<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşünce &#8211; Rast Haber</title>
	<atom:link href="https://rasthaber.com/category/diger-kategoriler/dusunce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://rasthaber.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 May 2026 07:54:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://rasthaber.com/wp-content/uploads/2025/08/cropped-rastlogo-32x32.png</url>
	<title>Düşünce &#8211; Rast Haber</title>
	<link>https://rasthaber.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsanların Tövbe Hakkında Farklı Tutumları</title>
		<link>https://rasthaber.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 07:54:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=37145</guid>

					<description><![CDATA[İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tövbe kapısını aralayan insanları birkaç bölüme ayırabiliriz:</p>
<p>Birinci bölüm: Tövbe ettikten sonra hayatının sonuna kadar güzel bir hayat benimseyen, geçmişte yapmış oldukları hataları telafi eden ve bir daha asla aynı hataya düşmeyen, genel olarak bütün insanların yapabileceği ufak hatalar dışında hiç günaha bulaşmayan insanlar. Bu tür bir tövbeye “Nesuh tövbe” denilir.</p>
<p>İkinci bölüm: İbadetlerini yerine getirmek ve büyük günahlardan uzak durmak konusunda oldukça azimli olan insanlar. Her ne kadar isteyerek de olmasa farkında olmadan herhangi bir günaha düşecek olurlarsa fark ettikleri anda bu hatadan dönen ve telafi yolunu tutan kişilerdir. Bu gruptaki insanlar her ne kadar birinci gruptan daha aşağı bir aşamada yer alsalar da yine de çok büyük bir makama sahiptirler. Genel olarak hakiki bir tövbeyle günahından dönen insanlar bu grupta yer alır. Zira kötülükler insanoğlunun varlığıyla bütünleşmiştir ve çok az insan tamamıyla bu yönünün etkisinden kurtulabilmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.[1]</p>
<p>Yine Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.[2]</p>
<p>Bir hadiste şöyle yazar: İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.</p>
<p>Diğer bir hadiste de şöyle yazar: Mümin, buğday başağına benzer. Zaman zaman eğilir, ancak tekrar doğrulur.</p>
<p>Üçüncü bölüm: Tövbe ettikten sonra bir süre günahtan uzak durup da daha sonra yeniden nefsine yenik düşen insanlar. Bu gruptaki insanlar genel olarak ibadetlerini yerine getirmek konusunda ve günahlardan uzak durmak konusunda ciddi bir tutum içinde olmalarına rağmen kimi zaman nefislerine yenik düşüp bilerek bir günah işlerler. Yani nefsanî istekleri onları türlü günahlara sürüklemek istemesine rağmen bu isteklerine karşı koyar ve doğru yoldan sapmamaya çalışırlar. Ancak sadece bir veya iki günah konusunda zaman zaman nefislerine yenik düşerler. Buna rağmen bu insanların ana hedefi tamamıyla doğru bir hayat benimsemektir ve “inşallah ileride böyle bir hayat benimseyeceğim” düşüncesiyle tövbe etmeği her gün ertelerler. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tövbe ederlerse) umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder.[3]</p>
<p>Bu gruptaki insanlar tövbe edecek olurlarsa, Yüce Allah katında bu tövbenin kabul edilmesi ve geçmişteki tüm günahlarının affedilmesi büyük bir olasıdır.</p>
<p>Dördüncü bölüm: Tövbe sonrasında bir süre azimli bir şekilde doğru yolda ilerledikten sonra ansızın hiçbir şey olmamış gibi yeniden eski hayatlarına geri dönen insanlar. Bu tür bir tövbe en değersiz tövbedir ve bu insanların sonunun ne olacağı ise Allah’ın iradesine bağlıdır. ehlader</p>
<p>&#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211;</p>
<p>[1] Necm, 32.</p>
<p>[2] Âl-i İmrân 135.</p>
<p>[3] Tövbe, 102.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ân’da Yargı Hükümleri</title>
		<link>https://rasthaber.com/kuranda-yargi-hukumleri/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/kuranda-yargi-hukumleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2026 06:28:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36990</guid>

					<description><![CDATA[Halk arasında meydana gelen sorunlu ve ihtilaflı durumlarda hüküm vermeyle ve ilâhî genel kanunları uygulamayla ilgili olarak Allah Teâla şöyle buyuruyor:  Hayır, öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çeliştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.1  Yukarıdaki ayette Allah Resulü (s.a.a) için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında meydana gelen sorunlu ve ihtilaflı durumlarda hüküm vermeyle ve ilâhî genel kanunları uygulamayla ilgili olarak Allah Teâla şöyle buyuruyor:</p>
<p><strong> </strong><strong>Hayır, öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çeliştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.1</strong></p>
<p><strong> </strong>Yukarıdaki ayette Allah Resulü (s.a.a) için sadece hüküm verme hakkı sabit olmamış, onun hakemliğini ve hüküm vermesini kabul etme ve buna gönül rızasıyla razı olma, imanın şartı olarak beyan edilmiştir. Ve şunun altı da çizilmiş, önemle tekit edilmiş ve bir yemin ile de vurgulanmıştır:</p>
<p>Halk, ihtilaflarında seni hâkim olarak kabul etmeli ve sen hüküm verdikten sonra, içten üzülüp rahatsız olmamalı ve verdiğin hükmü gönül rızası ve istekle kabul etmelidirler; bu suretin dışında gerçek anlamda mümin olamayacaklardır.</p>
<p>Gerçek mümin, hakkının zayi olduğuna ihtimal verse de İslam mahkemesi, aleyhine karar verdiği zaman hükmü kucaklayarak kabul eden kimsedir. Çünkü hâkim yargılama kıstaslarına ve zahire göre hüküm vermektedir. Bu anlamda Hz. Peygamber (s.a.a) bile: <em>“Ben, sizin aranızda şahitlik ve yeminlere göre hüküm veriyorum.&#8221;2 </em>diye buyurmaktadır.</p>
<p>Yalan şahitlik yapan veya şahitliğinde yanılan bir kimsenin zahirde adaletli ve güvenilir görünmesi ve şahitliğinin kabul edilmesi mümkündür. Eğer hâkimin verdiği hükme gerçeğin aleyhine dahi olsa teslim olunmazsa, taş üstünde taş kalmayıp düzen alt üst olur. Kur’ân’ın kısas, diyetler ve diğer ceza hukukuyla ilgili meseleler hakkındaki hükümleri İslam’ın önemli bir şekilde siyasete, yönetim işlerine ve toplumsal meselelere müdahale ettiğini gösterir. Bu anlamda İslam çok öteye gitmiş ve bazı durumlarda fesat çıkaran ve suçlu kimseler hakkında, ceza hukukunun uygulanmasını öngörmüş ve özel bir şikâyetçinin olmaması durumunda bile hâkimin bunu uygulamasına izin vermiştir.</p>
<p>Gerçekte böyle durumlarda ilâhî hukuk ve ceza kanunları çiğnenmiştir. Bu tip durumlarda bazen öngörülen cezalar, çok ağır ve zordur; bazıları açısından günümüzde kabul edilmesi oldukça güçtür. Mesela Kur’ân, İslam toplumunda kadın ile erkek arasında meşru olmayan bir ilişki olması ve bunun dört adil şahitle hâkime ispatlanması durumunda, bu şahısların her birine yüz kırbaç vurulmasını emretmiştir. Burada hâkimin duygusal olarak tesir altında kalmaması ve bu şahıslara acımamasıyla ilgili olarak Kur’ân özellikle vurguda bulunmuştur:</p>
<p><strong>Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer kırbaç vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın dini(ni uygulama) noktasında sizi bir acıma tutmasın&#8230;3</strong></p>
<p>Şüphesiz böyle bir cezanın uygulanmasıyla şahsın onuru incinmektedir; ancak toplumun temizliği korunmaktadır. Aynı şekilde Kur’ân, hırsızlık hakkında şöyle buyurmaktadır:</p>
<p><strong>Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah’tan, tekrarı önleyen bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet sahibidir.4</strong></p>
<p><strong> </strong>Kur’ân-ı Kerim, toplumun düzenini korumak ve çıkarlarını temin etmek için hüküm verme makamını, kanunları düzenlemeyi, ceza hukukunu ve kınama cezalarını uygulamayı Allah Resulü&#8217;ne verilmiş haklar olarak saymaktadır. Kur’ân’da geçen, Peygamber ve Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan geldiği kesin olarak bilinen hadislere müracaat eden insaflı bir kimsenin, İslam’ın siyasi ve içtimai alanlardaki meselelere müdahale ettiğine dair bir şüphesi kalmayacaktır. Bazı kimseler ise inat yüzünden gözlerini bu hakikati görmemek için kapatıyorlarsa, bu onların güneşin ortalığı gün gibi aydınlattığı bir durumda gözlerini kapatan ve güneşi inkâr eden kimselere benzediğini gösterir.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>1- Nisâ \ 65</p>
<p>2- Vesailu’ş-Şia, c.29, s.232</p>
<p>3- Nur\2</p>
<p>4- Mâide\38</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/kuranda-yargi-hukumleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratılış Felsefesi</title>
		<link>https://rasthaber.com/yaratilis-felsefesi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/yaratilis-felsefesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 06:21:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36926</guid>

					<description><![CDATA[“Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, ‘And olsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım’ sözü yerini buldu.” Hud, 119 Yaratılışın hedefi, Kur’an-ı Kerim’de değişik şekillerde belirtilmiştir. Bir yerde şöyle buyrulur: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” 1 Bir başka yerde ise şöyle: “O, hanginizin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, ‘And olsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım’ sözü yerini buldu.” </strong>Hud, 119</p>
<p>Yaratılışın hedefi, Kur’an-ı Kerim’de değişik şekillerde belirtilmiştir. Bir yerde şöyle buyrulur: <em>“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” </em>1 Bir başka yerde ise şöyle: <em>“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.” </em>2 Yukarıdaki ayetten ise insanların yaratılış hedefinin ilahi rahmete şamil olmak olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Böylece Kur’an’a göre insanın yaratılış felsefesi üç farklı başlıkta incelenebilir. İbadet, sınama (imtihan) ve rahmet. Ancak biraz dikkatlice baktığımızda üç başlığın da aslında bir noktada ortak olduğunu görebiliriz. O da kuşkusuz insanın manevi ve ruhi tekâmülüdür.</p>
<p>〉〉 Bir önceki ayette insanın özgür olduğu beyan edilirken, son ayette ise <em>“And olsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım” </em>buyrulmuştur. Bu iki ayetin ceminden şöyle bir netice çıkarabiliriz: ‘İnsan seçim yolunda özgürdür. Ancak batıl yolu kabul etmesi yüzünden cehennemlik olmaktadır.’</p>
<p>İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurur: “Allah insanı ilahi rahmetini hak edecek davranışları göstersin diye yaratmıştır.” 3</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>1 </strong>Zariyat, 56</p>
<p><strong>2 </strong>Mülk, 2</p>
<p><strong>3 </strong>Tefsir-u Nuru’l Sakaleyn, Tevhid’u Saduk, s.403</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/yaratilis-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müminler Arasındaki Derece Farkları</title>
		<link>https://rasthaber.com/muminler-arasindaki-derece-farklari/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/muminler-arasindaki-derece-farklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 07:03:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36902</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. “Oku, yüksel”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şu hususa dikkat edilmelidir ki, takva türünden olan melekeler, zihinsel kurgular veya ilineksel nitelikler cinsinden değildirler. Bu hususun kanıtı, Allah Teâlâ’nın bazı müminler hakkındaki şu buyruğudur:</p>
<p>“Onların kendileri derece derecedirler.”[1]</p>
<p>Bu tabir Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna göre daha dakiktir:</p>
<p>“Onların dereceleri vardır.”[2]</p>
<p>Zira birinci cümle, takva ehli içerisindeki seçkinlerle alakalıyken ikinci cümle orta düzeydeki takva sahipleri hakkındadır.</p>
<p>Bir diğer kanıt, ‘mukarreb’ sıfatına sahip bir insanın zatının ‘ferahlık’ canının ‘ıtırlı bir gül bahçesi’ ve kalbinin ‘bir nimetler cenneti’ olduğunu bildiren ayettir:</p>
<p>“Yakın kılınan (mukarreb olanlardan)kimse ise, işte odur esenlik, ıtırlı çiçekler ve bol nimetli cennet!”[3]</p>
<p>Allah Teâlâ’nın bu beyanı “Altından nehirler akan cennetler”[4] tabirine göre daha latif ve zariftir. Zira birinci zümre, ihlâslı kılınmış nadir insanlar iken ikinci zümre, orta düzeydeki ihlâs ehlidir.</p>
<p>Bu konu, diğer bazı ayetlerde de göze çarpmaktadır. Örneğin:</p>
<p>“Rabbine dönüver, sen razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Gir, cennetime.”[5]</p>
<p>Diğer yandan “Oraya güven içinde, esenlikle girin!”[6] Ayetine rastlarız ki birinci ayet ikinciye göre çok daha latif ve zarif anlamlar içermektedir. Aynı şekilde “Allah elbette daha hayırlı ve O, daha daim ve bakidir”[7] ayeti ile “Allah’ın indinde olan daha hayırlı ve bakidir”[8] ayeti arasında da bu tarz bir münasebet vardır.[9]</p>
<p>Elbette bu terakki, tam anlamıyla soyutluk ve tenezzüh makamına erişme ve mukarreb meleklerle aynı mahiyete bürünme anlamında değildir. Zira insan tenezzüh ve teşebbüh vasıflarını bir arada bulunduran bir varoluşa sahiptir. Bu özelliğiyle, aynı anda şu ayetlerin kâmil bir mazharı olabilir:</p>
<p>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Güç sahibi hükümdar ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.”[10]</p>
<p>Dolayısıyla, insanlardan çok az bir kesim, iki cennete sahiptirler: Biri “Cennetime gir” hitabına konu olan ‘Cennet-i Lika’, diğeri “altından ırmaklar akan cennetler” ayetinde sözü edilen cennet. Cennet, “Güçlü bir hükümdarın nezdinde” olan cennetlerden ibaret değildir. Zira Yüce Allah sarih bir dille şöyle buyurur:</p>
<p>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar.”</p>
<p>Evet, orta düzeydeki müminler için yalnızca bir cennet vardır: Altından ırmaklar akan cennetler; ama ‘Cennet-i Lika’ onlar için değildir.</p>
<p>Cennet mertebeleri, Kur’an’daki ayetler adedincedir.[11] Her bir cennet arasında da nice mesafeler vardır.[12] Dolayısıyla ‘yüce bir ahlak’ ile donanmak isteyen herkes, ‘yüce bir ahlakın’ mücessem timsali olana; yani Resulullah’a (s.a.a) tabi olup onun izini sürmelidir. O, “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle”[13] diye buyurmuşsa eğer, onu hakkıyla takip etmek isteyenlerde “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. “Oku, yüksel”[14] düsturu mucibince her daim hareket halinde olmalı, bütün engelleri aşmalı ve sadece dümdüz zeminde yürümekle kalmamalıdırlar. “Beni yâd edin; ben de sizi yâd edeyim”[15] hitabına muhatap olduğuna göre “Benim size bahşettiğim nimetimi yâd edin” düsturuna imtisal etmekle yetinmemelidirler. Gözlerinin önünde “Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır”[16] ayeti celilesi dururken sadece “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar”[17] vaadine göz dikmemelidirler. Zira Allah’ın has kullarının içtikleri pınar, saf ve halis iken ‘ebrar’ (iyi insanların) içtikleri pınarlar o halis çeşmelerden taşan feyzin bir miktarına başka şeyler karışmış pınarlardır. O has pınarların kendisi değil! Demek ki ‘ebrar’ için ‘şarab-ı memzuc’ (içinde katkı bulunan içecekler) vaat edilmişken, ‘mukarreb’ kullar için ‘şarab-ı halis’ vaat edilmiştir. Bu nükteyi diğer bazı ayetlerden de anlamak mümkündür:</p>
<p>“Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir. Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.”[18] Ve “Kendilerine rahik-i mahtum (ağzı mühürlü) saf şaraplardan ikram edilir. Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar! Karışımı tesnîmdendir. Bir çeşme ki mukarreb olanlar ondan içerler.”[19]</p>
<p>Bu ayetler, ‘ebrar’a ‘tesnim’in kendisi değil onunla karıştırılmış bir içecek ikram edileceğine işaret buyurmaktadır. Zira ‘şarab-ı halis’ yani ‘tesnim’ mukarreb kulların nasibidir. Mukarreb bir kul, ebrara göre bir üst mertebededirler ve hatta onların ‘kitaplarını’ (amel defterlerini) görür ve şahitlik ederler. Aynı şekilde Resulullah’ın (s.a.a) izinden yürüyen bir insan, “Rableri, onlara tertemiz kılınmış bir şarap ikram etti”[20] ayetini gördüğünde, ‘ebrar’ bir yana, artık ‘mukarreb kulların’ yetindikleri mertebe ile dahi yetinmemelidirler. Kur’an-ı Kerim’de sadece bir kez ifade olunan, bir benzeri daha bulunmayan ve Allah’ın ihlâs ehli kullarına lütfunun bir izahı niteliğindeki bu ayetle ilgili birkaç nükteye değinmeye çalışacağız:</p>
<p>1. Allah’ın saki (ikramda bulunan) konumunda olduğunu gösteren tek yer, bu ayettir: “Rableri onlara ikram eder!” Oysa diğer ayetlerde “İkram olunurlar” tabiri kullanılır.</p>
<p>2. Söz konusu içecek için ayette bir kadeh, piyale ya da herhangi bir kaptan söz edilmemiştir. Zira hiçbir kap onu içine sığdıramaz. Zira sakisinin Allah olduğu bir içecek için hiçbir sınır, miktar ve ölçü öngörülemez. Fakat diğer ayetlerde sözü edilen içecekler için aynı zamanda bir kaptan da bahsedilmiştir.</p>
<p>3. Bu içecek için, bir pınar ya da kaynak gösterilmemiştir. Fakat ebrar ve mukarreb kullar için vaat edilen diğer içecekler için bir pınar ve kaynaktan söz edilmiştir.</p>
<p>4. Bu içecek, diğer içeceklere isnat edilmeyen bir vasıfla nitelendirilmiştir; ‘tahur’ (tertemiz) sıfatı. Kendisi de bizzat bu içeceğin lezzetini tatmış olan İmam Sadık (a.s) bu tabirin tefsirinde şöyle buyurur:</p>
<p>“Yani bu içecek onları, Allah’ın dışındaki her şeyden arındırır!”[21]</p>
<p>&#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211; &#8211;</p>
<p>[1] Al-i İmran: 163</p>
<p>[2] Enfal: 4</p>
<p>[3] Vakıa: 88-89</p>
<p>[4] Bakara: 25</p>
<p>[5] Fecr: 29-30</p>
<p>[6] Hicr: 46</p>
<p>[7] Taha: 73</p>
<p>[8] Kasas: 60</p>
<p>[9] El Futuhatu’l Mekkiyye, c.10, s.194</p>
<p>[10] Kamer: 54-55</p>
<p>[11] El Kâfi, c.2, s. 606, 10. Hadis</p>
<p>[12] Vesail, c.6, s.460-461; c. 8, s. 288; Bihar, c. 8, s. 89 ve 170-179</p>
<p>[13] Taha: 114</p>
<p>[14] El Kâfi, c.2, s. 606</p>
<p>[15] Bakara: 152</p>
<p>[16] İnsan: 6</p>
<p>[17] İnsan: 5</p>
<p>[18] İnsan: 17-18</p>
<p>[19] Mutaffifin: 25-28</p>
<p>[20] İnsan: 21</p>
<p>[21] Mecma’ul Beyan, c.9-10, s.623</p>
<p>Ehlader</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/muminler-arasindaki-derece-farklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırların İfşası</title>
		<link>https://rasthaber.com/sirlarin-ifsasi/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/sirlarin-ifsasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 06:18:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36568</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki o haberi Peygamber’e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.” Nisa, 83 Mahrem haberlerin ve uydurma bilgilerin yayılması Müslümanlara her zaman zarar vermiştir. Böyle haberlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki o haberi Peygamber’e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.” </strong>Nisa, 83</p>
<p>Mahrem haberlerin ve uydurma bilgilerin yayılması Müslümanlara her zaman zarar vermiştir. Böyle haberlerin yayılması genellikle saflıktan, intikam almaktan, zarar vermek istenmesinden, başkalarının emellerine alet olmaktan, maddiyata olan bağlılıktan ve böbürlenmekten kaynaklanır.</p>
<p>İslam toplumsal yöne sahip olmasından dolayı bu meseleyi önemsemiştir. Bu ayette askeri sırların ifşa edilmesi, zafer ya da yenilginin toplum önderlerinden önce duyurulması, gereksiz bir gurura ya da düşmandan yersiz bir korkuya neden olduğundan yasaklanmıştır. Eğer ilahi uyarılar ve inayetler olmasaydı, Müslümanlar bu şeytani yolda (sırların yayılması) daha çok yer alacaklardı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/sirlarin-ifsasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanların Alınyazısının Değişme Nedeni</title>
		<link>https://rasthaber.com/insanlarin-alinyazisinin-degisme-nedeni/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/insanlarin-alinyazisinin-degisme-nedeni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 06:44:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36482</guid>

					<description><![CDATA[“Bir millet kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.” Enfal, 53 Birçok hadiste zulüm ve günah gibi etkenler ilahi nimetlerin değişme nedeni olarak nitelendirilmiştir. Günah ve hak yoldan sapmalardan dönülmesi ise çeşitli ilahi nimetlerin artmasına neden sayılmıştır. 1 Günahlar ve zulümler, insanı ilahi lütuftan istifade etme dirayetinden uzaklaştırır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Bir millet kendilerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.” </strong>Enfal, 53</p>
<p>Birçok hadiste zulüm ve günah gibi etkenler ilahi nimetlerin değişme nedeni olarak nitelendirilmiştir. Günah ve hak yoldan sapmalardan dönülmesi ise çeşitli ilahi nimetlerin artmasına neden sayılmıştır. 1</p>
<p>Günahlar ve zulümler, insanı ilahi lütuftan istifade etme dirayetinden uzaklaştırır. Hz. Ali (a.s), Kasia hutbesinde bu konuya da işaret etmiş ve Kumeyl duasında şöyle seslenmiştir:</p>
<p>“Allah’ım! Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı affet. Allah’ım! Bedbahtlıklara yol açan günahlarımı affet. Allah’ım! Nimetleri değiştiren günahlarımı affet. Allah’ım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı affet.” Hz. Emirülmüminin Ali’nin (a.s) Malik Eşter’e yazdığı mektupta şöyle bir cümle geçer: “Allah’ın nimetlerini değiştiren şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Çünkü Allah mazlumların dualarını duyar, zalimlere de çağı gelince azabını yollar.” 2</p>
<p>İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Günahlarınızın cezası olan, gece ve gündüz çektiğiniz sıkıntı ve dertlerinizden Allah’a sığının.” 3</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>1 </strong>Tefsir-u Nuru’l Sakaleyn ve Tefsir-u Furkan</p>
<p><strong>2 </strong>Nehcu’l Belağa, İmam Ali (a.s)’ın Malik-i Eşter’e yazdığı ahitname</p>
<p><strong>3 </strong>Tefsir-u İsna Aşeri, Usul’u Kâfi, c.2, s.269</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/insanlarin-alinyazisinin-degisme-nedeni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Alınyazısı Eylemlerine İpoteklidir</title>
		<link>https://rasthaber.com/insanin-alinyazisi-eylemlerine-ipoteklidir/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/insanin-alinyazisi-eylemlerine-ipoteklidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 06:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36316</guid>

					<description><![CDATA[“Size Rabbiniz tarafından basiretler verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.” Enam, 104 Bu ayetin benzerleri Kur’an’ı Kerim’de oldukça fazla yer bulmuştur. Bu tarz ayetlerde insanın iman ve küfrünün, iyilik ve kötülüğün, görüyor ya da kör oluşunun neticesinin yine insana döneceği beyan edilmektedir. Şu ayetlerde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Size Rabbiniz tarafından basiretler verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.” </strong>Enam, 104</p>
<p>Bu ayetin benzerleri Kur’an’ı Kerim’de oldukça fazla yer bulmuştur. Bu tarz ayetlerde insanın iman ve küfrünün, iyilik ve kötülüğün, görüyor ya da kör oluşunun neticesinin yine insana döneceği beyan edilmektedir.</p>
<p>Şu ayetlerde olduğu gibi;</p>
<p>〉〉 <em>“Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir&#8230;” </em>1</p>
<p>〉〉 <em>“Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.” </em>2</p>
<p>〉〉 <em>“İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir.” </em>3</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>1 </strong>Bakara, 286</p>
<p><strong>2 </strong>Fussilet, 46</p>
<p><strong>3 </strong>İsra, 7</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/insanin-alinyazisi-eylemlerine-ipoteklidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soru Sormanın Nedenleri</title>
		<link>https://rasthaber.com/soru-sormanin-nedenleri/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/soru-sormanin-nedenleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 08:20:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36222</guid>

					<description><![CDATA[“İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: ‘Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır’.” Ahzab, 63 Soru sorma nedenleri çeşitlilik gösterir: 〉〉 Kimi zaman sınamak için soru sorulur. İmtihan sorularında olduğu gibi. 〉〉 Kimi zaman istihza ve alay etmek için sorulur. Mütekebbir ve güçlü birinin zayıf kimseye sorduğu sorular gibi. 〉〉 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: ‘Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır’.” </strong>Ahzab, 63</p>
<p>Soru sorma nedenleri çeşitlilik gösterir:</p>
<p>〉〉 Kimi zaman sınamak için soru sorulur. İmtihan sorularında olduğu gibi.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman istihza ve alay etmek için sorulur. Mütekebbir ve güçlü birinin zayıf kimseye sorduğu sorular gibi.</p>
<p>〉〉 Bazen de şaşkınlıktan soru sorulur. Korkak bir kimsenin cesur birisine soru sorması gibi.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman muhatabı çıkmaz yola sokmak için soru sorulur. Sorgucuların suçluyu sorgulamalarında olduğu gibi.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman konuyu değiştirmek için soru sorulur. Öğretmenin böyle bir durumda öğrencilerine soruduğu sorular gibi.</p>
<p>〉〉 Bazen de muhatabın şüpheye düşmesi için sorulur. Sapkın bir hocanın öğrencine sorduğu sorular bu türdendir.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman da kaygıyı gidermek için soru sorulur. Annenin evladına sorduğu sorular gibi.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman soru öğrenmek için sorulur. Cahilin âlime soru sorması gibi.</p>
<p>〉〉 Kimi zaman da soru azarlamak için sorulur. Öğretmeninin öğrencinin tembelliği yüzünden sorduğu sorular gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/soru-sormanin-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ân’ın Gözünden Kadın Hakkı</title>
		<link>https://rasthaber.com/kuranin-gozunden-kadin-hakki/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/kuranin-gozunden-kadin-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 05:16:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=36041</guid>

					<description><![CDATA[ 1- Müslüman kadınlar için, Allah büyük bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır.1 2- Kadınlara haksızlık yapanlar, şüphesiz kendilerine zulmetmiş olurlar.2 3- Saliha kadınlar, itaatkâr kadınlar ve Allah’ın korumalarını emrettiği şeyleri (hakları) kocaları yanlarında bulunmadıkları zaman koruyanlar üstün kadınlardır.3 4- Geniş elbiselerle örtünmede ihmali olmayan, mümin kadınlara Allah’ın bağışlama ve esenlik müjdesi vardır.4 5- İffetlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>1- Müslüman kadınlar için, Allah büyük bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır.1</p>
<p>2- Kadınlara haksızlık yapanlar, şüphesiz kendilerine zulmetmiş olurlar.2</p>
<p>3- Saliha kadınlar, itaatkâr kadınlar ve Allah’ın korumalarını emrettiği şeyleri (hakları) kocaları yanlarında bulunmadıkları zaman koruyanlar üstün kadınlardır.3</p>
<p>4- Geniş elbiselerle örtünmede ihmali olmayan, mümin kadınlara Allah’ın bağışlama ve esenlik müjdesi vardır.4</p>
<p>5- İffetlerini korumayan kadınları ateşin azabı beklemekte ve iffetlerini koruyan kadınları ise Allah, örnek gösterecektir ve rahmet nefesiyle takdiri beklemektedir.5</p>
<p><strong>Dünya ve cennetin en üstün kadınları dört hanımdır:</strong></p>
<p><strong> </strong>1) Hz. Hatice (a.s) validemiz, Hüveylid’in kızı.</p>
<p>2) Hz. Fatıma Zehra (a.s), Hz. Mumammed’in (s.a.a) kızı.</p>
<p>3) Hz. Meryem (a.s), İmran’ın kızı.</p>
<p>4) Hz. Asiye (a.s), Mezahim’in kızı.6</p>
<p><strong>“Mümin erkekleri ve mümin kadınları, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve onların kötülüklerini örtüp bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında büyük kurtuluştur.”7</strong></p>
<p><strong> </strong>“Siz tarihin vazifesini bilen erkek ve kadınları! Hak ve haklıdan müdafaa etmede ve zulmün kökünü kazımada dayanışma ve birlik içinde olmalısınız ve gelecek nesillere, dayanışma gücünün ne kadar mukaddes ve önemli olduğunu ispatlamalısınız. O hakkaniyetin yerine getirilmesi için Allah, Peygamberler (a.s) göndermiş, masum imamlar hak uğrunda canlarından olmuş ve müminler mesul kılınmışlardır.”8</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>1- Ahzâb, 35.</p>
<p>2- Bakara, 232.</p>
<p>3- Nisa, 34.</p>
<p>4- Ahzâb, 58.</p>
<p>5- Tahrim, 10-12.</p>
<p>6- Durru’l-Mensur, c. 6, s. 246, Hz. Muhammed (s.a.a).</p>
<p>7- Fetih, 5.</p>
<p>8- İmam Humeynî.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/kuranin-gozunden-kadin-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim ve Tercihte Ölçüt</title>
		<link>https://rasthaber.com/secim-ve-tercihte-olcut/</link>
					<comments>https://rasthaber.com/secim-ve-tercihte-olcut/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Meryem]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 06:15:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://rasthaber.com/?p=35938</guid>

					<description><![CDATA[“Yusuf: ‘Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim’ dedi.” Yusuf, 55 Kur’an bireylerin seçiminde bir takım ölçüler beyan buyurmuştur. Şöyle ki; 1 – İman: “Hiç inanan kimse, yoldan çıkan kimse gibi olur mu? Elbette bunlar bir olmaz” 1 2 – Geçmiş hali: “(İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Yusuf: ‘Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim’ dedi.” </strong>Yusuf, 55</p>
<p>Kur’an bireylerin seçiminde bir takım ölçüler beyan buyurmuştur. Şöyle ki;</p>
<p>1 – İman: <em>“Hiç inanan kimse, yoldan çıkan kimse gibi olur mu? Elbette bunlar bir olmaz” </em>1</p>
<p>2 – Geçmiş hali: <em>“(İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.” </em>2</p>
<p>3 – Hicret: <em>“Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin velisidirler” </em>3</p>
<p>4 – İlmi ve bedensel yeterlilik: <em>“Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı.” </em>4</p>
<p>5 – Aile asaleti: <em>“Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.” </em>5</p>
<p>6 – Cihad ve mücadele: <em>“Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır.” </em>6</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>1 </strong>Secde, 18</p>
<p><strong>2 </strong>Vakıa, 10 – 11</p>
<p><strong>3 </strong>Enfal, 72</p>
<p><strong>4 </strong>Bakara, 247</p>
<p><strong>5 </strong>Meryem, 28</p>
<p><strong>6 </strong>Nisa, 95</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://rasthaber.com/secim-ve-tercihte-olcut/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
