İdeolojik Körlük

İran’da ABD ile ilişki kurmanın adı uzun zamandır diplomasi değil, başka bir şeydir. Bunun adını herkes kendi kelimeleriyle koyabilir ama halkın dilinde bu durumun karşılığı nettir: işbirlikçilik.

Çünkü mesele sadece iki ülke arasında teknik görüşmeler yapmak, kapalı kapılar ardında pazarlık yürütmek değildir. Mesele, tarih boyunca yaptırımlarla, darbelerle, vekâlet savaşlarıyla bir ülkeyi diz çöktürmeye çalışan bir güçle hangi zeminde ve hangi niyetle temas kurulduğudur. Eğer bu temas, halkın çıkarını korumak yerine, dış baskıya boyun eğmenin kılıfı haline geliyorsa, buna “ilişki” demek saflık olur.

İran gibi bir ülkede ABD ile yakınlaşmanın anlamı sıradan bir diplomatik manevra değildir. Bu, güç dengesinin açıkça ortada olduğu bir tabloda, zayıf tarafın güçlüye alan açmasıdır. Ve bu alan açma çoğu zaman ekonomiyle başlar, siyasetle derinleşir, sonunda egemenliğin tartışmaya açılmasına kadar gider.

Bazıları bunu “pragmatizm” diye pazarlamaya çalışır. “Dünya değişti”, “gerçekçi olmak lazım” gibi süslü cümlelerle durumu yumuşatırlar. Oysa gerçekçilik, kendi çıkarını koruyabilmektir; başkasının ajandasına eklemlenmek değil. Eğer bir ülke, karşısındaki gücün geçmişte yaptıklarını unutup bugününe teslim oluyorsa, bu bir strateji değil, hafıza kaybıdır.

Daha açık konuşalım: ABD ile kurulan her temas aynı değildir. Eşitler arası bir ilişki başka, bağımlılık üreten bir yakınlaşma başkadır. Ama İran söz konusu olduğunda, bu çizginin ne kadar kolay silindiğini defalarca gördük. Her “yumuşama” söylemi, beraberinde yeni tavizlerin kapısını araladı.

Bu yüzden toplumun bir kesimi meseleyi daha sert, daha çarpıcı bir benzetmeyle anlatıyor: Bu ilişki, onurlu bir müzakere değil; tek taraflı bir teslimiyet hissi veriyor. İnsanlar bunu bu kadar keskin ifade ediyorsa, bunun sebebi kullanılan dil değil, yaşanan tecrübedir.

Sonuç olarak mesele ideolojik körlük değil; tarihsel deneyimdir. ABD ile kurulan ilişkinin niteliği sorgulanmadan, sadece “ilişki var mı yok mu” üzerinden tartışma yürütmek eksik kalır. Çünkü asıl soru şudur: Bu ilişki kimin çıkarına hizmet ediyor?

Eğer cevap halk değilse, o zaman kullanılan kavramları yeniden düşünmek gerekir. Çünkü bazı ilişkiler vardır ki adı diplomasi olsa bile, mahiyeti çok daha ağırdır.

Hüseyin KAYA

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın