İran, “Çöküş” Teorilerini Nasıl Geçersiz Kıldı?

Üst düzey askeri komutanlara yönelik suikastlar, ağır yaptırımlar ve iç karışıklıklar, defalarca “İran’ın yakın zamanda çökeceğinin” işaretleri olarak sunuldu. Ancak 12 gün süren savaş tecrübesi ve sonrasındaki gelişmeler, İran siyasal sisteminin dayanıklılığının Batı merkezli yaygın anlatılarda çizilenden çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Editorya masasının haberine göre, Şanghay Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Başkanı Jin Liangxiang (金良祥), The Paper gazetesinde yayımlanan analizinde İran’ın dış baskılar karşısındaki siyasal dayanıklılığını, nüfuz mekanizmalarını ve rejimin hayatta kalma kapasitesini ele aldı.

12 günlük savaş ve yanlış “çöküş” anlatısı

Haziran 2025’te başlayan 12 günlük savaşın ilk günlerinde İran, İsrail’in hedefli suikastları sonucu yaklaşık 10 üst düzey askeri komutanını ve bir nükleer bilim insanını kaybetti. O günlerde Batı medyasında hâkim söylem, İran’ın “elek gibi delindiği” ve ağır bir nüfuz altında olduğu yönündeydi.

Ancak gerçek tablo farklıydı. İran yalnızca bu savaştan ayakta çıkmakla kalmadı, 2026’nın başlarında da iç karışıklıkları olağanüstü bir hızla kontrol altına aldı. Bu durum, İran’ın hegemonik baskılara karşı direnç kapasitesinin ciddi biçimde hafife alındığını gösterdi.

Analize göre İran’ın karşı karşıya olduğu nüfuz daha çok istihbarî nitelik taşıyor; siyasal sadakat düzeyinde ise, özellikle yönetici elitin rejime ve ülkenin dini liderine bağlılığında köklü bir kırılma yaşanmış değil.

İran’ı istihbarî nüfuza açık kılan özel koşullar

Yazar, İran’ın istihbarî nüfuzla karşı karşıya kalmasını iki temel ulusal koşulla açıklıyor:

Birincisi, ülke dışında yaşayan geniş muhalif gruplar. İran diasporası üç ana akımdan oluşuyor:

  1. Eski rejim yanlıları ve Rıza Pehlevi çevresi,

  2. Özellikle Halkın Mücahitleri gibi sol gruplar,

  3. 2000’li yıllardan itibaren ekonomik ya da siyasi memnuniyetsizlik nedeniyle ülkeyi terk eden ve sayıları yaklaşık 8 milyonu bulan kesim.

Bu gruplar ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa’da yaşıyor, İran’daki akrabaları ve sosyal bağları üzerinden ülke içi siyaseti etkileyebiliyor ve bu nedenle ABD ile İsrail istihbaratı için “en kırılgan halkalardan biri” olarak görülüyor.

İkincisi, İran içindeki mülteci nüfusu. ABD’nin 2001’de Afganistan’ı işgalinin ardından yaklaşık 2 milyon Afgan mülteci İran’a geldi. İran, ağır yaptırımlara rağmen bu mültecilere görece cömert davrandı; çalışma ve eğitim imkânları sundu. Ancak yaşam koşullarının zorluğu, bu kesimi istihbarî sızmalara daha açık hâle getirdi. Analize göre, 12 günlük savaşın ilk günlerindeki bazı hedefli suikastlarda Afgan mültecilerin bilgi toplama ve aktarma rolü belirleyici oldu.

İran siyasal sisteminin dayanıklılığı

Tüm bu zorluklara rağmen İran, savaş sonrası çok kısa sürede askeri komuta zincirini yeniden kurdu, caydırıcılığını toparladı ve İsrail içindeki hedeflere misilleme saldırıları düzenledi. 2025 sonu–2026 başında da iç karışıklıkları kontrol altına aldı. Bu gelişmeler, İran sisteminin yüksek düzeyde dayanıklılığa sahip olduğunu gösteriyor.

Yazar bu dayanıklılığı dört temel başlıkta açıklıyor:

1. Köklü bir medeniyet bilinci
İran, 5 bin yılı aşan geçmişiyle dünyanın en eski medeniyetlerinden biri. Tarih boyunca işgaller, aşağılanmalar ve krizler yaşasa da ayakta kalmayı başardı. Bu birikim, İran’a krizlerle baş etme konusunda tarihsel bir “hayatta kalma becerisi” kazandırdı.

2. Devlet–millet bütünlüğü
Dış tehditler, İran toplumunda çoğu zaman iç bölünmeden ziyade millî birlik ve vatanseverliği güçlendiriyor. 12 günlük savaş sırasında yurt dışındaki binlerce İranlının gönüllü olarak ülkeye dönmesi bu durumun çarpıcı bir örneği olarak sunuluyor.

3. Kurumsallaşmış güç yapısı ve elit sadakati
İran’da hem ordu hem de Devrim Muhafızları bulunuyor ve her ikisi de doğrudan dini liderin emrinde. Üst düzey askeri ve sivil kadrolar, ideolojik ve kurumsal eğitimden geçmiş durumda. Bu da yönetici sınıfın sisteme bağlılığını güçlendiriyor.

4. Yerleşik halefiyet mekanizmaları
2024’te Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında ölümü sonrası, anayasal süreç hızla işletildi ve sorunsuz bir iktidar geçişi sağlandı. Aynı durum 2025’te suikasta uğrayan askeri komutanların yerine atamalarda da görüldü. Bu, sistemin kriz anlarında bile çalışabildiğini gösterdi.

Sürekli gündeme gelen ama çöken “İran çöker” tezleri

İslam Devrimi’nden bu yana Batı’da İran’ın “yaklaşan çöküşü”ne dair birçok teori üretildi. Ancak yaptırımlar, askeri baskılar ve diplomatik kuşatmaya rağmen İran yaklaşık yarım asırdır ayakta kalmayı başardı.

Yazıya göre, İran’ın 12 günlük savaşı atlatması ve 2026 başındaki iç karışıklıkları bastırması, ülkenin daha zorlu sınamalara da hazırlandığını gösteriyor. İran’ın hegemonya karşıtı direnişinin küçümsenmek yerine ciddiyetle ele alınması gerektiği vurgulanıyor.

Ancak yazar, ekonomik ve geçim sıkıntılarının İran için hâlâ en büyük meydan okuma olduğunun da altını çiziyor. İç yönetişim reformları ve toplumsal baskıları azaltacak adımlar atılmadığı takdirde, en yüksek dayanıklılığın bile sınırsız olmadığı uyarısında bulunuyor.

Not: bu analiz haber tahririeh sitesinden alınarak tercüme edilmiştir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın