Esad’ın 2005’te PKK’ya karşı Türkiye ve Suriye birlikte askeri operasyon yapalım önerisine karşı Davutoğlu’nun Kuzey Irak’ta yaptığı “Esad, ‘Birlikte Kuzey Irak’a girelim, bitirelim bu işi’ dedi; ben şiddetle karşı çıktım” açıklamasını nereye koyacaksınız? Gerekçesini de şöyle tarif etmiş; Böyle bir adım Türkiye’de Türk–Kürt çatışmasını tetiklerdi. Türkiye’ye yakın tüm bölgelerde -Batı Trakya hariç- en bağlı ve en yakın topluluğun Suriye Kürtleri olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Şehirleri ikiye bölünmüş; yarısı orada, yarısı burada. Böyle bir müdahale o dönem büyük yaralar açardı” demiş. “Şehirler ikiye bölünmüş; Yarısı orada yarısı burada. Büyük yaralar açar, Türk-Kürt çatışmasını körüklermiş” vay anasını! “Şeytan da bir melek idi” diyesi geliyor insanın.
Peki, Alevilerin yarısı orada yarısı burada, Arapların yarısı orada yarısı burada, Süryanilerin yarısı orada yarısı burada, Ermenilerin yarısı orada yarısı burada, Türkmenlerin yarısı orada yarısı burada, Sünnilerin yarısı orada yarısı burada, Rum Ortodoksların, Çerkezlerin yarısı orada yarısı burada. Biz Suriye ile zaten elmanın iki yarısı gibiyiz. Aynı şeyi Irak için de söyleyebiliriz. Tüm bunlar Davutoğlu’nun umurunda olmamış; Bushlarla, Hillary Clintonlarla, Obamalarla, Bidenlerle, Trumplarla önce Irak ardından Suriye’ye birlikte askeri operasyonlar çekmişiz. Türk-Arap, Sünni-Alevi çatışmalarından, açacağı yaralardan mustarip olmamış ama Türk-Kürt çatışmasından çok kaygılanmış.
DİĞER OPERASYONLARDA NEDEN ENDİŞE ETMEDİNİZ?
Ayrıca Esad bu öneriyi 2005’te yapmış. O tarihte PKK’nın tüm lider kadrosu, insan kaynakları, parası, ticareti, toplantılarının coğrafyası ve Türkiye’ye yönelik saldırıların merkezi Kuzey Irak idi. Yani Türkiye-Suriye ilişkileri zirve yaşarken, Esad ve Davutoğlu kanka iken “gelin bu işi bitirelim” önerisine “Türk-Kürt çatışması çıkar, orada ve burada yarısı var büyük yaralar açar” gerekçesiyle şiddetle karşı çıkmış; Peki, Davutoğlu 1998’de imzalan ve PKK’ya karşı ortak operasyonları ihtiva eden mutabakat, PKK’ya karşı Esad’la yürütülen istihbarat ve askeri operasyonlar, 2009 Türkiye-Suriye ortak askeri tatbikatlarında neden bir Türk-Kürt çatışması endişesi taşımadı? 2015-2020 arasında Suriye’ye yaptığımız askeri operasyonlar Türk-Dinciler, Türk-Kürt çatışmasına mı dönüştü?
“Suriye’de DAEŞ, PKK/YPG’nin yabancı devletlerle işbirliği içinde radikal dinci ve etnik terörün kökünü kazımak, hudutlarımızdan uzaklaştırmak, Akdeniz-İskenderun Körfezine inme amacını boşa çıkartmak, ikinci İsrail projesi olan Kürdistan’ı önleme hedefini engellemek” için yapılan Şah Fırat Operasyonu (22 Şubat 2015), Fırat Kalkanı (24 Ağustos 2016), Zeytin Dalı (20 Ocak 2018), Barış Pınarı (9 Ekim 2019), Bahar Kalkanı (27 Şubat 2020) operasyonları esnasında Türk-Kürt çatışması mı yaşandı?
CAMBAZ KAFASI
Davutoğlu’nun şu Kuzey Irak tabirini aydınlatalım. Zira Davutoğlu katıldığı Kuzey Irak, Dahok bölgesinde Barzani yönetimi tarafından organize edilen, “Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu 2025” toplantısı esnasında verdiği röportajda sanki PKK’ya karşı değil de Kuzey Irak’a yönelik arzu bir operasyon iması var.
Bu operasyonun sanki Kuzey Irak Barzani yönetimine karşı yapılacaktı da kendisi buna şiddetle karşı çıkmış ve mani olmuş. Böylece Barzani ve taraftarlarının gönlünü okşamış olacak. Ayrıca burada Esad’ın gerçekte “PKK’ya karşı ortak operasyon” teklifini örtbas ederek bazı kesimlerin algılarında halen güçlü bir yer edinmiş olan “Esad PKK dostudur” kanaatini pekiştirecek. Tam bir “cambaz” kafası. 2015’te “Rus uçağını düşürme emrini ben verdim” diyecek kadar ben-merkezciydi. Bu operasyonu o dönem ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesinde (BOP) Eş-başkanlık yapan bir hükümetin Dışişleri Bakanı sıfatıyla yapması zaten beklenemezdi. Zira PKK ve bölgesel müttefiklerine yapılacak ortak (Türkiye-Suriye) bir operasyonun ABD ve İsrail’in bölgesel tüm planlarını altüst edeceğini bilmemesi mümkün mü?
NETANYAHU’NUNKİ SADECE MEYDAN OKUMA DEĞİL
Davutoğlu Dahok’ta iken ve sanki 85 milyon kendisine vekalet vermiş gibi tüm Türkiye adına bol kepçeden vaatler ve selamlar paylaşırken Netanyahu, askeri kıyafetlerini giydi ve tam teçhizat Suriye’de İsrail kontrolünde olan bölgeleri ziyaret etti. Netanyahu’nun Suriye’nin topraklarında dolaşması sadece bir meydan okuma değildi. İsrail’in “İbrahim Antlaşması”, BM kararları veya Şara yönetiminin İsrail tarafıyla vardığı güvenlik mutabakatlarıyla yetinmeyeceğinin de göstergesidir. Suriye’de takriben üç vilayeti, Kunaytra (Golan), Dera ve Süveyda vilayetleri ile Şam (Damaskus) vilayetinin birçok köy ve kasabasını askeri, ekonomik ve siyasi olarak tanzim etmektedir; Netanyahu’nun ziyaretinde Savunma Bakanı, Genel Kurmay Başkanı, İstihbarat Başkanı, Ulusal Güvenlik Başkanı ve İsrail Dışişleri Bakanı da hazır bulundu. Netanyahu’nun Suriye’nin kalbinden verdiği siyasi ve askeri mesajlarına ve İsrail ordu raporlarının medyaya sızdırdığı iddialara bakalım;
“Suriye’nin komple güneyi, Şam’ın askeri ve güvenlik varlığından münezzeh (temiz ve uzak tutulan) olmalıdır. Ağır silahlardan mücerret (soyut) olacak. Bölgede İsrail’in güvenliğine tehlike ve tehdit oluşturacak örgütler ve yapılar olmayacak. Şara yönetimi sonrasında boşaltılan hapishanelerden Dera bölgesine gelip yerleşen radikal dinci Filistinliler ve Suriyeliler var. Şimdilik uyuyan hücreler olan bu yapılar her an İsrail’e karşı saldırılar ve terör eylemleri yapabilir”, “Beşşar Esad’ı biz devirdik. Suriye’nin geleceğinde bizim de hakkımız var”, “İran liderliğinde radikal Şii Hilali yerine Erdoğan liderliğinde radikal Sünni Hilal istemiyoruz. Suriye’de İran yerine Türkiye’nin mutlak hakimiyetini kabul etmeyeceğiz” iddiasındalar.
OPERASYON OLSAYDı NETANYAHU OLMAZDI
Kıssadan hisse “Deviren ve devirmeye destek veren karar sahibi ise her ikisinde de vardık. ABD’ye, Rusya’ya, Türkiye’ye, Suudilere, Katar’a imtiyazlar veriliyorsa benzer ve daha fazlasını da ben hak ediyorum.” itikadındalar. DAEŞ, PKK/YPG, HTŞ, yabancı cihatçılar, Filistinliler “tehlike ve tehdit” olarak görülüyorsa, demokrasi, adalet, yoksulluk, göç sorunu varsa o ülkeye müdahale ve o ülkenin yönetimini devirme “gereklilik ve bir hak” olarak görülmektedir. Netanyahu bir Türk-Kürt savaşı çıkmasın, Kürtler zarar görmesin, “Türkiye’nin adamı Şara” Dürzilere, Alevilere, Kürtlere zulüm etmesin diye mi Suriye’de?
Türkiye’nin Suriye’deki varlığına Suriye’nin toprak bütünlüğü, milletin birliği, bağnaz dinci grupların ve onlara dayanan Şara yönetiminin oluşturdukları tehdide karşı mücadele etmek için mi Suriye’de? Suriye’de Davut Koridorunda Kürtleri, Dürzileri korumak için mi ısrar ediyor? Yarısı İsrail’de diğer yarısı Suriye’de olan Yahudilerle Müslümanlar arasında çatışma çıkmasın, kadim yaralar deşilmesin diye mi Suriye’de? Davutoğlu 2005’te ABD ve İsrail’in bölgesel planlarına büyük darbe vuracak “operasyona karşı şiddetle karşı çıkmasaydı” belki de bugün Netanyahu Suriye’de olamaz ve bu “azınlıkları savunan, haklarını koruyan” bir kahraman edasıyla cirit atamazdı.
aydınlık
