Hizbullah İhalesine Bahçeli Talip

MHP’ye yakınlığı ile bilinen tv100 kanalı, liderleri Devlet Bahçeli’nin Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması için çalışma başlattığını duyurdu. tv100 Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe, kendi kanalında katıldığı bir programda, Lübnan’ın “Failed State” (İflas etmiş devlet) olduğunu belirterek, bunun İsrail tarafından istismar edildiğini ve bu nedenle MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması yönünde çalışma başlattığını kaydetti. Yeşiltepe’ye göre bu sayede Türkiye, Lübnan’ın da Suriye gibi istikrara kavuşmasını hedefliyor. Ancak tv100 Dış Haberler Müdürü, planı MHP lideri Bahçeli’nin icadı gibi sunmaya gayret etse de bu doğru değil.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz Temmuz ayında Katar’da düzenlenen “Doha Forumu”nda Lübnan’ın Suriye’ye bağlanabileceğini söylemişti. Ancak Barrack, Yeşiltepe’nin aksine planın gerçek mahiyeti konusunda oldukça açık sözlü davranarak şöyle demişti: “Yeni Ortadoğu ile uyumlu olmayan yegane devlet Lübnan, bir Hizbullah devleti. İflas etmiş bir ülke ve felç olmuş bir hükümet. Lübnan harekete geçmezse Bilad’uş Şam olacak” demişti.

Bilad’uş Şam, Osmanlı döneminde Lübnan, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını içine alıyordu. 1916 tarihli Sykes-Picot anlaşmasıyla bu ülkeler, İngiltere ve Fransa arasında pay edildiğinden Bilad’uş Şam tedavülden kalkmış ve modern Lübnan daha sonra ortaya çıkmıştı.

‘Sykes-Picot haritası siliniyor’

Tom Barrack, ABD’nin bölgedeki planları hususunda açık sözlü oldu. Geçtiğimiz Ağustos ayında İsrail’in Sykes-Picot anlaşmasıyla ilgilenmediğini, Lübnan ve Suriye’ye doğru yayılmak istediğini kaydeden Barrack, bir başka açıklamasında da Sykes-Picot sonrası Ortadoğu’da ortaya çıkan ulus devletlerin miadını doldurduğunu ve güçlü ulus devletlerin İsrail için tehdit oluşturduğunu söyledi. Barrack’a göre ulus devletler yerine “hayırsever monarşiler” bölge için daha iyi bir model.

İsrail’de de Sykes-Picot haritasının silinmekte olduğu tezi sıklıkla ana akım medyada yer buluyor. Son olarak, İsrail’in “merkez sağ” çizgideki Yedioth Ahronot’ta, Meir Suissa imzasıyla çıkan yazıda şöyle denildi: “ABD ve İsrail’in İran’ın şer eksenine karşı başlattığı savaş sadece askeri bir karşı karşıya geliş değildir. Bu aynı zamanda Fransa ve İngilizlerin 1916’da çizdiği haritanın ortadan kalkması anlamına gelebilir.” Suissa’ya göre bu durum modern ulus-devletleri ortadan kaldırırken yerine aşiret veya klan bazlı bir siyasi yapılanmaya daha fazla alan açabilir. Suissa bu sayede Lübnan ve Yemen’deki İran destekli direniş hareketlerinin, kuşatılmış ve yıpratılmış Şii topluluklar olarak Sünni denizi içinde kıstırılacağı görüşünde.

Şu anda Lübnan’daki İsrail karşıtı direniş de bir “Sünni denizi” içinde yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi ile İran destekli Hizbullah, güneyde İsrail’den sonra doğu ve kuzeyinde de düşman bir El Kaide devleti ile karşı karşıya kalmış oldu. Ancak yine de Lübnan’ın varlığı Hizbullah’ın toplumun diğer kesimleriyle temasını ve bu sayede de hem operasyonel hem de siyasi bir derinlikten faydalanmasını sağladı. Ancak Lübnan’ın Suriye’ye ilhakı durumunda Hizbullah’ın bu şemsiyeyi yitirmesi ve bir anda kendisini “Düşman Sünni denizi” içinde bulması mümkün…

Cihatçı gruplar dünden razı

Suriye’de iktidara taşınan cihatçı grupların Lübnan’ı yutma konusunda hevesli oluşları ve gerekse mezhepsel nefretle dolu binlerce savaşçısı onları Lübnan’da Hizbullah’a karşı oldukça kullanışlı hale getiriyor. Hatırlatmak gerekir ki, mevcut Suriye lideri Ahmet Şara’nın başında olduğu örgütün adı “Şam’ın Kurtuluş Heyeti’ydi” Buradaki Şam, diğer birçok Suriyeli cihatçı grupta olduğu gibi Bilad’uş Şam’a dair tarihsel iddialarının bir simgesiydi. Ayrıca, Suriye’deki cihatçı yapılanma içinde yüzlerce Lübnanlı cihatçı da bulunuyor.  Bunların en ünlüsü ise Abdullah Şehade adlı Lübnanlı bir cihatçı. Dikkat çekici bir biçimde, Şehade, Şam yönetimi tarafından Humus ve Sahil Bölgesi’ndeki güvenlik sorumlusu olarak atandı. Bu atama sonrası “Kaçakçılıkla mücadele” adı altında Suriye’deki cihatçı grupların Beka Vadisi’ni kontrol eden ve Hizbullah’ın güçlü olduğu köylere yönelik saldırıları tırmandı.

Türkiye’nin Lübnan açılımı

Bahçeli’nin Lübnan’ın Suriye’ye bağlanması hususundaki çıkışı özgün olmadığı gibi yeni de değil. Türkiye bu amaçla, uzun süredir özellikle Lübnan’ın kuzeyindeki Sünni topluluk içinde etkisini artırmaya çabaladı. Bu amaçla Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Lübnan’ın bu en yoksul kesiminde yardım kampanyaları düzenlerken, cami ve diğer tarihi eserlerin renovasyonunu üstlendi. Ancak Türkiye’nin Lübnan açılımı sadece bununla sınırlı değil.

Türkiye ayrıca Lübnan’ın en etkili Sünni ailesi ve Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki vekili Hariri ailesiyle de Saad Hariri’nin kardeşi Baha Hariri üzerinden ilişki geliştirdi. Bu ilişkinin miladı ise Türk Telekom Özelleştirmesi. 2005 yılında Hariri ailesi, sahibi oldukları Oger Telekomünikasyon aracılığıyla, ceplerinden kuruş çıkarmadan, Türk bankalarından edindikleri 6.5 milyar dolar krediyle Türk Telekom’un yüzde 55’ini satın almıştı. 13 yıl sonunda skandal sürdürülemez hale gelene kadar Hariri ailesinin Türk Telekom’un borçlarını ödemek bir yana, şirketi daha da borçlandırdığı ve taahhüt edilen gerekli altyapı yatırımlarını yapmadığı ortaya çıktı. Dahası Hariri’ler şirketin yönetim kurulundaki üyelikleri sayesinde Türk Telekom’dan büyük miktarlarda temettü ödemesi aldılar ve 2018’de içi boşaltılan Türk Telekom’u bankalara devrederek Türkiye macerasını milyarlarca dolar karla sonlandırdılar.

sol

Bu Haberi Paylaş
1 Yorum