İngiliz Diplomat: İran ABD’yi Batı Asya’dan Tamamen Çıkarmak İçin Fırsat Kolluyor

Eski İngiliz diplomat Alastair Crooke, ABD Başkanı Trump’ın İran ile yürütülen müzakerelerin “çok iyi gittiği” yönündeki açıklamalarını yalanlayarak, taraflar arasında herhangi bir diplomatik temasın bulunmadığını bildirdi. Crooke, Tahran’ın mevcut jeopolitik krizi ABD’yi bölgeden tamamen tasfiye etmek ve dolar hegemonyasına son vermek için stratejik bir fırsat olarak gördüğünü vurguladı.

Yargıç Andrew Napolitano’nun “Judging Freedom” programına konuk olan uluslararası stratejist ve eski diplomat Alastair Crooke, Beyaz Saray’dan servis edilen İran ile müzakere yürütüldüğü yönündeki haberlerin sahteliğine dikkat çekti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi sosyal medya platformunda dile getirdiği “İran ile ciddi müzakereler yapıyoruz” ifadesini değerlendiren Crooke, bu iddiaları kesin bir dille reddetti. Crooke, “Hangi anlamda olursa olsun ortada anlamlı bir müzakere yok. Sayın Trump müzakerelerin çok iyi gittiğini söylüyor ancak bu basitçe doğru değil. Sahadaki gerçeklik bunun tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Crooke’un analizine göre, ABD yönetimi bazen Mısır, Katar veya Pakistan gibi aracı ülkeler vasıtasıyla Tahran’a mesaj iletmeye çalışıyor. Ancak İran tarafının bu diplomatik paketleri çoğu zaman kabul dahi etmediğini vurgulayan Crooke, “İranlılar bu mesajların teslimatını bile kabul etmiyor, kabul ettiklerinde ise doğrudan ‘hayır’ yanıtını veriyorlar” dedi. Eski diplomat, Tahran’ın stratejik önceliğinin artık Batı ile masaya oturmak değil, bölgesel denklemde köklü bir değişim yaratmak olduğunu belirtti.

“İran Batı Asya jeopolitiğini tamamen tersine çevirmeyi hedefliyor”

İran’ın mevcut bölgesel krizlere bakış açısının Batı’da yanlış anlaşıldığını belirten Alastair Crooke, Tahran’ın yaşananları bir krizden ziyade “stratejik bir fırsat” olarak gördüğünü kaydetti.

Crooke, “İran bu olayları, Batı Asya’nın tüm jeopolitiğini tamamen değiştirme imkanı olarak değerlendiriyor. Hedefleri; ABD’yi ve ona bağlı tüm finansal altyapıyı bölgeden söküp atmaktır” dedi.

Crooke’a göre Tahran yönetimi, İsrail ve ABD baskısı karşısında geri adım atmak yerine, bölgedeki Amerikan varlığını sona erdirecek bir süreci yönetiyor.

Bu stratejinin bir parçası olarak İran’ın, Gazze’deki Hamas gibi “kafese kapatılmış bir dünya” içinde yaşamayı reddettiğini belirten Crooke, Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimlerin önerdiği “müzakere şartlarının” Tahran için bir anlam ifade etmediğini söyledi.

Crooke, “İran’dan 15 maddelik kısıtlamaları kabul etmesini istemek, onları kuşatma, ambargo ve izolasyon dolu yeni bir kafese girmeye davet etmektir. İran gibi tarihi derinliği, zengin kaynakları ve geniş entelektüel sınıfı olan bir güç, 1970’lerden bu yana maruz kaldığı bu kuşatmayı artık kırma kararlılığındadır” değerlendirmesinde bulundu.

“Hürmüz Boğazı’nda dolar devri kapanıyor, kontrol İran’ın elinde”

Bölgedeki ekonomik dengelere ve küresel enerji güvenliğine değinen Alastair Crooke, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü Washington’a karşı en büyük kozu olarak kullandığını ifade etti.

Tahran’ın artık boğazdan geçecek kargoların ödemesinin dolar yerine yuan veya yerel para birimleriyle yapılmasını şart koşmaya hazırlandığını belirten Crooke, şunları kaydetti:

“İranlılar geçişleri kontrol ederek küresel petrol ihracatının yüzde 20’sinin hacmini ve hedef rotasını da belirliyorlar. Kızıldeniz trafiğini de eklediğinizde bu oran yüzde 30’a çıkıyor. Bu, petrolün fiyatlandırılması üzerinde tam bir kontrol demektir.”

Crooke, 1973’ten bu yana petrol fiyatlarını belirleme imtiyazının ABD’nin elinde olduğunu ve Amerikan finansal sisteminin Körfez ülkelerinden akan petro-dolarlar sayesinde ayakta kaldığını hatırlattı.

İran’ın bu denklemi bozmasının ABD ekonomisi için yıkıcı olacağını vurgulayan Crooke, “Dolar hegemonyasının kaybı, bizzat Trump’ın da geçen yıl ifade ettiği gibi, büyük bir savaşı kaybetmekle eşdeğerdir. Trump şu an hem dolar hegemonyasını hem de olası bir büyük savaşı aynı anda kaybetme riskiyle karşı karşıya ve bu durum onu giderek daha çaresiz kılıyor” dedi.

“Liderlik kadrosu darbe almadı, ‘mozaik sistem’ saldırılara rağmen işliyor”

İran’ın yönetim yapısına dair Batı istihbarat servislerinin yanıltıcı bilgiler servis ettiğini dile getiren Crooke, Dini Lider Ali Hamaney’in hedef alınmasının ardından yönetimin çökeceği beklentisinin boşa çıktığını belirtti.

Crooke, İran’ın “mozaik sistem” olarak adlandırılan merkezi olmayan bir komuta yapısına sahip olduğunu anlattı:

“Dini liderin öldürülmesinden sadece bir saat sonra mozaik sistem kendiliğinden faaliyete geçti. Her bir birimin kendi kararını alabildiği bu yapı sayesinde, Körfez’deki Amerikan üslerine yönelik saldırılar aksamadan koordine edildi.”

Liderlik kadrosunun “karanlığa gömülerek” görünmez hale geldiğini, Hizbullah’ın benzer taktiğinin İsraillileri çileden çıkardığını belirten Crooke, İran’da mevcut karar vericilerin büyük çoğunluğunun Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf gibi eski Devrim Muhafızları (IRGC) komutanlarından oluştuğunu hatırlattı.

Crooke, “Trump liderliğin daha uysal olacağını hayal ediyor ancak karşısında tamamen askeri disiplinden gelen ve Batı ile uzlaşma fikrine mesafeli bir kadro var. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın bu güvenlik ve savunma kararlarında anayasal bir yetkisi dahi bulunmuyor” açıklamasında bulundu.

“İran’ın füzeleri dağların 800 metre altında, bombardıman sonuç vermiyor”

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava operasyonlarının stratejik bir başarısızlığa dönüştüğünü kaydeden Alastair Crooke, füze sistemlerinin devasa granit dağların altında, konvansiyonel bombaların ulaşamayacağı derinliklerde korunduğunu aktardı.

Crooke, tesislerin yapısını şöyle tarif etti:

“En büyük füze tesisi yerin 800 metre altında inşa edilmiş durumda. Dağın altında, tüm füzeleri birbirine bağlayan devasa bir demir yolu ağı var. Trenler füzeleri tünel ağzına taşıyor, fırlatma yapılıyor ve vagonlar saniyeler içinde dağın içine geri çekiliyor.”

Savaşın başından bu yana 2 bin 500’den fazla sortiye rağmen füze çıkışlarının durdurulamadığını kaydeden Crooke, sonuç alamayan operasyonların giderek sivil altyapıya yöneldiğini ifade etti.

Tahran’ın “Yezd Kalesi” gibi bölgelerinin bombalandığını ancak granite çarpan bombaların sadece yüzeyde iz bıraktığını belirten Crooke, “Bombardımandan hemen sonra aynı noktalardan devasa füzeler yükselmeye devam ediyor. Çünkü bu füzeler tüpler içinden doğrudan yüzeye fırlatılıyor, bir rampa kurulumuna ihtiyaç duymuyorlar” dedi.

“İsrail ordusu 10 kırmızı ışık yakıyor, lojistik çöküşün eşiğinde”

Savaşın Lübnan cephesindeki seyrini ve İsrail ordusunun durumunu değerlendiren Crooke, ordunun artık “kırılma noktasında” olduğunu bildirdi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in kabine toplantısında durumun vahametini “10 kırmızı ışık” yakarak anlattığını belirten Crooke, “Lübnan’da her gün ağır kayıplar veriyorlar. Bugüne kadar 100’den fazla Merkava tankı ve mürettebatı Hizbullah tarafından imha edildi. İsrail ordusu artık Hizbullah’ın saldırılarına mühimmat eksikliği nedeniyle her seferinde karşılık veremiyor, stoklarını rasyonel kullanmak zorunda kalıyorlar” dedi.

İsrail toplumundaki moral çöküntüsüne de değinen Crooke, başlangıçta savaşa büyük destek veren kesimlerin artık sürdürülemez bir ekonomik ve sosyal baskı altında olduğunu ifade etti.

Crooke, “İnsanlar haftalarca sığınaklarda yaşayamıyor, iş yerleri kapanıyor, aileler parçalanıyor. Buna rağmen Netanyahu hükümeti, askere gitmeyi reddeden Ultra-Ortodoks Yahudilere 5 milyar şekel bütçe ayırarak kendi tabanında büyük bir infiale yol açtı. Netanyahu’nun tek hedefi, Ekim ayına kadar koltuğunu koruyabilmek” sözleriyle analizi tamamladı.

harici

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın