RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Çok Az Kimse Farkında Ama Çok Büyük Bir Tehlikenin İçindeyiz

Batı gelmesine destek olduğu, yıllarca birlikte çalıştığı Erdoğan’ın biletini kesmiş görünüyor, göndermek istiyor. Ancak içeride karizması ve siyasi gücü olan Erdoğan direniyor

Çok Az Kimse Farkında Ama Çok Büyük Bir Tehlikenin İçindeyiz
08.01.2017 © RAST HABER

Nurzen Amuran: Sosyal medya tetikçileri yüzünden tedirginlik duyan çoğu yurttaşımız yılbaşı gecesini evlerinde geçirdiler. Önlemler de alındı, buna rağmen terör örgütleri katliamlarına yenilerini eklediler. Teröre tepki de birleşiyoruz. Terörü önlemede kimler ayrışmamıza yol açıyor.Burada siyasetin sorumluluğu yok mu?

Bülent Kuşoğlu: Terör varsa siyasetin sorumluluğu olmaz olur mu? Siyasetin de, siyasetçinin de sorumluluğu çok fazla. Ancak Türkiye getirildiği noktada bu sorumluluğun kimde olduğunu tartışmadan önce, çözüme odaklanmalı. Çünkü, çok az kimse farkında ama çok çok büyük bir tehlikenin içindeyiz. Bu hep lafını ettiğimiz bölünme değil, bölünmeyi de içine alan çok daha büyük bir tehlike; Türkiye terör örgütlerini kullanan küresel güçlerin savaş alanı olmuştur. Küresel istihbarat örgütlerinin savaşı böyle devam ederse Türkiye’yi çökertir. Tüm maharetli casuslar, fedailer, psikopatlar, tetikçiler, canlı bombalar ve istihbarat teknolojisi Türkiye’de. Türkiye ve küresel diğer güçlerin aleyhine Türkiye üzerinden, Türk kentlerinde, Türk Milletini kullanarak savaşmaktadırlar. ABD’nin, İran’ın, Almanya’nın, Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, İsrail’in aklınıza neresi gelirse küresel ve bölgesel güç oyunu oynayan tüm ülkelerin istihbarat örgütleri Türkiye üzerinden ve Türkiye’de birbirleriyle savaşmaktadırlar. Bu savaş Türkiye’yi ekonomik, toplumsal, idari, siyasi, maddi ve manevi olarak bitirir…

TÜRKİYE ULUSLARARASI DENGELER AÇISINDAN HAYATİ ÖNEMDE BİR ÜLKEDİR

Ekonomide özellikle dış politikada ve yönetimde nasıl bir yansıma ortaya çıkmakta? Konuyu biraz daha somutlaştıralım.

Konuyu basitleştirilmiş olarak anlatmaya çalışayım. Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı toplumları pek batılı olmasa da batılı devletlerdir ve batıyı hedeflemişlerdir. Mevcut durumda askeri, ekonomik, hukuki, teknolojik, kültürel, sosyal, sportif yönlerden batı blokuna dahiliz. AP üyesiyiz, AB üyelik sürecinde bir ülkeyiz ve NATO üyesiyiz. Batı blokundan kopmamız mümkün değil. En azından 3-5 yıl içerisinde kopmamız mümkün değil.

Ancak, Türkiye bir süredir batıdan kopmak ve doğuyla entegrasyon peşinde. Şanghay 5’lisine daha doğrusu Rusya’ya yakınlaşma çabaları ile AB ve ABD’den uzaklaşma çabaları son zamanlarda ciddi bir hal almaya başladı. Aslında Rusya da, Batı da hatta Türkiye de bunun gerçekleşmeyeceğini gayet iyi biliyor ancak yine de bu oyun oynanıyor. Rusya bu oyunu oynamaya mecbur, en azından batının maliyetlerini artıracağını biliyor, batı ise işi şansa bırakmamak ve maliyetini artırmamak hedefinde… Türkiye uluslararası dengeler açısından hayati önemde bir ülke. Dolayısıyla  mücadele alanı Türkiye. Şöyle bir gözden geçirelim:

Rus büyükelçisi Karlov, Türk Polisi tarafından vurduruluyor,  ortada bu işin kim ve niçin yapıldığına dair tespit edilebilen hiçbir şey yok. Profesyonel bir katil en korunaklı yerde yılbaşı gecesi polis dahil 39 kişi öldürüp 65 kişiyi yaralıyor ve günlerdir yakalanamıyor. Terör İzmir’e de sıçrıyor. Uçaklar düşürülüyor, tanklar vuruluyor, canlı bombalar patlıyor, siber saldırılar nedeniyle elektrik kesintileri üretimi durduruyor… Olayları incelediğinizde görüyorsunuz ki, bütün bunlar terör örgütlerinin yapacağı işler değil, bunlar terör örgütlerine yaptırılan işler… Küresel güçlerin terör örgütlerini, son teknolojileri ve istihbarat profesyonellerini kullanarak yaptırdığı işler… Bunlar sadece güvenlik güçleriyle önlenecek olaylar değil. Zaten TSK, MİT, Emniyet ve diğer devlet kurumlarımız Ergenekon, Balyoz, 15 Temmuz gibi gerekçelerle çok fazla yara almış durumda. O nedenle Cumhurbaşkanı milli seferberlikten, Başbakan, beka sorunu yaşadığımızdan bahsediyor.

Kısacası, Türkiye, terör ve terör örgütleri ile mücadele ediyor gösteriliyor ama maalesef mücadele çok farklı bir boyuta erişmiş, Türkiye’nin terör sorunu uluslararası bir nitelik kazanmış durumda…

BATI ERDOĞAN’IN BİLETİNİ KESMİŞ GÖRÜNÜYOR

İç siyaset açısından bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?

Batı gelmesine destek olduğu, yıllarca birlikte çalıştığı Erdoğan’ın biletini kesmiş görünüyor, göndermek istiyor. Ancak içeride müthiş bir karizması ve siyasi gücü olan Erdoğan direniyor, gitmek istemiyor. Gitmemek için de doğu ile daha doğrusu Rusya ile aniden yakınlaştı. Daha önce düşman olduğu Putin Rusya’sı ile aniden dost oldu. Tanklarımızın vurulup askerlerimizin şehit edilmesine rağmen dost oldu, İran ve Esat ile yan yana gelmek pahasına dost oldu. Suudilerle ve Katar’la ters düşme pahasına dost oldu. Halbuki daha bir yıl önce onlarla İslam Ordusu kurmuştu. İslam ordusunun hedefi Esat, İran ve Şiilerdi…

AKP kendi ikbali ve iktidarı için Türkiye’nin savaş alanına dönmesine izin veriyor… Burada milli seferberlik ilan edip mücadele edilebilecek bir düşman yok, devlet aklı ve basireti gösterilerek halledilebilecek bir sorun var.

Genel olarak terörün nedenlerini AKP siyasetiyle mi sınırlıyorsunuz?

Terörün sebepleri ayrı; Dış politikadan, iç politikaya, ekonomiye, devlet idaresinden, toplum mühendisliğine kadar birçok alanda yapılan ve geçmişten gelen Erdoğan’ın da yaptığı hatalar var ama bunların tümünü O’na ve ekibine mal etmek olmaz. Yalnız bu defa hayati bir hata yapıldı ve dediğim gibi Türkiye küresel savaş alanı haline getirildi. Terörün artış nedeni budur. Erdoğan’ın ekonomi yönetimi, iç politika ve dış politikada yaptığı yanlışların da bu sürece sürüklenmemizde payı çok fazla.

AKP’NİN YA DA AKP’LİLERİN YÖNETİME EL KOYMASI LAZIM

Olağanüstü hal yeniden uzatıldı.Ama bu kez önce Bakanlar Kurulu karar aldı daha sonra MGK tavsiye kararının elden imzalatıldığı öne sürüldü. İlk kez oluyor bu.Etik bir uygulama mıdır sizce?

Türkiye yönetiliyor olmaktan çıktı. Saray başta olmak üzere yöneticiler panikte. Sorumlu olan Hükümet, Saray’ın gölgesinde kalıyor yetkisini kullanamıyor, Saray kadroları ise yetkili ve sorumlu olmadan işlere bulaşıyor. Kaos ve karmaşa var. Son alınan OHAL kararında önemli olmasına rağmen prosedüre uyulamadı. Rezalet yaşadık… Hükümet sözcüsü basına “OHAL’i gündeme getirmedik” dedi, ama sonradan gündeme alınmış gibi işlem yapıldı. Hükümet sözcüsü de Meclis’te “Ben basınla görüşürken bu konu gündeme gelmiş” gibi bir şey söylemek zorunda kaldı. Bu sefer de Bakanlar Kurulu toplantılarının gündemsiz yapıldığını, OHAL gibi önemli bir konunun basit bir konu gibi ele alındığı izlenimini vermiş oldu. Acilen AKP’nin ya da AKP’lilerin yönetime el koyması lazım ama Saray’a rağmen beceremezler…

AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE DİNDARLAR KOLTUK VE PARA SAHİBİ OLDULAR AMA İHLASLARINI KAYBETTİLER

Ülkemizde siyasetin, etnik veya dinsel temeller üzerinden yapılması siyasete dolayısıyla demokrasiye neleri kaybettiriyor?

Güven başta olmak üzere her şeyi kaybettiriyor. Dine de, devlete de, siyasete de, demokrasiye de kaybettiriyor. Doğru yolu Atatürk yıllar önce bulmuştu; Laiklik. Geldiğimiz noktada laikliğin önemini anlamış olmamız lazım.

Tek bir şey söyleyeyim gerisi anlaşılır; Laikliğin dikkate alınmadığı AKP iktidarı döneminde dindarlar koltuk ve para sahibi oldular ama ihlaslarını kaybettiler…

GÜNDEMDE OLAN ANAYASA MODELİ SADDAM, ESAD GİBİ ORTADOĞU TİPİ BAŞKANLIK MODELİDİR

Yeni Anayasa değişiklikleriyle Türkiye Cumhuriyeti yüzünü Doğuya mı çevirecektir? Her ne kadar modeli Batıdan aldık deseler bile erkler arasındaki dengesizlik doğudaki başkanlık önerilerini mi gündeme getiriyor, neler diyeceksiniz?

Türkiye bidayetten beri batıya yönelmiş bir ülke. Doğu blokuna dahil olmamız için silah, eğitim, sağlık sistemimizi, yaşantımızı, ekonomimizi değiştirmemiz gerekiyor. Ayrıca bu değişikliğin bir maliyeti var. Mümkün değil.

Bazıları Putin gibi güçlü bir yöneticiye ihtiyacımız var diye düşünüyor. Eğer, AP, NATO üyesi iseniz ve AB üyelik sürecindeyseniz bu da mümkün değil. Demokrasiden, özgürlüklerden, temel haklardan ve hukukun üstünlüğünden ayrılamazsınız. Buna rağmen ayrılıyorum derseniz demin anlatmaya çalıştığım gibi çok ağır bir maliyet ödersiniz.

Gündemde olan Saddam, Esat veya Mübarek örneğinde olduğu gibİOrtadoğu tipi başkanlık modelidir. O rejimlerde cumhuriyetti, sandık konuyor seçimler yapılıyordu ama her ne hikmetse sürekli aynı adam yüzde 90’larla kazanıyordu. Çünkü erkler ayrımı yoktu. Denetim ve denge yoktu.

SARAY DARBE GİRİŞİMİNİ ÖNCEDEN HABER ALDI VE SINIRLI KALMASINI PLANLAYARAK KARŞI DARBE YAPTI

Bu arada şunu da sormak istiyorum.15 Temmuz darbe girişimine nasıl bakıyorsunuz?

15 Temmuz’da bir darbe girişimi olduğuna inanıyorum. Ancak bunu Saray önceden haber aldı ve darbe girişiminin başarısız olmasını, sınırlı kalmasını bir şekilde planlayarak darbecilere karşı darbe yaptı. Darbe girişimi MHP, HDP veya CHP tarafından yapılmadı. AKP’li olan, AKP’nin getirdiği veya AKP’ye yakın bir grup veya gruplar tarafından yapıldı. Ancak 15 Temmuz dolayısıyla zarar gören tek bir AKP’li yok nasıl oluyor ise… 15 Temmuz başkanlık sistemine giden yol olarak kullanılıyor şimdi. Erkler ayrımı, yeniden inşa edilmesi gereken denge-denetim mekanizması iyice yok ediliyor ve tek adam rejimine adım adım yaklaşılıyor. Fakat işin bir de biraz önce anlatmaya çalıştığım küresel boyutu var. Güç oyunu veya ömür boyu iktidar oyunu çok tehlikeli bir sürece girdi.

Son zamanlarda söyleşi yaptığımız konuklarımıza yönelttiğimiz sorulardan birini size deyöneltmek istiyorum: Sistemi değiştirecek olan bu anayasa değişikliklerinin toplumsal uzlaşma ile düzenlendiğini söyleyebilir miyiz?

Toplumsal uzlaşmanın olmadığı, yaşadığımız gerginlikten belli. Anayasalar değiştiğinde sistemle ilgili değişiklikler de olur. Örneğin 1980 darbesi sonrası ithal ikamesi politikalardan liberal, küresel ve ihracata dayalı politikalara geçtik ve paylaşım sistemini değiştirdik. Burada toplumun uzlaşacağı veya topluma zorla dayatılarak getirilen ne?

Görünen o ki değişiklik sistem veya rejim değişikliği; Ortadoğu sistemine geçiş. Tek adam, tek görüş cumhuriyeti.

AKP milletvekilleri arasında yedek milletvekilliğine karşıtedirginlik doğdu ve Anayasa Komisyonunda hemen değiştirildi. Neydi bu bireysel endişe?

Demokrasi asla düşünülmedi, realite üstün geldi. Maalesef toplumsal, eğitim ve kültürel seviyemiz bu tür zaaflar getiriyor. Mesela, bazı milletvekilleri şeffaflığa inandıkları halde mal varlıklarını kamuoyu ile paylaşamıyorlar. Çünkü, seçmen delegeler anında borç istemeye başlayabiliyorlar. Yedek milletvekilliğine de demokrasi adına itiraz edilmesi gerekirdi ama “yedekler bizi öldürtür” dendi. Ancak bunun gerçek dışı olduğunu da söyleyemeyiz, maalesef…

BİZ AKP DÖNEMİNDE OLUMLU BÜROKRATİK BİRİKİMİMİZİ KAYBETTİK

Siyasetle bürokrasinin iç içe olmasının sıkıntılarını hep birlikte yaşadık. Üstelik yeni anayasa teklifinde üst düzey bürokratların partili cumhurbaşkanı tarafından atanması bu riskleri artırmayacak mı? Bürokrasi devlet yönetiminde neden önemlidir?

Devlet dediğimiz soyut aygıtın somut şekli bürokrasidir. Bürokrasinin yılların getirdiği alışkanlıkları, kültürü, birikimi vardır ve olmalıdır. Bürokrasinin olumsuzluklarının en aza inmesi için liyakat esasının uygulanması şarttır. Biz AKP döneminde olumlu bürokratik birikimimizi kaybettik. Eğer, bundan sonra bürokrasi cumhurbaşkanı tarafından yönetilecek ve yeniden şekillendirilecek ise kalanı da kaybedeceğiz ve sıfırdan başlayacağız demektir. Kaybedeceğimiz devlette devamlılık kuralıdır. Yani devlettir…

Medya özgürlüğünün tartışılır hale geldiği, terörle mücadelenin arttığı bir süreçte referandumda halkımıza gerçekleri anlatacak adil bir güven ortamı nasıl sağlanacaktır?

Medya özgürlüğü tartışılır halde değil, yoktur. Referanduma gidilirse halka gerçekler anlatılamaz ama bu gidişata bakılırsa, anlatacak veya dinleyecek kimsenin olmayacağını da ne yazık ki görüyoruz.. Türk siyaseti artık küresel güçlerin savaş alanına dönmüştür. Anlatımı onlar yapıyor ve yapacak…

Bunları söylerken nasıl üzgün olduğumu tahmin edemezsiniz…

Biraz da TBBM içindeki gelişmelere değinelim: Torba yasalar içinde farklı konularda yasal düzenlemelerle ilgili öneriler geliyor. Üstelik bir yasa hazırlanırken etki analizlerinin yapılmadığını öne sürenlerden birisiniz. Teklifler ve tasarıların toplumsal maliyeti düşünülmeden acele hazırlandığı izlenimi var. Neler diyeceksiniz?

Yeni yıla bir torba yasa ile başladık. 36 maddede 20 kanunda değişiklik yapılıyor. Tartışmak, konuşmak yok. Etki analizi yok. İlgili komisyonlara sevk etmek, anayasaya aykırılık iddialarını değerlendirmek yok. Çünkü, yönetim gücü AKP’de yani iktidar partisinde değil Saray’da. AKP talimatla iş yapıyor ve kendilerinden acele etmeleri isteniyor. Torba bunun sonucu…

DEVLET-VATANDAŞ İLİŞKİLERİNİN DAHA ŞEFFAF DOĞRU VE HIZLI OLMASI GEREKLİ

Yapısal değişikliklerden söz ederken bir önerinizi anımsadım. Ekonomiyle ilgili kuruluşlar ve bakanlıklar arasında “ortak bir kamu veri havuzu oluşturmayı” önermiştiniz.. Bu havuz ne gibi kolaylıklar sağlayacaktır?

Teknoloji birey yaşamı için olduğu kadar kurumları da etkiliyor. Devletlerde teknoloji karşısında edilgen durumda. Bunun yanı sıra teknolojinin getirdiği bir çok avantaj da var.

Demokratik devletlerin vatandaşlarını, şirketlerini, gelirleriyle, giderleriyle bilmesi ve onların vergi ve vergi benzeri alanlarda yaptığı ödemeleri adil, eşit ve kolay hale getirmesi gerek. Devlet-vatandaş ilişkilerinin daha şeffaf, doğru ve hızlı olması gerekli. Kayıt dışılığın önlenmesi de şart. Bu gün Maliye ayrı, SGK ayrı, Ticaret Bakanlığı, TUİK ve bir çok kamu kurumu ayrı bir şekilde vatandaş ve şirketlerden beyanname ve bilgi alıyorlar. Her birinin sisteminde ayrı bilgiler var ve bunlar karşılaştırılamıyor. Bu kayıt dışılık yaratıyor ve iş yükü getiriyor. Ortak bir numara kullanılması ve ortak bir veri havuzu oluşturulması vatandaş ve şirketlerin bilgilerinin bu ortak veri havuzundan diğer kamu kuruluşları tarafından alınması şart. Bu vatandaşa da devlete de kolaylık sağlayacak, kayıt dışılığı azaltacaktır.

ANLAŞILIYORKİ 2017’DE ÇİFT HANELİ ENFLASYON RAKAMLARI GÖRECEĞİZ

Şu arada enflasyon sürpriz yaptı ve beklenilenden daha yüksek bir orana çıktı. Bunun demokrasi ve ekonomiye etkileri ne olacaktır?

Evet, enflasyon beklenti anketlerinin çok üzerinde çıktı. Yüzde 8.53. Enflasyon istikrarsızlık demektir. İstikrarsızlık piyasaya olan güveni ve yatırım ortamını yok eder. Anlaşılıyor ki 2017’de çift haneli enflasyon rakamları göreceğiz. Hele enerji fiyatları zamlanırsa çok kötü olur. Türkiye zaten hukuksuzluk içinde, demokratik değerlerin yitirilmesi ve özgürlüklerin ayaklar altına alınması ile bir güvensizlik ortamı yaşıyor bir de buna enflasyon belirsizliği ilave edilir ise felaket olur.

Enflasyonu tek haneli rakamlara kadar düşürdük ama makul seviyeye getirip hiç kontrol altında tutamadık. Bu durum iddia edildiğinin aksine mali disiplinin olmamasından kaynaklandı. Türkiye dünyada finansın en kolay ve en az maliyetli olduğu 2000’li yıllarda çok şey kaybetti.

Ana başlıklarıyla ülkemizin durumuyla ilgili genel bir değerlendirme yaptınız. Çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran
Oda tv

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 1 Yorum )

  • asç ;

    korkunun ecele fadasi yok
    Daccal yıkılacak ama yıkılınca baraberınde çok kimselerın de canı acıyacak
    Bunca fitnenin hesapsız olacağını sananlar fena yanılıorlar

    08.01.2017 5:08 pm
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER