Cenevre Müzakereleri Ve ABD’nin Gerçek İradesinin Sınanması

Perşembe günü Cenevre kentinin, İran ile ABD arasındaki üçüncü tur müzakerelere ev sahipliği yapması planlanıyor. Bölgesel ve uluslararası gelişmeler açısından hassas bir dönemde gerçekleştirilecek bu görüşmeler, dosyanın gelecekteki seyrini daha da netleştirebilir.

Önceki iki tur nihai bir anlaşmayla sonuçlanmasa da diplomasi yolunun hâlâ açık olduğunu gösterdi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarını siyasi ve hukuki araçlarla koruma amacıyla, sorumlu ve diyalog temelli bir yaklaşımla hareket ettiğini ortaya koydu.

Bu tur öncesinde Tahran’ın resmi tutumu açık ve ilan edilmiş ilkelere dayanıyor. İran, izzet, hikmet ve maslahatın korunması çerçevesinde adil bir anlaşmaya ulaşmak için her türlü makul esnekliği göstermeye hazır olduğunu vurguladı. Bu tutum zayıflıktan değil, güç ve stratejik özgüven konumundan dile getiriliyor. İran İslam Cumhuriyeti son yıllarda azami baskı politikasına karşı direndiğini gösterirken, aynı zamanda onurlu bir etkileşim yolunu da açık tuttuğunu ortaya koydu.

Nükleer anlaşma deneyimi ve Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi, Tahran için önemli dersler barındırdı. İran, karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmemesine rağmen uzun süre kendi yükümlülüklerine bağlı kaldı ve bu durum uluslararası kurumların resmi raporlarında defalarca teyit edildi. Bu geçmiş, bugün İran’ın gerçek ve uygulanabilir garantiler talep etmesi için güçlü bir zemin oluşturuyor. Doğal olarak yeni bir anlaşmanın, taahhütlerin sürdürülebilirliği ve dengeli şekilde uygulanacağına dair güven temelinde şekillenmesi gerekiyor.

Bu çerçevede İran İslam Cumhuriyeti, üzerinde mutabakata varılabilecek konular hakkında pratik çözümler sunmaya hazır olduğunu ve hatta bazı alanlarda esneklik gösterebileceğini açıkladı. Ancak bunun şartı, İran halkının haklarının tanınması ve yaptırımların etkili biçimde kaldırılmasıdır. Bu yaklaşım, siyasi akılcılığın ve uluslararası sistemin gerçeklerinin anlaşılmasının bir göstergesidir. İran müzakereden kaçınmıyor; aksine, somut ve kalıcı sonuçlar doğurduğu sürece bunu ulusal çıkarları sağlamanın meşru bir aracı olarak görüyor.

Şimdi gözler Washington’a çevrilmiş durumda. Temel soru şu: ABD, adil bir anlaşmaya ulaşmak için gerçek bir iradeyle mi Cenevre’ye geliyor, yoksa hâlâ nükleer dosya dışındaki talepleri gündeme getirip yeni bahaneler üretme peşinde mi olacak? Geçmiş deneyimler, azami ve çerçeve dışı taleplerin müzakere sürecini karmaşık ve yıpratıcı hâle getirdiğini gösterdi. Eğer Amerikan tarafı somut bir sonuç istiyorsa, daha önce denenmiş ve başarısız olmuş yaklaşımları tekrarlamaktan vazgeçmelidir.

Öte yandan bir anlaşmaya varılması, iç ekonomik süreçlerin hızlanmasına katkı sağlayabilir ve ekonomik aktörler için daha öngörülebilir bir ortam oluşturabilir. İran toplumu son yıllarda önemli baskılar yaşadı ve finansal ile ticari kısıtlamaların azalmasına yol açacak her açılım, halkın yaşam koşulları üzerinde olumlu etkiler yaratabilir. Bu nedenle Tahran, sorumlu bir bakış açısıyla müzakere sürecini sürdürürken aynı zamanda iç kapasitesini güçlendirmeye de devam ediyor.

Cenevre’de yapılacak üçüncü tur görüşmeler bu açıdan önem taşıyor; çünkü ABD’nin geçmişte oluşan güvensizliğin bir kısmını telafi etmeye hazır olup olmadığını gösterebilir. Güvenilir garantilerin sunulması, siyasallaştırmadan kaçınılması ve üzerinde anlaşılmış çerçevelere odaklanılması, yaklaşım değişiminin işareti olabilir. Buna karşılık baskı ve tehdit politikasının sürmesi, yalnızca denklemi daha karmaşık hâle getirecek ve mevcut fırsatları ortadan kaldıracaktır.

Mevcut uluslararası sistemde ABD çeşitli alanlarda çok sayıda zorlukla karşı karşıya ve bölgede kontrolsüz yeni bir gerilime girmek hiçbir tarafın yararına değildir. Bu açıdan Cenevre müzakereleri, anlaşmazlıkları yönetmek ve daha fazla istikrara doğru ilerlemek için bir fırsat olabilir. İran defalarca gerilim peşinde olmadığını açıkladı; karşı taraf da gerçek bir irade gösterirse uzlaşma yolu açılabilir.

Sonuç olarak Cenevre’de yaşanacak gelişmeler yalnızca diplomatik bir görüşme değil; aynı zamanda Amerikan tarafının taahhütlere bağlılığı ve yeni bölgesel ile uluslararası gerçekleri kabul etme konusundaki samimiyetinin de bir sınavı olacak. İran İslam Cumhuriyeti, tecrübesine, iç kapasitesine ve halk desteğine dayanarak bu sürece özgüvenle giriyor. Şimdi Washington’un, kalıcı ve saygıya dayalı bir anlaşma mı istediğini yoksa bir fırsatı daha kaçırılan fırsatlar listesine mi ekleyeceğini göstermesi gerekiyor/mehr

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın