National Interest dergisi bir analizinde şu iddiada bulundu: Maskat’ın diyalogları kolaylaştırması bölge için defalarca fayda sağladı. Şimdi Umman’ın hızlı hareket ederek İran’ı anlamlı tavizler vermeye ikna etmesi ve bir çatışmanın önüne geçmesi gerekiyor.
ABD merkezli haber ve analiz sitesi National Interest, Umman’ın İran ile ABD arasındaki arabuluculuğunun tekrar gündeme gelmesine dikkat çekerek şunları yazdı:
“Yıllar boyunca Umman’ın Fars Körfezi genelinde yürüttüğü sessiz diplomasi kuşkuyla karşılandı. Maskat’ın, özellikle bölgesel gerilimin en yüksek olduğu dönemlerde Tahran’la iletişim kanallarını açık tutma ısrarı, Umman’ın Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyeleri arasında çoğu zaman “farklı bir üye” gibi görülmesine yol açtı.
Bazı bölgesel ortaklar Umman’ı saf buluyordu, bazıları onu aşırı bağımsız ve etkisiz sayıyordu, bazıları ise sessizce Umman’ın tarafsızlığının İran üzerindeki kolektif baskıyı zayıflatmasından endişe ediyordu. Ancak bugün Körfez’deki Arap monarşileri, İran’la müzakerelerin Maskat’ta sürmesi için Beyaz Saray nezdinde lobi faaliyetleri yürütürken, bu bakış açısı değişmiş durumda.
Ocak 2026 itibarıyla Körfez başkentlerinin çoğu, Umman’ın arabuluculuğunun değerini yalnızca kabul etmekle kalmıyor, onu vazgeçilmez görüyor. Değişmeyen şey ise önlerindeki tehlikenin boyutu ve Umman’ın artık yalnızca mesaj taşıyan bir rolün ötesine geçmesi gerektiği gerçeği. Umman, bölgeyi savaşa sürükleyebilecek politikaları yeniden gözden geçirmesi için İran’a her zamankinden daha fazla baskı yapmalıdır.
Körfez ülkelerindeki bu bakış değişimi, Ocak ortasında netleşti. İran’da protestoların sert biçimde bastırılmasının ardından ABD’nin İran’a saldırma ihtimaline dair kaygılar ciddi biçimde arttı. 15 Ocak 2026’da üst düzey bir Suudi yetkili, Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın, Başkan Donald Trump’ı askeri bir eylemden vazgeçmeye ve İran’a tansiyonu düşürme fırsatı vermeye ikna etmek amacıyla aceleci ve son dakika bir diplomatik girişime öncülük ettiklerini doğruladı.
Bu müdahale sembolik değildi. Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nde konuşlu ABD askerlerinin sayısı geçici olarak azaltıldı, bölgedeki büyükelçilikler güvenlik uyarıları yayımladı ve Körfez liderleri, kontrolden çıkabilecek bir bölgesel çatışmayı engellemek için hızla harekete geçti.
Bu tutum, Umman’ın diplomasisinden bedava bir şekilde faydalanan devletlerin davranışı değildi. Bu, ABD-İran savaşının yalnızca İran için değil, Körfez bölgesinin tamamı için ne kadar yıkıcı olabileceğini artık kavramış devletlerin davranışıydı. Böyle bir durumda, petrol piyasaları şok yaşar, yatırımcı güveni çöker ve İran’ın misilleme hamleleri neredeyse kesin olarak Körfez ülkelerinin topraklarını hedef alır.
2019’daki Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik saldırı ve Haziran 2025’te, İsrail-İran arasındaki 12 günlük savaş sırasında ABD saldırılarının ardından İran’ın El-Udeyd Üssü’nü hedef alması, çatışmanın tırmanmasının sınırları ne kadar hızlı aşabildiğinin hâlâ canlı hatırlatmalarıdır.
Ocak 2026’da, uzun süredir İran’ın en sert bölgesel rakibi olan Suudi Arabistan bile daha az sabotajcı bir rol oynadı ve daha çok tansiyon düşürmeye çalışan temkinli bir aktör gibi davrandı. Riyad, Doha ve Maskat artık İran’la etkileşime girilip girilmemesi gerektiğini tartışmadığı gibi, artık Washington ile Tahran’ın istemeden açık bir çatışmaya sürüklenmesini nasıl engelleyebileceklerine odaklanıyordu.
Bu durum tek başına, Körfez İşbirliği Konseyi’nin Umman’ın rolüne bakışında derin bir dönüşümü ortaya koymaktadır. Bir zamanlar faydasız görülen tarafsızlık, artık yaygın biçimde istikrar sağlayıcı bir sermaye ve denge unsuru olarak değerlendirilmektedir.
Umman’ın bu çabadaki merkezi rolü tesadüf değildi. 10 Ocak 2026’da Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamid el-Busaidi, Tahran’ı ziyaret ederek İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi ve İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştü. Bu ziyaret, ABD-İran arasındaki geleneksel iletişim kanallarının çökmek üzere göründüğü ve Trump’ın açıkça askeri eylem tehdidinde bulunduğu bir dönemde gerçekleşti.
El-Busaidi’nin görüşmelerinden sadece birkaç gün sonra Trump, kamuoyu önünde İran’ın müzakere istediğini söyledi, bu da Maskat aracılığıyla mesajların sessizce iletildiğinin bir göstergesiydi.
Bu Umman için tanıdık bir zemindir. 2013’te ABD ile İran arasındaki gizli görüşmelere ev sahipliği yapan Maskat’tı ve 2015 nükleer anlaşmasının önünü açan da yine Umman’dı. Tutukluların serbest bırakılmasında arabuluculuk yapan, kriz anlarında mesaj ileten ve başkaları iletişimi kestiğinde diyaloğu sürdüren ülke Umman oldu.
Arap analistler bu yaklaşımı sıklıkla pozitif tarafsızlık olarak tanımlar. Bu, İran’la ideolojik bir yakınlıktan değil, müdahalesizlik, denge ve diyaloğa dayalı devlet merkezli bir doktrinden kaynaklanan bir tutumdur. Umman’ın iç siyasi kültürü ve mezhepsel çeşitliliği de bu eğilimi güçlendirmektedir ve bu ülkenin daha büyük ve daha istikrarsız komşularıyla birlikte hayatta kalma geçmişi, böyle bir yaklaşımı gerekli kılmıştır.
Ancak Umman’ın başarısı, sınırlarını da ortaya koymuştur. Arabuluculuk, yalnızca her iki taraf da itidalin kendi çıkarına olduğuna inandığında işe yarar. Bugün ise İran giderek, gerilimin tırmanmasının katlanılabilir hatta faydalı olduğu varsayımıyla hareket ediyor. Tahran yüksek düzeylerde uranyum zenginleştirmeye devam ediyor, uluslararası denetçilerin erişimini kısıtlıyor ve bölgesel stratejisini ABD ile İsrail’i Ortadoğu’dan çıkarmak üzerine kuruyor. Bu duruş ideolojik açıdan cazip olabilir, ancak stratejik açıdan kırılgandır. Bu tutum, Washington ve Kudüs’te artık mevcut olmayan bir risk toleransına dayanmakta ve Körfez’in daha geniş bir çatışmada ne kadar savunmasız olduğunu küçümsemektedir.
İşte bu noktada Umman’ın rolü dönüşmelidir. Mesaj iletmek artık yeterli değildir. Maskat, Tahran’ın uyarılarını gerçekten ciddiye aldığı az sayıdaki başkentten biridir, bu da Umman’a hem nüfuz hem de sorumluluk yükler. Umman’a ABD’nin mesajlarını iletme konusunda duyulan güven, artık İran’a “Tahran’ın mevcut yolunun sürdürülebilir olmadığı ve İran dâhil bölgenin herkes için kalıcı hasar yaratacak bir savaşı kaldıramayacağı” yönünde daha sert bir mesaj vermek için kullanılmalıdır.
Önemli olan, bu mesajın Washington’dan ya da İsrail’den değil, temel çıkarı bölgenin bekası olan bir Körfez komşusundan gelmesidir. İranlı diplomatlar da bunu örtük biçimde kabul etmektedir. Ocak ortasında İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi, Suudi, Katarlı ve Ummanlı yetkililerle temasların yoğunlaştığını doğruladı ve tek bir ülkeyi hedef alsa bile herhangi bir çatışmanın bölgesel ölçekte felaket sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Tahran, tansiyon artışına karşı fren rolü oynayabildiği sürece diyaloğa açıktır. Şimdi ise, diyaloğun aynı zamanda davranış değişikliği ve itidal gerektirdiğini kabul etmesi için baskı altına alınmalıdır.
Hâlâ uzlaşma için alan vardır. İran, riski azaltmak için nükleer programını tamamen teslim etmek zorunda değildir. En yüksek zenginleştirme seviyelerinden geri adım atabilir ya da güven inşası amacıyla zenginleştirmeyi süresiz olarak askıya alabilir, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) anlamlı erişimi yeniden sağlayabilir ve bölgesel duruşunda itidal işaretleri gösterebilir ve bunları ideolojik bir geri çekilme olarak sunmadan yapabilir. ABD de gerçek bir yaptırım hafifletmesi önerebilir ve azami taleplerden kaçınabilir. Bunlar, Umman’ın geçmişte ilerleme sağlanmasına yardımcı olduğu türden sınırlı ve anlaşma odaklı adımlardır.
Ancak Maskat kendini sessiz bir kolaylaştırıcılıkla sınırlarsa bunların hiçbiri gerçekleşmeyecektir. Bölgesel ortam değişmiştir. Bir zamanlar Umman’ın İran’la etkileşimini sorgulayan ülkeler, şimdi onu felakete karşı bir savunma duvarı olarak görmektedir. Bu kabul, Umman’a Tahran’da kamuoyu önünde değil, kararlı ve özel biçimde konuşmak için her zamankinden daha fazla siyasi örtü sağlamaktadır.
Umman uzun süredir sonuçları şekillendiren açık bir aktör olmaktan ziyade temkinli bir mesaj taşıyıcı olarak gölgede kalmayı tercih etti. Bu amaç yıllar boyunca bu ülkeye iyi hizmet etti. Ancak bugün yönsüz ihtiyat, etkisiz kalma riskini beraberinde getiriyor. Artık risk diplomatik bir mahcubiyet değil, yanlış hesaplamadan doğacak bir savaştır.
Eğer Maskat arabuluculuğunun inandırıcılığını ve bölgesinin güvenliğini korumak istiyorsa, Tahran üzerindeki nüfuzunu sadece mesaj iletmek için değil, İran’ın tercihlerini etkilemek için geçmişte olduğundan daha kararlı bir biçimde kullanmalıdır. Umman’ın sessiz rolü her zaman değerliydi. Şimdi ise belirleyici olmak zorunda.
Bu yazı @tahririeh sitesinden çevrilmiştir
