Dünyada yaşananlara baktığımızda, insanlığın çok kritik bir eşiğe geldiğini görüyoruz. Savaşlar, zulüm, adaletsizlik ve insanlık dışı uygulamalar artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, küresel bir krize dönüşmüştür. Yaşananlar, insanlığın kendi eliyle hazırladığı bir çöküş sürecini gözler önüne sermektedir.
Bu sürecin en acı ve çarpıcı örneklerinden biri, Filistin’de yaşanan soykırım ve vahşettir. Bu zulüm, yalnızca bir coğrafyayı değil; insanlığın vicdanını, ahlakını ve değerlerini hedef almaktadır. Öyle ki yapılanlar, insanlık kavramının sınırlarını zorlayan bir karanlığı temsil etmektedir.
İnsanlık Neden Bu Noktaya Geldi?
Bu sorunun cevabı, insanın kendisine verilen gücü ve özgür iradeyi doğru kullanamamasında yatmaktadır. Tarih boyunca insan, sahip olduğu gücü kontrol etmekte zorlanmış; bu güç çoğu zaman onu yüceltmek yerine yozlaştırmıştır.
Oysa Kur’an-ı Kerim’de bu konuda açık bir ilke vardır:
“Allah, hiçbir kimseye gücünün ötesinde bir yük yüklemez.” (Bakara, 286)
Demek ki sorun gücün kendisi değil, onun nasıl kullanıldığıdır.
İki Farklı Düzen, İnsanlığın yaşadığı krizi anlamak için iki farklı düzeni ayırt etmek gerekir:
- Allah’ın Kurduğu Düzen
Evren, belirli bir ölçü ve denge üzerine yaratılmıştır. Tabiat kanunları dediğimiz bu ilahî düzen; hayatın sürekliliğini, uyumunu ve gelişimini sağlar. Fizik, matematik, zaman ve doğa yasaları bu düzenin bir parçasıdır.
Bu düzen, insana yol gösterir; ilerlemenin ve gerçek kalkınmanın temelini oluşturur.
- İnsanların Kurduğu Düzen
İnsan ise çoğu zaman kendi çıkarlarını merkeze alan bir düzen kurmaktadır. Bu düzen; doyumsuzluk, hırs ve bencillik üzerine inşa edilir. İnsan daha fazlasını isterken, hem kendi ruh dengesini hem de doğanın dengesini bozmaktadır.
Açgözlülük, kibir, bencillik ve gurur gibi özellikler; aslında insana verilmiş güzel değerlerin bozulmuş hâlidir. Tevazu kibire, kanaat açgözlülüğe, fedakârlık bencilliğe dönüşmektedir.
Bu durum, insanın iç dünyasında başlayan bir çöküşün dış dünyaya yansımasıdır.
Özgür İrade ve Sorumluluk
İnsana verilen özgür irade, büyük bir nimettir; ancak aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Nefsin isteklerinin sınırı yoktur. Kontrol edilmediğinde insanı esir alır.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53). Kendisini kontrol edebilen insan, çevresini de korur. Çevresini koruyan insan ise hayatı yaşanabilir kılar.
İlim ve Teknoloji Ne İçin Var?
İlim ve teknoloji; insanın hırslarını tatmin etmek için değil, tabiatla uyum içinde bir yaşam kurmak için vardır. Doğa; insanla çatışsın diye değil, insanla birlikte var olsun diye yaratılmıştır.
Ancak günümüzde ilim ve teknoloji, çoğu zaman sömürü, savaş ve tahakküm aracı hâline getirilmiştir. Bunun sonucu olarak da savaşlar, açlık, zulüm ve adaletsizlik yaygınlaşmıştır.
Bugün Geldiğimiz Nokta
İnsanlık bugün iki yol ayrımındadır:
- Ya hakikati, adaleti ve özgürlüğü savunanları takip edecek
“Ve onları öyle rehber ve önderler yaptık ki, emrimizle toplumu doğru yola sevkederler.” (Enbiya/73), “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas/5), “Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.” (Secde/24)
- Ya da kaosu, savaşı ve zulmü besleyen düzenlere teslim olacaktır
“Onları, (insanları) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas/41)
Filistin’de yaşananlar, bu ayrımın en net örneklerinden biridir. Zulme rağmen özgür iradesini ve onurunu koruyanlar, insanlığın vicdanını temsil etmektedir.
Sonuç
Kazananlar; nefsine hükmeden, özgür iradesini koruyan ve Tevhid inancını yaşayanlar olacaktır. Çünkü gerçek özgürlük, insanın kendi arzularının kölesi olmamasıdır.
Mustafa Kemal Taspınar
5 Ocak 2026
