaratmakla kalmaz, askeri ve istihbari güç üzerinde de etki bırakır.</p>
<p>Yine de teknolojik üstünlük kalıcı ve garantili değildir. Büyük güçlerin rekabeti, diğer ülkelerdeki bilimsel kapasitelerin gelişmesi ve teknoloji üretim zincirinin uluslararası kaynaklara ve pazarlara bağımlılığı, ABD&#8217;nin konumunu meydan okumalarla karşı karşıya bırakabilir.</p>
<ol start="8">
<li><strong> İstihbarat ve Siber Güç</strong></li>
</ol>
<p>ABD&#8217;nin dış istihbarat ve siber güvenlik alanında faaliyet gösteren kurumları da dahil olmak üzere istihbarat ve güvenlik kuruluşları; Washington&#8217;a veri toplama, analiz etme ve uluslararası gelişmeleri gözetleme imkanı sağlar. Bu kapasite siyasi karar alımında, kriz yönetiminde ve askeri planlamada önem taşır.</p>
<p>Bunun yanı sıra siber alan da güçlerin rekabet sahasına dönüşmüştür. Hükümetlerin, şirketlerin ve hayati altyapıların dijital ağlara olan geniş bağımlılığı, siber güvenliği ulusal güvenliğin ana bileşenlerinden biri haline getirmiştir. Böyle bir ortamda istihbarat üstünlüğü, ancak altyapıları koruma ve mütekabil tehditlerle başa çıkma gücüyle birleştiğinde etkili olacaktır.</p>
<ol start="9">
<li><strong> Medya ve Yumuşak Güç</strong></li>
</ol>
<p>Medya nüfuzu, eğlence sektörü, üniversiteler, sosyal ağlar ve İngilizcenin konumu; ABD&#8217;nin uluslararası kamuoyu ve kendi uluslararası imajı üzerinde etki bıraktığı araçlardır.</p>
<p>Amerikalı uluslararası ilişkiler teorisyeni Joseph Nye, 2008 yılındaki &#8220;Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç&#8221; başlıklı makalesinde kültürü, siyasi değerleri ve dış politikayı yumuşak gücün önemli kaynakları olarak tanıtır. Ancak yumuşak güç, sert gücün aksine meşruiyete ve itibara bağlıdır. Bir ülkenin kendisi hakkında iddia ettiği imajla çelişen politikalar, kamuoyu güvenini ve onun çekiciliğini azaltabilir.</p>
<ol start="10">
<li><strong> Uluslararası İtibar ve Diplomatik Nüfuz</strong></li>
</ol>
<p>Uluslararası kurumların gündemini şekillendirme, ittifakların kararlarını etkileme ve hükümetlerin desteğini alma yeteneği, ABD&#8217;nin gayri maddi gücünün bir parçasıdır. Washington bu kapasiteyi uluslararası kuruluşlarda kendi çıkarlarını ilerletmek ve siyasi ittifaklar oluşturmak için kullanır.</p>
<p>Fakat uluslararası itibar sabit bir varlık değildir. Müttefiklere karşı sergilenen tutum, yaptırımların kullanımı, bölgesel krizlere müdahale ve siyasi iddialar ile pratik performans arasındaki mesafe, diğer ülkelerin güven düzeyini etkiler. Bu nedenle diplomatik nüfuz da tıpkı ekonomik ve askeri güç gibi sürekli korunmaya ve yeniden üretilmeye muhtaçtır.</p>
<p><strong>ABD Gücünün Genişliği: Bir Avantaj mı Yoksa Zaafiyet Kaynağı mı?</strong></p>
<p>ABD&#8217;nin varlıklarının incelenmesi, Washington&#8217;ın benzersiz bir güç kaynakları kümesine sahip olduğunu göstermektedir; ancak bu kaynakların genişliği tek başına tüm gelişmeleri kontrol etme yeteneği anlamına gelmez. Dış üsler ağı kesintisiz desteğe ihtiyaç duyar, ittifaklar çıkar çatışmalarıyla yüzleşir, doların konumu küresel güvene bağlıdır ve medya nüfuzu da siyasi itibarın azalması karşısında kırılganlaşır.</p>
<p>Bu konu &#8220;stratejik aşırı genişleme&#8221; (overstretch) kavramı çerçevesinde de incelenmelidir; yani bir gücün dış taahhütlerinin ve varlığının siyasi, ekonomik ve askeri kapasitelerini aştığı veya bu taahhütleri koruma maliyetinin kademeli olarak arttığı durum. Dolayısıyla asıl mesele sadece ABD varlıklarının sayısı değil, küresel gücünün üzerine bina edildiği ağı koruma ve muhafaza etme maliyetidir.</p>
<p><strong>İran ve Jeopolitik Konumu Caydırıcılığa Dönüştürme Kapasitesi</strong></p>
<p>ABD gücü değerlendirilirken ülkemizin konumu da bölgenin siyasi coğrafyası ve ülkenin savunma gücü çerçevesinde incelenmelidir. İran&#8217;ın Basra Körfezi&#8217;nin kuzeyindeki konumu, Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyeti, bölge sularına erişimi ve önemli küresel enerji ile ticaret rotalarının bitişiğinde yer alması, ülkemize özel bir jeopolitik önem kazandırmıştır.</p>
<p>Hürmüz Boğazı dünyadaki en önemli enerji transit geçiş noktalarından biridir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi raporlarına göre küresel petrol ticaretinin kayda değer bir kısmı bu güzergahtan geçmektedir. Bu su yolunun önemi, Fars Körfezi bölgesinin güvenliğinin sadece yerel bir mesele olmadığını ve bundaki her türlü krizin bölge dışı ekonomik sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.</p>
<p>Coğrafi konumun yanı sıra füze ve İHA kabiliyeti, yerli savunma kapasiteleri ve İran&#8217;ın dış baskılarla yüzleşme konusundaki deneyimi, ülkenin caydırıcılığının önemli bileşenleri sayılır. Bu kapasiteler en büyük etkiyi, karşı tarafın yeteneklerini ve kısıtlamalarını tam anlamıyla tanımaya dayalı tutarlı bir strateji çerçevesinde kullanıldıklarında gösterirler.</p>
<p><strong>Amerika Ciddi Şekilde Saldırıya Açıktır (İmha Olabilir)</strong></p>
<p>İslam Devrimi Lideri&#8217;nin, düşmanın maddi ve gayri maddi varlıklarının savunma hesaplamalarında yer alması ve tanınması gerektiğine dair vurgusu, ABD&#8217;nin askeri gücüne yönelik dar bakış açısını geride bırakma zaruretini hatırlatmaktadır. Washington sadece savaş gemileri ve savaş uçaklarıyla nüfuz uygulama gücüne sahip değildir; dolar, müttefikler ağı, teknoloji, istihbarat, medya ve diplomatik itibar da onun küresel gücünün şekillenmesinde rol oynamaktadır.</p>
<p>Buna karşılık, bu genişliğin kendisi birçok bağımlılık da yaratmıştır. Dış üsleri korumak, ticaret yollarının güvenliğini sağlamak, ittifaklar ağını sürdürmek ve mali ile teknolojik konumu muhafaza etmek; bunların tamamı sürekli maliyet ve yönetim gerektirir. Akıllıca bir yaklaşımla bu özellikler Amerika&#8217;nın zayıf noktasına dönüştürülebilir.</p>
<p>İran İslam Cumhuriyeti için bu gerçeği kavramak, stratejik hesaplamaların ve caydırıcılığın güçlenmesine yol açmalıdır. İran İslam Cumhuriyeti yerli savunma gücüne, jeopolitik konumuna, bilimsel kapasitelerine ve ulusal kenetlenmeye dayanarak ülkemize yönelik her türlü askeri maceranın maliyetini artırabilir.</p>
<p>Bu yaklaşımın ana mesajı şudur: Kalıcı güvenlik, karşı tarafın gücünü ve kısıtlamalarını tam olarak tanımak, iç kapasiteleri güçlendirmek ve etkili caydırıcılık yaratmakla elde edilir. Amerika yüzeysel olarak küresel düzeyde geniş bir güce sahip görünebilir, ancak bu genişlik onun kararlarının maliyetlerinden ve sonuçlarından korunduğu anlamına gelmez; bölgedeki güç dengesine dair yapılacak her gerçekçi değerlendirmede dikkate alınması gereken bir hesaplama tam olarak budur.</p>
<p>Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/amerikanin-maddi-ve-gayri-maddi-varliklarindan-stratejik-savunmaya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Riyad Yemen Bataklığına Nasıl Saplandı?</title>
		<link>https://rasthaber.com/riyad-yemen-batakligina-nasil-saplandi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/riyad-yemen-batakligina-nasil-saplandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2026 06:50:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ensarullah]]></category>
		<category><![CDATA[riyad]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350479</guid>

					<description><![CDATA[Ensarullah&#8217;ın Suudi Arabistan topraklarının derinliklerine yönelik saldırılarını genişletmesi, binlerce uçuşun iptal edilmesi ve Yemen&#8217;in güneyindeki yeni saha gelişmeleri, Riyad&#8217;ın askeri stratejisinin başarısızlığını bir kez daha gözler önüne serdi; hızlı bir zaferle sonlanması beklenen savaş, artık Suudi Arabistan&#8217;ın güvenliği, ekonomisi ve bölgesel konumu için çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumdadır. Yemen savaşı yeni ve çok tehlikeli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ensarullah&#8217;ın Suudi Arabistan topraklarının derinliklerine yönelik saldırılarını genişletmesi, binlerce uçuşun iptal edilmesi ve Yemen&#8217;in güneyindeki yeni saha gelişmeleri, Riyad&#8217;ın askeri stratejisinin başarısızlığını bir kez daha gözler önüne serdi; hızlı bir zaferle sonlanması beklenen savaş, artık Suudi Arabistan&#8217;ın güvenliği, ekonomisi ve bölgesel konumu için çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumdadır.</strong></p>
<p>Yemen savaşı yeni ve çok tehlikeli bir aşamaya girmiş bulunmaktadır; bu aşamada yalnızca ülkenin güneyindeki kara cepheleri değişmekle kalmamış, aynı zamanda çatışmaların sonuçları Suudi Arabistan&#8217;ın hayati altyapılarına, özellikle de havacılık sanayisine ve sivil hava ulaşımı ağına kadar ulaşmıştır. Ensarullah Hareketi&#8217;nin Suudi mevzilerine yönelik saldırıları ve Yemen&#8217;in güney vilayetlerindeki saha gelişmelerine dair yayımlanan raporlar, Riyad üzerindeki baskının tırmandığını göstermektedir; on yılı aşkın askeri müdahalenin ardından bu baskı, Suudi Arabistan&#8217;ın belirgin bir çıkış yolu bulunmayan bu savaşa hangi amaçla girdiğini bir kez daha sorgulatmaktadır.</p>
<p>Reuters haber ajansına dayandırılan istatistiklere göre, Ensarullah Hareketi&#8217;nin Ekim 2026&#8217;daki saldırıları Suudi havalimanlarının faaliyetleri üzerinde kayda değer bir etki bırakmıştır. Söz konusu rapora göre, 8-25 Ekim tarihleri arasında bu ülkedeki havalimanlarında 7 bin 800&#8217;den fazla uçuş iptal edilmiş olup bu sayı, belirtilen zaman aralığındaki planlanan uçuşların %45&#8217;ine tekabül etmektedir.</p>
<p>Hasar gören havalimanları arasında Riyad&#8217;daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı en vahim durumda olanıdır. Yayımlanan verilere göre, bu havalimanında planlanan toplam 4 bin 736 uçuştan 4 bin 071&#8217;i iptal edilmiştir; bu da uçuşların yaklaşık %86&#8217;sının iptali anlamına gelmektedir. Ayrıca 10 Ekim&#8217;de bu havalimanına düzenlenen saldırıda 13 kişinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir.</p>
<p>Riyad, Dammam, Abha, Cizan ve Necran havalimanları da yayımlanan haritada füze ve İHA saldırılarının hedefleri arasında yer almıştır. Suudi yetkililer 25 Ekim&#8217;de Riyad Havalimanı&#8217;nın kısmen yeniden açıldığını duyursa da, Ensarullah&#8217;ın ertesi gün yeni bir operasyon ilan etmesi ülkenin hava sahasının güvenliği hakkındaki belirsizlikleri artırmıştır. Bu arada, uluslararası birçok havayolu şirketinin Kasım ayında Riyad varışlı uçuşlarını askıya aldığına dair raporlar gelmekte, Delta Air Lines ise Suudi başkentine olan uçuşlarını önümüzdeki yıla kadar ertelemiş bulunmaktadır.</p>
<p>Diğer raporlar da Suudi Arabistan&#8217;ın güney havalimanlarındaki faaliyetlerin uzun süreli olarak durduğunu göstermektedir. Hava trafiği durumuna ilişkin yayımlanan bilgilere göre, Necran ve Cizan havalimanlarında 25 gün boyunca hiçbir uçuş gerçekleşmemiştir. El-Kureyyat Havalimanı 380 saatlik kesintiyle, Vadi el-Devasir, Şarurah, Arar ve Abha havalimanları ise saatler süren faaliyet durmalarıyla karşı karşıya kalmıştır.</p>
<p>Bu gelişmeler, savaşın sonuçlarının artık sınır hatları ve askeri üslerle sınırlı kalmadığını, Suudi Arabistan&#8217;ın ulaşım altyapısını ve ekonomik iletişim ağlarını da doğrudan etkilediğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan Yemen Savaşını Neden Yeniden Alevlendirdi?</strong></p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın savaşa geri dönüş nedenlerini anlamak için Riyad ile Sana arasındaki ilişkilerin karmaşık geçmişine bakmak gerekmektedir. Yemen, Suudi Arabistan için sıradan bir güney komşusu değildir; coğrafi, nüfusal, güvenlik ve jeopolitik açıdan özel bir öneme sahiptir ve buradaki güç dengesindeki her türlü değişim doğrudan Riyad&#8217;ın güvenlik hesaplarını etkileyebilmektedir.</p>
<p>Suudi Arabistan 2015 yılında, Ensarullah&#8217;ın Sana&#8217;da kontrolü sağlamasına tepki olarak askeri bir koalisyon kurmuş ve Batılı ülkelerin desteğiyle Yemen&#8217;e müdahalesini başlatmıştı. Bu operasyonun ilan edilen amacı Riyad destekli hükümeti geri getirmekti; ancak kısa sürede bitmesi beklenen savaş, bölgenin en uzun ve en masraflı çatışmalarından birine dönüştü.</p>
<p>Bu müdahalenin arkasında bir dizi güvenlik ve siyasi endişe yatmaktaydı. Riyad, güney sınırlarında bağımsız ve güçlü bir gücün şekillenmesine karşı her zaman hassas olmuş ve Ensarullah&#8217;ın nüfuzunun artmasını kendisi açısından arzulanan bölgesel dengeye bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Suudi yetkililerin bakış açısına göre, bu hareketin İran İslam Cumhuriyeti ile olan siyasi ve stratejik yakınlığı da meselenin önemini katlamıştır.</p>
<p>İkinci etken ise iki ülke arasındaki anlaşmazlıklarla dolu tarihte yatmaktadır. Suudi Arabistan, 1934 yılında Mütevekkili Yemen Krallığı ile yaptığı savaşta Necran, Asir ve Cizan bölgelerini kontrolü altına almıştı; bu bölgeler iki ülkenin tarihi hafızasında ve sınır anlaşmazlıklarında hâlâ önemini korumaktadır.</p>
<p>Sonraki on yıllarda da Riyad defalarca Yemen&#8217;in iç gelişmelerine müdahale etti. 1962-1970 yılları arasındaki Kuzey Yemen iç savaşında Suudi Arabistan kraliyet yanlılarını desteklerken, Cemal Abdülnasır Mısır&#8217;ı cumhuriyetçileri destekledi. Güney Yemen&#8217;in 1967&#8217;de İngiliz sömürgeciliğinden bağımsızlığını kazanması ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasının ardından, bu ülkedeki nüfuz mücadelesi bölgesel rekabetlerle devam etti.</p>
<p>Bu açıklamalar, Sana tarafından Lahic, Ebyen, Aden ve Şebve vilayetlerine atanan yetkililerin Suudi Arabistan&#8217;a bağlı kamplarda bulunulmaması yönünde uyarılarda bulunduğu bir sırada yapılmıştır.</p>
<p>Bu tür tutumlar, Sana&#8217;nın Suudi Arabistan&#8217;ın Yemen&#8217;deki askeri varlığının maliyetini artırmayı ve Riyad ile aynı çizgideki güçlerin komuta ve lojistik yapısı üzerindeki baskıyı genişletmeyi hedeflediğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan Savaş ile Geri Çekilme Arasındaki İkilemde</strong></p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın yanı sıra Bangladeş gibi ülkeler de çatışma alanının genişlemesinden zarar görebilir. Füze saldırılarında üç Bangladeş vatandaşının öldüğüne dair çıkan raporlar ve Suudi Arabistan&#8217;daki milyonlarca Bangladeşli göçmenin güvenliğine dair duyulan endişeler, savaşın sonuçlarının iki ülkenin sınırlarıyla sınırlı kalmayacağını göstermektedir. Ayrıca Babülmendep Boğazı&#8217;nda yaşanacak uzun süreli her türlü aksama, bölge ülkeleri ve uluslararası rotalara bağımlı ekonomiler için deniz ticareti ve taşımacılığı maliyetlerini artırabilir.</p>
<p>Bugün Yemen&#8217;de yaşananlar sadece bir iç çatışma değildir; aksine Batı Asya&#8217;daki güç dengesi, deniz güvenliği ve gelecekteki bölgesel düzen üzerindeki daha geniş çaplı rekabetin bir parçasıdır. Nitekim on yılı aşkın savaş deneyimi, tek başına silah üstünlüğünün zaferi garanti etmediğini göstermiştir. Suudi Arabistan şimdi, askeri müdahalesinin başlangıcında göz ardı ettiği aynı meseleyle karşı karşıya kalmıştır: Yemen yalnızca askeri güçle kontrol edilemez ve savaşın kapsamı genişledikçe, oradan çıkışın maliyeti de o kadar ağırlaşacaktır.</p>
<p>Not. Bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/riyad-yemen-batakligina-nasil-saplandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hürmüz Boğazı’ndan Siber Savaşa: ABD’nin Saldırısına Karşı İran’ın Dört Kozu</title>
		<link>https://rasthaber.com/hurmuz-bogazindan-siber-savasa-abdnin-saldirisina-karsi-iranin-dort-kozu/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/hurmuz-bogazindan-siber-savasa-abdnin-saldirisina-karsi-iranin-dort-kozu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2026 06:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Fars Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350476</guid>

					<description><![CDATA[Iraklı analist, ABD’nin İran’a olası bir askerî saldırısı durumunda; Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi ve küresel enerji fiyatlarının artması, bölgedeki ABD ekonomik ve dijital altyapılarının hedef alınması, çatışma alanının genişletilmesi ve siber savaşın başlatılması gibi gelişmelerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyor. Irak&#8217;ın önde gelen analistlerinden Necah Muhammed Ali, &#8220;Rai el-Yevm&#8221; elektronik gazetesinde yayımlanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Iraklı analist, ABD’nin İran’a olası bir askerî saldırısı durumunda; Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi ve küresel enerji fiyatlarının artması, bölgedeki ABD ekonomik ve dijital altyapılarının hedef alınması, çatışma alanının genişletilmesi ve siber savaşın başlatılması gibi gelişmelerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyor.</strong></p>
<p>Irak&#8217;ın önde gelen analistlerinden Necah Muhammed Ali, &#8220;Rai el-Yevm&#8221; elektronik gazetesinde yayımlanan <strong>&#8220;Askeri Alarm Durumu ve İran&#8217;ın Uyarısı: Savaş Devam Ediyor ve Arabuluculuklar Denklemi Değiştirmiyor&#8221;</strong> başlıklı makalesinde, bölgedeki alışılagelmemiş hava ve askeri hareketliliklerin yakından takip edildiğini belirtti. Bu yoğunluktaki bir hava hareketliliğinin, gerginliği azaltmaya çalışan bir tarafın tutumuyla bağdaşmadığını; aksine operasyonel bir hazırlığa veya geniş bir çerçevede caydırıcı bir mesaj iletmeye daha çok benzediğini vurguladı. Bununla birlikte, savaşın alevlenmesini önlemek amacıyla İran&#8217;ı ziyaret eden Mekke İttifakı heyetinin karşısında duran en ciddi soru şudur: Yaşananlar gerginliği azaltma çabası mı, yoksa tırmandırma yönünde bir adım mı?</p>
<p>Böyle bir atmosferde İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızayi, Tahran&#8217;daki bu heyetin karşısına dikilerek ABD&#8217;ye doğrudan ve sert bir mesaj gönderdi. Rızayi, ABD&#8217;nin İran&#8217;a yeniden saldırması halinde, Fars Körfezi&#8217;nin güney kıyısında yer alan ve yıllık milyarlarca dolar kâr getiren yaklaşık iki trilyon dolar değerindeki ABD yatırımlarının imha tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.</p>
<p>Bu yatırımlar sadece petrol ve gaz altyapılarını değil; dijital altyapıları, veri merkezlerini, deniz altı internet kablolarını ve bunlarla bağlantılı tüm ekonomik ve teknolojik çıkarları da kapsamaktadır. Rızayi&#8217;nin mesajı çok netti: ABD bir kez daha İran&#8217;a saldırırsa bu yatırımlar yok olacak ve her şey havaya uçacaktır.</p>
<p>Necah Muhammed Ali makalesine şöyle devam etti: Bu iki olayın, yani geniş çaplı hava hareketliliğinin ve Rızayi&#8217;nin açık tehdidinin aynı zamana denk gelmesi, mevcut durumu net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Karşı taraf askeri hamlelerini sürdürürken, İran da savaşın maliyetini artırarak bu hamlelere yanıt vermektedir. Buna rağmen diplomatik hareketlilikler, ziyaretler, &#8220;gerginliği azaltma fırsatları&#8221; ve &#8220;arabuluculuk girişimleri&#8221; hakkındaki söylemler devam etmektedir. Asıl tehlike tam olarak burada yatmaktadır; İranlıların hiçbir yanılsamaya kapılmadan yüzleşmesi gereken tehlike budur.</p>
<p>Iraklı analist şunları kaydetti: Kimseye güvenilmemelidir. Mevcut koşullarda arabuluculuk, savaşı önlemenin bir garantisi değil, yalnızca zaman kazanma aracıdır. Sahneye çıkan her arabulucu, kendi ülkesinin planlarını ve çıkarlarını takip eder. Karşı taraf hedeflerini ilerletmek için tehditleri bir araç olarak kullanmaya devam ettiği sürece, diplomatik vaatler askeri tehdidi ortadan kaldıramaz.</p>
<p>ABD&#8217;deki ara seçimlerin her şeyi erteleyeceğini umanlar, aslında karar alma sürecini başkalarının hesaplarına bırakmaktadırler. Bu saldırı ister seçimlerden önce ister sonra başlasın, zamanlaması tamamen ABD&#8217;nin kararına ve iç siyasi hesaplarına bağlıdır. Buna karşılık İran, savaş ihtimalini her an gerçekleşebilecek kalıcı bir tehlike olarak görmeli; bunun seçimler sonrasına ertelenmiş bir olay olduğunu düşünmemelidir.</p>
<p>Iraklı analist şu değerlendirmelerde bulundu: Son deneyimler, boş umutlara dayanan ihmallerin ağır maliyetler doğurabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, İran&#8217;ın açıkça veya zımnen uyardığı süreçler ciddiye alınmalıdır; çünkü bu süreçler, olası yeni bir çatışmanın gerçek maliyetine dair net bir tablo sunmaktadır.</p>
<p>Iraklı analiste göre bu bağlamdaki <strong>birinci süreç</strong>, dünyanın en önemli enerji transit geçiş yollarından biri olan <strong>Hürmüz Boğazı</strong> ile ilgilidir. Bu bölgedeki seyrüsefer güvenliğinde yaşanacak her türlü ciddi aksama, nakliye, sigorta ve enerji maliyetlerini artıracak ve küresel piyasaları baskı altına alacaktır. Bu hamlenin mesajı açıktır: Savaşın yansımaları İran sınırlarıyla sınırlı kalmayacak ve küresel ekonomi bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyebilir.</p>
<p><strong>İkinci süreç</strong>, misilleme kapsamının bölgedeki ABD çıkarlarını ve askeri merkezlerini de içine alacak şekilde <strong>genişletilmesidir</strong>. Yeni bir saldırı durumunda İran, karşı tarafa çok daha ağır askeri ve stratejik maliyetler yükleme kararı alabilir. Hiç kimse &#8220;sınırlı&#8221; bir operasyonun gerçekten sınırlı kalacağının garantisini veremez. ABD operasyonu başlatan taraf olabilir ancak tüm aşamalarını ve sonuçlarını kontrol edebileceğinin hiçbir garantisi yoktur.</p>
<p><strong>Üçüncü süreç</strong>, <strong>siber cephedir</strong>. Mevcut savaşlarda bilgi altyapıları ve dijital sistemler savaş alanının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Siber saldırılar, tek bir füze dahi ateşlemeden devasa güvenlik ve ekonomik zararlar verebilir. Hesaplamalarda bu cepheyi göz ardı etmek stratejik bir hatadır.</p>
<p>En yeni ve en açık örnek olan <strong>dördüncü süreç</strong> ise Muhsin Rızayi tarafından Mekke İttifakı heyetinin yüzüne karşı dile getirilmiştir: <strong>ABD&#8217;nin Fars Körfezi&#8217;nin güneyindeki iki trilyon dolarlık devasa yatırımlarının yok edilmesi.</strong> Bu yatırımlar sadece askeri tesislerle sınırlı olmayıp; petrol ve gaz altyapıları, veri merkezleri ve deniz altı kabloları gibi hayati ekonomik ve teknolojik varlıkları da kapsamaktadır.</p>
<p>Iraklı analist şunları yazdı: Bu dört süreç hayali senaryolar değil, İran&#8217;ın savaş dayatılması durumunda kullanmaya hazır olduğunu ilan ettiği caydırıcılık araçlarıdır. Bu seçenekleri göz ardı etmek veya önemini küçümsemek, gerçeği eksik okumak demektir.</p>
<p>Böyle bir ortamda başkalarının tutumlarına güvenmek tehlikeli bir kumara dönüşmektedir. Irak hükümeti, İran ile ABD arasındaki savaşta taraflardan hiçbirinin yanında yer almayacağını ve bu çatışmada tarafsız kalacağını defalarca ilan etmiştir. Irak hükümetine bağlı güçler ve gruplar da bu politika çerçevesinde hareket etmektedir. Dolayısıyla, hesaplarını bu güçlerin kendiliğinden çatışmaya dâhil olacağı veya İran&#8217;ı destekleyeceği varsayımı üzerine kuran herkes stratejik bir hata işlemiş olur.</p>
<p>İran kendi yeteneklerine güvenmeli, başkalarının açıklanmamış tutumlarına veya yerine getirilmeyen taahhütlerine ümit bağlamamalıdır. Net ve kararlı bir şekilde iletilmesi gereken mesaj şudur: Kimseye güvenilmemelidir; vaatlere, arabuluculara, seçim hesaplarına ve &#8220;son fırsatlardan&#8221; bahseden söylemlere güvenilmemelidir.</p>
<p>Son dönemdeki hava hareketlilikleri ve General Rızayi&#8217;nin tehditleri gerginliğin azaldığının değil; savaş ihtimalinin masada kalmaya devam ettiğinin ve farklı cephelerdeki maliyetlerin ağır olacağının daha büyük bir tablosunun parçasıdır.</p>
<p>Gerçek güç sadece savaşı başlatmakta değil, savaşı öngörmekte ve yönetmekte yatar. Diplomasinin tek başına caydırıcılık için yeterli olduğunu düşünenler, mevcut gerginliğin mahiyetinden gariptir. İran artık gerçek bir seçenekle karşı karşıyadır ve her an en kötü senaryoya hazırlanmalı; kararlarını başkalarının niyet ve iradesine değil, kendi yeteneklerine dayandırmalıdır. Bölgenin daha fazla illüzyona ihtiyacı yoktur ve İranlılar, ihmal ve dikkatsizliğin bedelini herkesten iyi bilmektedir.</p>
<p>Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/hurmuz-bogazindan-siber-savasa-abdnin-saldirisina-karsi-iranin-dort-kozu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Associated Press: İran&#8217;ın Saldırıları, ABD&#8217;nin Bölgedeki Varlığını Kökten Değiştirdi</title>
		<link>https://rasthaber.com/associated-press-iranin-saldirilari-abdnin-bolgedeki-varligini-kokten-degistirdi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/associated-press-iranin-saldirilari-abdnin-bolgedeki-varligini-kokten-degistirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Betul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2026 06:33:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=350471</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan medyası cumartesi günü ABD&#8217;nin bölgedeki üslerinde meydana gelen zararları inceleyerek, Washington&#8217;ın askeri varlığının büyük bir kısmını Fars Körfezi&#8217;nden çıkarmak zorunda kaldığını vurguladı. Associated Press (AP) analitik bir raporda, İran&#8217;ın Batı Asya&#8217;daki 20&#8217;den fazla Amerikan üssüne düzenlediği saldırıların ilk olarak erken uyarı sistemlerine odaklandığını, ardından uçakları ve binaları hedef aldığını ve bu saldırıların milyarlarca dolar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikan medyası cumartesi günü ABD&#8217;nin bölgedeki üslerinde meydana gelen zararları inceleyerek, Washington&#8217;ın askeri varlığının büyük bir kısmını Fars Körfezi&#8217;nden çıkarmak zorunda kaldığını vurguladı.</strong></p>
<p>Associated Press (AP) analitik bir raporda, İran&#8217;ın Batı Asya&#8217;daki 20&#8217;den fazla Amerikan üssüne düzenlediği saldırıların ilk olarak erken uyarı sistemlerine odaklandığını, ardından uçakları ve binaları hedef aldığını ve bu saldırıların milyarlarca dolar zarara yol açtığını duyurdu.</p>
<p>AP, çeşitli kaynaklardan elde edilen uydu görüntülerini kullanarak Amerikan hedeflerine verilen zararları bağımsız olarak doğruladı ve bilgi sahibi olan veya hedef alınanlar hakkında ilk elden ayrıntılara sahip olan dört bölgesel yetkiliyle görüştü.</p>
<p>Bu analize göre, ağustos ayının sonuna kadar İran 26 askeri üsse ve Amerikan ekipmanlarının bulunduğu diğer tesislere zarar vermiş veya bunları imha etmiştir.</p>
<p>AP ayrıca, İran&#8217;ın saldırılarını ilk başta uçak hangarlarına ve gelen saldırıları tespit etme sistemlerine odakladığını ve bu sayede depolar, birliklerin konaklama alanları ve diğer unsurlara yönelik sonraki saldırılara zemin hazırladığını doğruladı.</p>
<p>Amerikan medyasının aktardığına göre, bu zararlar ABD&#8217;nin Batı Asya&#8217;daki askeri konumunu <em>&#8220;büyük ölçüde değiştirmiştir.&#8221;</em> İki bölgesel yetkili, ABD&#8217;nin uçaklar, hava savunma sistemleri, iletişim sistemleri ve operasyonlar için hayati önem taşıyan diğer ekipmanlar dâhil olmak üzere varlıklarının çoğunu Basra Körfezi&#8217;nden çıkardığını söyledi.</p>
<p>Associated Press bu konuda şunları yazdı: <em>&#8220;Bu zararların etkisi, ABD&#8217;nin bölgedeki savunma kabiliyeti hakkında ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır.&#8221;</em></p>
<p>Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın ara seçimlerin ardından yeni saldırıları değerlendirdiği ve Tahran&#8217;ın da kapsamlı bir misilleme sözü verdiği bir döneme denk gelmektedir.</p>
<p>Amerikan medyasına göre, düşmanlıklara geri dönülmesi üslerin daha fazla zarar görmesi riskini beraberinde getirmekte ve ABD&#8217;nin savaş sona erdikten sonra bölgedeki üslerini ve ekipmanlarını yeniden inşa edip etmeyeceği konusundaki belirsizliği artırmaktadır.</p>
<p>AP&#8217;nin analizine göre, 1 Nisan &#8211; 30 Haziran tarihleri arasında İran&#8217;ın saldırıları Amerikan üslerindeki yüzlerce bina ve yapıya zarar vermiş veya bunları imha etmiştir.</p>
<p>Amerikan medyası, Trump yönetiminin ve Amerikan ordusunun bu çatışmadaki can kayıpları ve ekipman hasarları hakkında çok az ayrıntı yayınladığını, hatta uydu görüntülerini geciktirmek suretiyle dış incelemeleri engellemek için önlemler aldığını, bu nedenle söz konusu değerlendirmelerin yalnızca genel bir tablo sunduğunu ekledi.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yorum yapmaktan veya üslerine ya da ekipmanlarına gelen zararları belirtmekten kaçınmış, genellikle operasyonel güvenlik ihtiyacına sığınmıştır.</p>
<p>Uydu görüntüsü analizi, İran&#8217;ın saldırılarının çoğunun Kuveyt&#8217;te gerçekleştiğini gösteriyor; bununla birlikte Bahreyn, Irak, Ürdün, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;ndeki Amerikan siteleri de hedef alındı.</p>
<p>Amerikan askerlerine yönelik bilinen en ölümcül saldırı Kuveyt&#8217;te gerçekleşti; 1 Mart&#8217;ta Şueybe Limanı&#8217;na düzenlenen İHA saldırısında altı asker hayatını kaybetti.</p>
<p>Kuveyt&#8217;teki Ali es-Salim Hava Üssü en az 30 kez hedef alındı; bu saldırılarda en az 15 uçak hangarı, çok sayıda depo ve 10 bina zarar gördü veya imha edildi.</p>
<p>Kuveyt&#8217;teki Kamp Buehring çok daha ağır zarara uğradı. İran&#8217;ın saldırıları buradaki hangarların çoğunu kullanılamaz hale getirdi ve birliklerin toplanma alanları çok ciddi şekilde zarar gördü.</p>
<p>RAND Kamu Politikası Okulu Ulusal Güvenlik Programı Direktörü Rafael Cohen, bu savaşta Amerikan ekipmanlarının zarar görmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Ona göre, günümüz savaş biçimi tüm orduları <em>&#8220;kapsamlı ve ucuz İHA saldırıları karşısında savunmasız&#8221;</em> kılmaktadır.</p>
<p>Cohen bu konuda şu vurguyu yaptı: <em>&#8220;Bu durum Amerika Birleşik Devletleri için bir uyarı zili olmalıdır.&#8221;</em></p>
<p>Associated Press, İran&#8217;ın savaşa verdiği yanıtı, gelen saldırıları tespit etme ve etkisiz hale getirme sistemlerine yönelik hassas saldırılarla başlattığını, ardından hedeflerini Amerikan üslerini verimli ve yaşanabilir kılan bina ve ekipmanlara, tesis ve teçhizata genişlettiğini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İran, Şubat ayı sonlarındaki savaşın ilk iki gününde, Kuveyt&#8217;teki Kamp Arifjan&#8217;da ve Bahreyn&#8217;deki Donanma Destek Faaliyetleri&#8217;nde bulunan ABD radar sistemlerinin koruyucu mahfazalarını imha etti. Buna ek olarak İran, Suudi Arabistan&#8217;daki Prens Sultan Hava Üssü&#8217;nde ve Ürdün&#8217;deki Muwaffaq Salti Hava Üssü&#8217;nde bulunan seyyar radarları hedef aldı.</p>
<p>Teknolojik İstihbarat Danışmanlık Şirketi ARS&#8217;nin yöneticisi N. R. Jenzen-Jones, bu konuda İran&#8217;ın ABD hava savunma sisteminin omurgasına saldırmayı öncelik haline getirdiğini ve onarımı veya değiştirilmesi zor ve masraflı olan kilit erken uyarı radarlarını hedef aldığını söyledi.</p>
<p>Bu radarlardan biri Ürdün&#8217;de hedef alındı ve raporlara göre imha edildi. Üreticisi Raytheon&#8217;a göre bu, Amerikan ordusunun dünya çapında sahip olduğu bu türden sadece 13 radardan biriydi. Bütçe belgeleri her birinin yaklaşık yarım milyar dolar olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Katar&#8217;daki bir diğer radar da önemli ölçüde zarar gördü. Ülkenin 2013 yılındaki 1.1 milyar dolarlık bir sözleşmeyle satın aldığı bu radarın, bölgedeki tek örnek olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Jenzen-Jones, bu tür sitelerin hedef alınmasının muhtemelen <em>&#8220;ABD ve müttefiklerinin karşılık verme yeteneğini sekteye uğratmak ve zayıflatmak amacıyla&#8221;</em> yapıldığını söyledi.</p>
<p>İki bölgesel yetkili, İran&#8217;ın çeşitli üslerdeki yakıt ikmal uçaklarına, iletişim sistemlerine, yakıt depolarına ve birliklerin konaklama alanlarına zarar verdiğini söyledi. İran&#8217;ın Mart ayında Prens Sultan Hava Üssü&#8217;ne düzenlediği bir saldırı, bir Boeing E-3 Sentry keşif uçağının arka yarısına zarar verdi ve bir başka saldırı Riyad&#8217;daki ABD Büyükelçiliği&#8217;ndeki CIA merkezini hedef aldı.</p>
<p>Son zamanlarda Suudi hava üssünü ziyaret eden bölgesel bir askeri yetkili, bu tesisin ağır hasar gördüğünü vurguladı.</p>
<p>Yetkili, keşif uçağını hedef alan saldırının ayrıca iki hava yakıt ikmal tanker uçağı dâhil olmak üzere diğer birkaç uçağa da zarar verdiğini söyledi.</p>
<p>Bölgesel bir askeri yetkiliye göre, BAE&#8217;de Abu Dabi&#8217;nin yaklaşık 32 kilometre güneyindeki El-Dhafra Hava Üssü savaşın başlarında defalarca hedef alındı. Yetkili; uçak hangarları ve diğer tesisler gibi altyapıların yanı sıra erken uyarı radar sistemi ve keşif İHA&#8217;ları gibi ekipmanların da zarar gördüğüne işaret etti.</p>
<p>Associated Press&#8217;in yazdığına göre, İran&#8217;a karşı savaşın üzerinden aylar geçmesine rağmen ABD hükümeti savaşı sonlandıracak hiçbir strateji sunmamıştır ve düşmanlıkların yeniden başlaması durumunda <em>&#8220;daha fazla zarar kapıdadır.&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/associated-press-iranin-saldirilari-abdnin-bolgedeki-varligini-kokten-degistirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
