RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Düşünmeyi Bilmek ve Öğrenmek

Düşünmeyi Bilmek ve Öğrenmek
12.01.2017 © RAST HABER
Kolonyalist küstahlık, Avrupa dışı toplumlara, özellikle de İslam dünyası toplumlarına, her konuda, model/tercih/yöntem/davranış önerme-dayatma, bu toplumlara hangi konularda neler yapmaları, nasıl yapmaları gerektiği konusunda dersler verme, uyarılarda bulunma hakkına sahip olduğu iddiasını, görülmemiş/benzersiz bir siyasal ahlaksızlık şeklinde sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz önermeler/dersler/uyarılar, seküler Avrupa değerleri temelinde, kültürel-ideolojik haçlı seferleri temelinde yapılıyor.
Rönesans, modernleşme, aydınlanma gibi, büyük ölçekli fikirler ve değişim, ortaya çıktıları dönemlerde ve takip eden tarihsel dönemler boyunca, özellikle İslam toplumlarında, İslami dünya görüşü temelinde; güçlü, tutarlı, bütünlüklü, derinlikli tartışmalara, soruşturmalara, hesaplaşmalara, eleştirel değerlendirmelere tabi tutulmadıkları için kabul gördü, referans kaynağı haline geldi. Bu süreçler, akımlar, hareketler; referans kaynağı haline gelince-getirilince; İslam, referans kaynağı, meşruiyet kaynağı olmaktan çıkarıldı. İslamın, burada sözünü ettiğimiz bütün süreçlerle uzlaşması, bu süreçlerin öngördüğü doğrultuda konumlandırılması istendi. Bu noktada, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde, 1800’lü yılların başlarından itibaren gerçekleştirilen büyük ölçekli sekülerleştirme hareketleri/girişimleri ve reformlar aracılığıyla, toplum-tarih-siyaset-kültür-eğitim hayatı İslamsızlaştırılmaya başlandı. Toplumun İslamsızlaştırılması; İslami düşünme biçiminden, algılama tarzından vazgeçmesiyle, İslam’ın birincil kimli olmaktan çıkarılarak, ulusal bir din ve kültürel bir kategori haline getirilmesiyle sonuçlandı. Burada İkinci Mahmud (1808-1839) döneminde; devletin, idarenin, hukukun ve eğitimin modernleştirilmesi için, eğitim dilinin Fransızca’ya dönüştürülmüş olduğunu hatırlamak/hatırlatmak aydınlatıcı olabilir.
Sömürgeci kültür aracılığıyla İslam dünyası toplumlarına dayatılan yapay kimlikler, bu toplumlar tarafından hiçbir zaman bir bütünlük içerisinde özümsenmedi. Modern-seküler toplumda İslam’ın konumunun/işlevlerinin/sınırlarının ne olacağı konusunda halen nihai ve ikna edici cevaplar bulunabilmiş değil.
Bizler, Müslümanlar olarak; tarihsel serüvenimiz etrafında eleştirel çözümlemeler-yüzleşmeler-sorgulamalar yapmadık. Bugün de, karşı karşıya bulunduğumuz üzere, küresel-sömürgeci-emperyal kültürün kapsamlı üretkenliği karşısında, yerelliklere/geçmişe/milliyetçiliklere sığınıyoruz. Yerleşik bilgileri, kalıpları, çerçeveleri tartışılabilir hale getiremediğimiz için, hayatlarımızı eski-tozlu-çürük-küflü önyargılarla sürdürmeye devam ediyoruz, devam edebiliyoruz. Geçmişe özgü duyarlılık biçimlerinin, günümüzde tam karşılığı olmayabileceğini, geçmişi bütünüyle bugüne kazandıramayacağımızı düşünüyoruz. Manevi-içsel-batıni alana çekilen-kapatıla bir dini hayat, bu tercihleriyle kendisini hiçbir biçimde öngörülemeyecek tarihsel zamanların, gelişmelerin, olayların insafına-merhametine terk etmiş olur, tarihsel zamanlara, bu zamanların gerçekliğine yabancılaşır. İslam dünyası toplumlarında bugün gerçek durum aynen böyledir.
Toplumlarımız, nitelikli/derinlikli entelektüel kadrolara, aynı niteliklere sahip dava adamlarına sahip olmadıkları için, İslam’ın dünya vizyonunu kaybetmesine-terk etmesine neden olan zihniyetin amansız bir eleştiriye tabi tutulması hiçbir zaman gerçekleştirilemedi. Günümüzde de, bu konu etrafında umut verici çalışmalar yapılmıyor. Dini hayat her şeyi ucuz iyimserliklere terk eden, düşünsel-zihinsel süreçleri tahrif eden kadrolar tarafından ele geçirildi. Düşünmeyi bilmediğimiz, terk ettiğimiz için sıradanlıklarla, ayrıntılarla, yüzeyselliklerle, bayağılıklarla, biçimciliklerle, tek boyutlulukla bütünleştik. Her şeyi sıradanlaştıran bir gelenek/zihniyet, sıra dışı tarihsel bir zihnin-zihinlerin ortaya çıkmasına izin vermiyor. Bu gelenek/zihniyet, analitik bir paradigmanın ortaya çıkmasına da izin vermediği gibi, Müslüman bireylerin dikkatli bir merakın öznelere olmalarına da geçit vermemiştir.
Günümüz gerçekliğini tanımlama, çözümleme ve dönüştürme iradesi-yeteneği, üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli bir konu olmayı sürdürüyor. Hamasete kapanmayı değil, gerçeğe dönüşü mümkün kılabilecek bir tarih bilinci perspektifi üzerinde çok yoğun çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bilinçli, bütünlüklü ve bağımsız bir tarih felsefesi perspektifini/kültürünü/yaklaşımını temsil ve tecrübe ediyor olabilseydik, coğrafyanın kader olmadığını kesinlikle kanıtlayabilirdik. Özel-bencil dünyaları aşabilecek, kültürel kabileleri/kabilecilikleri aşabilecek bir niteliğe sahip olabilseydik, bugün genel bilincin-ümmet bilincinin ahlaki ifadesi olabilecektik. Müslümanlar olarak, çok ciddi bir algı-anlam-bilinç karmaşası yaşadığımız için, zamanın çıkarcı mantığına teslim olduk, büyük sorumluluklar almak yerine, içe dönük kapalılıkları, mezhepçilikleri seçtik. Her mezhepçi-milliyetçi tercih, ortak aidiyet duygularımıza, ortak dilimize ve ortak vicdanımıza çok büyük zararlar verdi.
Bugün, tarihin şiddeti karşısında, kendi dönemine İslami anlamda tanıklık edemeyen bir dil ve düşünceyi kullanıyoruz. Siyasal ilgilerimiz, bağlılıklarımız ve angajmanlarımız; ne yazık ki, düşünsel bağımsızlıklarımıza gölge düşürüyor. Düşünsel bağımsızlığımızı yitirdiğimizde, olayları derinliğine kavrama yeteneğimizi de yitiriyoruz. Toplumsal hassasiyetler ve bilincin, ulus-devlet çıkarları karşısında; eleştirel düşünceye geçit vermeyecek ölçüde kontrol edilmesi karşısında, sessiz ve tepkisiz kalıyoruz.
islamianaliz
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER