Hakikat Eleği: Nefis, Korku ve Hür İrade Bağlamında İnsan Davranışı

İnsanlık tarihi incelendiğinde, farklı dönemlerde yaşanan toplumsal ve bireysel krizlerin özünde değişmeyen bir insan doğası bulunduğu görülmektedir. insan davranışını şekillendiren temel unsurlar olan nefis, korku, güç algısı ve hür irade kavramlarını Kur’ânî perspektif çerçevesinde ele aldığımızda, insanın varlığını koruma içgüdüsünün zamanla hâkimiyet arzusuna dönüşmesi, korkunun ahlaki yozlaşmadaki rolü ve aklın dengeleyici fonksiyonu yeri ve kullanımı. Ayrıca modern güç sistemleri ve insan psikolojisi arasındaki ilişki teolojik açıdan değerlendirilmek gerekir, çözüm olarak tevhid inancının insan özgürlüğünü koruyan temel ilke olduğu ve ilahi din’de bu nedenle gerekliliği anlaşılmaktadır.

Kur’ân insanlık tarihini kronolojik bir olaylar dizisi olarak değil, tekrarlanan bir ahlaki imtihan olarak sunar. Bakara Suresi 214. ayet bu hakikatin anahtarlarından biridir: “Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

Bu ayet, mümin zihniyet için tarih okumasını değiştirir. Tarih ilerlemez; imtihan biçim değiştirerek devam eder. İnsan değişmez, sadece sahne değişir. Modern insanın yanılgısı, çağını benzersiz sanmasıdır. Oysa Kur’âna göre insanlığın krizi teknolojik değil, ontolojiktir: İnsan kendisini unutmaktadır.

insanlık tarihinin yalnızca olaylar dizisi değil, aynı zamanda tekrar eden ahlaki ve psikolojik sınavlar bütünü olduğunu göstermektedir. Zaman değişse de insanın içsel eğilimleri büyük ölçüde sabit kalmaktadır. Değişen unsurlar kişiler ve araçlar olsa da insan nefsinin talepleri tarih boyunca benzer karakteristik özellikler göstermektedir.

– Nefis ve İnsan Doğası

Kur’an’da Hz. Yusuf’un ifadesi insan psikolojisinin temelini ortaya koymaktadır: “Nefis, Rabbimin merhameti dışında kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53)

Nefis yalnızca arzu değildir; nefis varlık iddiasıdır. İnsan önce hayatta kalmak ister, sonra sahip olmak, ardından hükmetmek ister. Böylece korunma içgüdüsü yavaşça iktidar arzusuna dönüşür.

Burada kritik kırılma gerçekleşir: İnsan artık yaşamak için değil, egemen olmak için yaşamaya başlar. Kur’ân’ın “tuğyan” dediği şey tam da budur: sınırı aşmak. Nefis, kendisini merkeze aldığında insanı şu üç aşamaya sürükler:

  1. Kendini yeterli görme
  2. Hesap verme bilincini kaybetme
  3. İlahi otorite yerine benliği koyma

Bu nedenle Kur’ân’da Firavun bir kişi değil, psikolojik bir tipolojidir.

– Korku ve Güç İlişkisi

Korku, insanın doğal savunma sistemidir. Ancak kontrolsüz korku, bireyi savunmadan saldırıya yönlendirebilir. Cehalet, gurur ve kibir bu süreci hızlandıran başlıca unsurlardır. İnsan çoğu zaman güce değil, korkuya teslim olur. Korku aslında yaratılışın bir rahmetidir; insanı korur. Ancak akıldan koparıldığında korku, ahlakı bozan bir put hâline gelir.

İnsan:

  • Bilmediğinden korkar,
  • Kontrol edemediğini yok etmek ister,
  • Hükmedemediğine boyun eğer.

Böylece korku iki sonuç üretir: Zulüm veya kölelik.

Kur’ân’da zalimler ile boyun eğenlerin birlikte zikredilmesi tesadüf değildir. Çünkü zulüm ile teslimiyet aynı korku kökünden beslenir. Modern çağın en büyük yanılgısı şudur: İnsan güce taptığını zanneder, oysa korkusuna tapmaktadır.

– Akıl, Hür İrade ve Ahlaki Denge

Kur’ân’ın sürekli “akıl sahipleri”ne hitap etmesi tesadüf değildir., insanın sorumluluğunun merkezinde aklın bulunduğunu göstermektedir: (Bakara, 269), (Âl-i İmrân, 7), (İbrahim, 52)

Çünkü insanı insan yapan iman değil önce idrak kapasitesidir. Akıl, yalnızca düşünme aracı değil, ahlaki sorumluluğun zeminidir. Allah’ın insana verdiği hür irade, kozmik düzende benzersizdir. Melek itaat eder, hayvan içgüdüyle yaşar; insan ise seçer.

Bu seçim gücü nötrdür:

  • Aynı irade insanı veli yapabilir,
  • Aynı irade insanı şeytanileştirebilir.

İnsan burada bir kavşaktadır. Nefis lokomotifse, akıl raydır. Ray yoksa hareket felakete dönüşür.

Aklını devre dışı bırakan toplumlar, tarih boyunca düşünmeyen kalabalıklara dönüşmüş; liderler değil, yönlendirilebilir kitleler ortaya çıkmıştır.

– Şeytani Etki: Vesvese Mekanizması

Kur’ân’ın en sarsıcı beyanlarından biri İbrahim Suresi’nde geçer: “Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu; sadece çağırdım.

Bu ayet insan özgürlüğünün ilanıdır. Şeytan fiziksel güç kullanmaz. Çünkü insanı düşüren şey baskı değil, ikna edilmiş arzudur. Şeytanın alanı kalp değil, düşüncedir. Vesvese, zihinsel bir manipülasyondur. Bu yüzden modern çağın en büyük savaş alanı topraklar değil, insan zihnidir.

– Güç Arayışı ve Modern Yapılar

Tarih boyunca insanlar yalnız Tanrı’ya değil, sistemlere de teslim olmuşlardır. Güç, şöhret, statü ve haz üzerinden kurulan yapılar yeni bir din üretir: seküler kulluk.

Aşağılık duygusu taşıyan insan, gücü dışarıda arar. Güçlü yapıya yaslanarak kendini güçlü hisseder. Ancak bunun bedeli ağırdır: Hür irade devre dışı bırakılır. İnsan düşünmekten vazgeçtiği anda özgürlüğünü kaybeder. Kur’ân’ın şirk eleştirisi yalnız putlara değil, insanı iradesizleştiren tüm otoritelere yöneliktir. “Mü’minler inananları bırakıp kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa, Allah ile bir dostluğu kalmaz. Allah sizi kendisinin emirlerine karşı gelmekden sakındırır. Dönüş Allahadır.” (Al-i Imran/28)

– Dünyevî Korkular ve Ahlaki Yozlaşma

İnsan hakikati reddetmez; çoğu zaman onun bedelinden korkar.

  • Statü kaybı,
  • Güç kaybı,
  • Konfor kaybı.

Bu nedenle insan geçici olanı kalıcı olana tercih eder. Kur’ân’ın “dünya hayatı bir oyun ve eğlencedir” uyarısı, varlığı küçümsemek değil, yanlış önceliklere karşı bir uyarıdır.

Hakikat bedel ister. Nefis ise kolay olanı seçer.

– Tevhid İnancı ve İnsan Özgürlüğü

Tevhid, yalnızca dinsel bir inanç değil, aynı zamanda insan özgürlüğünü koruyan bir bilinç sistemidir. İnsan, sahte güç merkezlerinden bağımsızlaştıkça hür iradesini muhafaza edebilir. Tevhid anlayışı insanlığı etnik veya dinsel kimliklere göre ayırmaz; aksine insanlık tarihinin ortak inanç zemini olarak ortaya çıkar. Hz. Âdem’den itibaren bu günümüze ilahi mesajın özü tevhid prensibi üzerine kurulmuştur. “Allah’ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar.” (Ahzab/39) Tevhid yalnızca “Allah birdir” demek değildir.

Tevhid:

  • Korkudan özgürleşmektir,
  • Sahte otoriteleri reddetmek, putlaştırılmış güçlerden beri olmak
  • İnsanın yalnız Allah karşısında eğilmesidir.

Bu nedenle tevhid, teolojik bir doktrin değil, varoluşsal devrimdir.

Hz. Âdem’den itibaren ilahi mesajın özü değişmemiştir: insanın kulluktan değil, yanlış kulluklardan kurtarılması. İslam’ın anlamı tam da budur: bilinçli teslimiye

Yazımızı özetlersek

Hakikat Eleğinden Geçen İnsan Tarih boyunca insan iki çağrı arasında kalmıştır:

  • Nefsin çağrısı
  • Hakikatin çağrısı

Allah’ın yardımı, gücü olanlara değil; hakikatten vazgeçmeyenlere yakındır. Çünkü ilahi yardım, önce insanın içindeki teslimiyeti kırar. Hakikat, insanın dış dünyayı değil önce kendisini fethetmesiyle başlar.

Bilesiniz ki, Allâh’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, îmân edip de takvâya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. Allâh’ın sözlerinde aslâ değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.” (Yûnus, 62-64)

TASPINAR MK/ 23 Şubat 2026

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın