İnsan Neden Kendini Kandırır?

BismillahiRahmaniRahim

Yoksa onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?

Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek ya da istemeyerek Ona teslim olmuştur ve yalnızca Ona döndürüleceklerdir.”

(Âl-i İmrân, 83)

 

Hakikatle yüzleşmek mi zor, yoksa yalana sığınmak mı daha kolay?

Yaşadığımız çağ, yalanın hakikat kılığına büründüğü bir çağdır. Gözlerimizle gördüklerimize, kulaklarımızla duyduklarımıza dahi güvenemediğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bilgin kisvesi altında sunulan cehalet; düşünmenin değersizleştirildiği, sorgulamanın “tehlikeli” ilan edildiği bir atmosfer oluşturuyor. Akıllı erdemli olanlar susturulurken, cahil gürültü çıkaranlar alkışlanıyor.

İnancı bir araç hâline getirip onu bir yalan makinesi gibi kullananlar, güç boşluklarını fırsata çeviriyor. Aslanın olmadığı ormanda kral kesilen fare misali, hakikatin susturulduğu her yerde bu tipler hüküm sürüyor. İnsanlar düşünmekten uzaklaştırıldıkça, önlerine konan her şeyi sorgulamadan tüketir hâle geliyor. Böylece insanlık, yalanlar üzerine inşa edilmiş bir tarih, çarpıtılmış bir inanç anlayışı ve kirlenmiş bir sosyal yapı içinde kimliğini kaybediyor.

Oysa Allah, insanı yüce bir varlık olarak yarattı ve var olanı onun emrine verdi. İnsanı değerli kılan en temel özellik, hür olmasıdır. Hürriyet; düşünmenin, akletmenin ve doğru ile yanlışı ayırt edebilmenin kapısını açar. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin/4) Ne var ki insan, bu değeri kendi eliyle yok etmeye; iradesini başkalarına teslim ederek kendisini aşağı çekmeye çalışıyor.

İnsana kimlik & kişilik veren çerçeveler

İnsanı kuşatan ve onun kimliğini belirleyen bazı temel referanslar vardır:

  • Doğa ve tabiat kanunları
  • Teknoloji, ilim ve bilim
  • Sosyal ve ekonomik yapı
  • İnanç, toplumsal ahlak ve din
  • Sevgi (merhamet ve insani duygular)

Bu unsurlar kişiden kişiye, toplumdan topluma değişebilir. İnsan yaşadığı coğrafyaya, içinde bulunduğu sosyal yapıya ve şartlara göre dönüşebilir. Dağda yaşayan biri şehirli olabilir; deniz kenarında yaşayan biri farklı bir hayat kurabilir. Teknoloji gelişir, ekonomik yapılar değişir, inanç yorumları dönüşür.

Ancak değişmeyen tek bir şey vardır: Sevgi ve merhamet.

Çünkü insanın yaratılış mayası sevgidir. Güzellik, iyilik ve adalet bu temel üzerine kurulmuştur.

 Buna basit bir örnek verelim:

Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir çocuğu ve hızla gelen bir aracı fark ettiğinizde, hiç düşünmeden harekete geçersiniz. Tanımadığınız bir insan için kendi hayatınızı riske atabilirsiniz. Çünkü sizi harekete geçiren şey akıl hesabı değil; sevgi, merhamet ve insanlık duygusudur. İşte bu refleks, insanın özünün hâlâ diri olduğunun en açık göstergesidir, aynı zamanda bu reflekse sahip olmak milliyeten, deri renginden ve inançtan da önce gelir.

Peki o hâlde şu soru kaçınılmazdır:

İnsan sevgi ve merhamet üzerine yaratıldıysa, dünyada neden bu kadar zulüm var?

Zulüm Kimin Kimliğidir?

Bu soru insanlık tarihi kadar eskidir. Daha insan yaratılmadan önce melekler, yeryüzünde bozgunculuk yapacak bir varlığın yaratılmasını sorgulamıştı. Allah ise insanı “halife” olarak tanımlamış ve “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurmuştu.

Bugün dünyada zulmedenler, insanlığın tamamı değildir. Küçük ama etkili bir azınlık, gücü ve imkânı elinde tutarak zulmü sistemleştirmektedir. Buna karşılık büyük bir kesim sessiz kalmakta; küçük bir kesim ise bedel ödeyerek direnmektedir. Zulmü sürdürenler, en çok bu direnenleri hedef alır. Çünkü bilirler ki onları yok etmek, insanlığın özünü yok etmek anlamına gelir. Güç gösterisinden daha çok insandan üstün olduğunu ispatlamaktır.

Kuranda Allah (cc), bizleri bu konu hakkında çok açık ve net şekilde bugünkü yaşadıklarımızın ana sebebini aktarmaktadır;

  • (İblis) Dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’” (A’raf/12)
  • “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver” dedi.
  • Allah, “Vakti (katımızda) bilinen bir güne kadar mühlet verilmiş olanlardansın” buyurdu.
  • İİblis dedi ki: “Ey Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara kötü davranışları süsleyeceğim ve ihlâslı kulların hariç onların hepsini mutlaka azdıracağım!”
  • (Allah) Dedi ki: ‘İşte bu, bana göre hakikat olan budur.’
  • Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak isyankârlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır.” (Hicr/36dan41)

İyiliği ortadan kaldırdığını sanan kötülük, aslında kendi varlık nedenini de ortadan kaldırır. Hakikati kararttığını düşünenler, yalnızca kendilerini kandırırlar. Karanlık aydınlığın gölgesidir.

Kendini Kandıran İnsan

İnsan, kendi elleriyle ürettiği putlara tapar hâle geldiğinde, buna “özgürlük”, “demokrasi” , “ırkçılık”, “hegemonya güç” ve “krallık & imparatorluk”  vb. adlar verebilir. Hoşuna gitmeyen her hakikatte yeni bir put üretir. Böylece kendini kandırır; ama bu kandırma, onu yüceltmez, aksine aşağı çeker ve insanlığından çıkarır.

Oysa insanı insan yapan; zulme karşı durabilmesi, sevgi ve merhameti koruyabilmesidir (insani duygularıdır) . Allah’ın “halife” dediği insan, her şart ve ortamda özünü muhafaza eden insandır. Ve nihayetinde dönüş, ister kabul edilsin ister reddedilsin, yalnızca O’nadır: “İnne lillâhi ve inne ileyhi râciûn.”

TASPINAR MK

17 ocak 2026

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın