Türkiye’de emekliler 2026 kışına tarihlerinin en ağır ekonomik koşullarıyla giriyor. TÜİK’in açıkladığı tartışmalı enflasyon oranlarına göre yapılan maaş artışları, milyonlarca emekliyi açlık sınırının altında bırakırken; hızla yükselen kira, doğalgaz ve elektrik faturaları emeklileri adeta hayatta kalma mücadelesine zorluyor. Başarısızlığı defalarca revize edilmesine rağmen kabul edilen ekonomi politikalarının bedelini yine dar gelirli ödüyor.
Resmi verilere göre aylık enflasyon yüzde 0,89 olarak açıklansa da, vatandaşın mutfağında ve fatura zarflarında hissedilen artış bunun katbekat üzerinde. Dünya genelinde doğalgaz fiyatları son iki yılda yaklaşık yüzde 10 artarken, Türkiye’de aynı dönemde artışın yüzde 162’ye ulaşması, kamuoyunda “enflasyonla mücadele” söylemlerini boşa düşürüyor. Yeni yıl zamlarıyla birlikte bazı bölgelerde faturalar geçen yıla göre iki hatta üç katına çıktı.
Emekliler için sorun yalnızca düşük zam oranları değil. Devletin “destek” adı altında sunduğu uygulamalar da tepki çekiyor. 10 bin lirayı bulan doğalgaz faturalarının yarısının devlet tarafından karşılandığı belirtilirken, vatandaşlar “Zaten fatura üç katına çıkmışken bunun neresine destek denir?” diye soruyor. Bir yandan teşekkür edilmesi beklenirken, diğer yandan giderek yoksullaşan emeklinin sesinin duyulmaması tepkiyi büyütüyor.
Tepki çeken bir diğer konu ise ek zam uygulamalarındaki adaletsizlik. Yaklaşık 16 milyon emekliden yalnızca 4 milyonunun ek zamdan yararlanması, uzun yıllar yüksek prim ödeyen emekliler arasında büyük bir kırılma yarattı. Aynı sistem içinde emekliler arasında uçurum oluşurken, “eşitlik” ve “sosyal devlet” kavramları giderek anlamını yitiriyor.
Enerji cephesinden gelen açıklamalar ise kaygıyı daha da artırıyor. EPDK Başkanı’nın elektrik zamlarını “yetersiz” bulduğunu söyleyerek şubat ayını işaret etmesi, kara kışın henüz bitmediğini gösteriyor. Resmi açıklamalarla bağımsız ekonomistlerin hesaplamaları arasındaki büyük farklar, kamuoyunda güven sorununu derinleştiriyor. Vatandaş, “Elektriğe yüzde 89 zam geldi” denmesine karşın dört yıldaki toplam artışın yüzde 200’ü aşmasını açık bir algı yönetimi olarak değerlendiriyor.
Emekliler ve dar gelirli vatandaşlar, düşük maaşların sorumluluğunu yalnızca iktidara değil, Meclis’te kendilerini temsil ettiğini söyleyen tüm siyasi aktörlere yüklüyor. Milletvekili maaşlarının Avrupa ortalamalarının üzerine çıkmasına karşın, emekli maaşlarının 400 euro seviyesinde kalması, “öncelikler kimin için?” sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Uzmanlara göre çözüm aslında biliniyor: kamuda gerçek tasarruf, çok kazanandan daha fazla vergi ve çalışanlar için oluşturulan fonların amacı dışında kullanılmaması. Ancak mevcut tabloda vergi yükünün büyük ölçüde maaşlı çalışanların sırtına bindirildiği, büyük sermayenin ise istisna ve teşviklerle korunduğu görülüyor. Emekli içinse geriye tek bir gerçek kalıyor: Soğuk bir kış ve her geçen gün biraz daha eriyen bir yaşam standardı.
