Financial Times’ta yayımlanan analizde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ve Çin’in kritik madenler üzerindeki ihracat kısıtlamalarının, ABD’nin yaptırımlar ve ekonomik baskı araçlarındaki tek taraflı üstünlüğünü aşındırdığı savunuldu. Analize göre Washington’ın uzun yıllar rakiplerine karşı kullandığı ekonomik zorlayıcılık yöntemleri artık ters tepiyor ve küresel ekonomi daha kırılgan bir döneme giriyor.
Dünyanın önde gelen finans yayınlarından Financial Times (FT), Orta Doğu’da patlak veren savaşın küresel ekonomideki görünmeyen yüzünü manşetine taşıdı. Cornell Üniversitesi’nden yaptırımlar uzmanı akademisyen Nicholas Mulder tarafından kaleme alınan analize göre; Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu “ekonomik savaş ve yaptırım tekeli” resmen sona erdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Çin’in nadir toprak elementleri kozunu oynaması, ABD’nin kendi yarattığı ekonomik silahların artık bizzat Washington’ı vurduğunu gösteriyor.
“Modern savaşın bir aracı olarak yaptırımların yükselişi” üzerine çalışmaları bulunan Mulder tarafından kaleme alınan makale, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukasının sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda devasa bir “ekonomik silah” olduğunu vurguluyor. Makaleye göre İran, Körfez’deki deniz taşımacılığını füzeler ve dronlarla tehdit ederek aslında ABD’nin yıllardır kendisine uyguladığı taktiği kopyaladı: Dünya ekonomisindeki kilit bir geçiş noktasını (chokepoint), düşmanını gerilimi düşürmeye zorlamak için bir silaha dönüştürdü.
“Küresel Petrolün Yüzde 20’si, Gübrenin Üçte Biri Kesildi”
FT analizine göre Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” yaptırımlarından açık savaşa geçerek, İranlıları kendi ekonomik silahlarını konuşlandırmaya kışkırttı. Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz akışının yüzde 20’sini ve küresel gübre ticaretinin üçte birini dünya piyasalarından kopardı. Tüm dünya şu anda geniş tabanlı bir ekonomik zorlamanın verebileceği devasa hasarı tecrübe ediyor.
İlk Büyük Yenilgi Çin’e Karşı Yaşandı
Makale, ABD’nin bu alandaki “tekelinin” aslında Orta Doğu’dan önce Asya’da kırıldığını hatırlatıyor. Trump yönetiminin müttefiklerine ve düşmanlarına uyguladığı ağır gümrük tarifelerine boyun eğmeyen tek ülke Çin olmuştu. ABD’nin 2025 sonlarında yürürlüğe koyduğu yeni ihracat kontrollerine karşı Pekin, “işlenmiş nadir toprak elementleri” (refined rare earths) ihracatına kısıtlama getirerek misilleme yapmıştı.
Çin’in bu “kritik mineraller silahı”, Kuzey Amerika’daki savunma, havacılık ve otomotiv endüstrilerinde üretim kesintilerine ve devasa gecikmelere yol açtı. Tedarik zincirlerindeki bu çöküş, Trump’ı ekonomik olarak geri adım atmaya zorladı ve Ekim 2025’te Güney Kore’de Şi Cinping ile varılan anlaşma, Çin’in ABD’ye karşı kazandığı bir “ekonomik zorlama ateşkesi” olarak tarihe geçti.
Savaşın İronisi: ABD ve AB, Rus Petrolüne Muhtaç Kaldı
FT makalesindeki en ironik tespit ise İran’ın enerji silahının ABD ve Avrupa’yı düşürdüğü durum. İran ablukasının yarattığı devasa enerji fiyat şoku nedeniyle, Trump yönetimi Rus petrolüne yönelik yaptırımları “geçici olarak” esnetmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, kısa süre önce Rus gazından bağımsızlığını ilan etmeyi kutlayan Avrupa Birliği (AB) de ekonomik çöküşü önlemek için yeniden Rusya’dan enerji satın almaya mecbur kalabilir. Yazar bu durumu, “Tahran’ın kullandığı enerji silahını savuşturmak, Moskova’ya yönelik ekonomik savaşın dozunu düşürmeyi zorunlu kıldı” şeklinde özetliyor.
“Yaptırımlar Artık Savaşı Önlemiyor, Savaş Çıkarıyor”
Tarih boyunca uygulanan abluka ve yaptırımların, hedeflenen ülkeleri (Rusya ve Çin gibi) daha da kendi kendine yeten ve yeni ittifaklar kuran (Asya pazarına yönelme gibi) devletlere dönüştürdüğünü belirten makale, oldukça karamsar bir uyarıyla son buluyor. Uzun bir süre boyunca yaptırımların “açık savaşa tercih edilebilir bir alternatif” olduğu argümanının, ABD’nin Venezuela ve İran’a yönelik son saldırılarıyla birlikte çöktüğü vurgulanan FT analizinde, şu ifadelere yer veriliyor:
“Yaptırımlar artık askeri harekatı engellemek yerine, tıpkı bugün olduğu gibi şiddetli bir tırmanışın taşlarını döşüyor. Sürekli devam eden ekonomik savaşların olduğu bir dünya, er ya da geç gerçek bir savaşa sürüklenecektir.”
karar
