İran Etrafında Yükselen Fırtına

Sonu gelmeyen savaşları bitirme sözü ile gelen Trump aslında daha az agresif bir Amerika Birleşik Devletleri vadetmiyormuş. Aksine dünyanın kilit ve dar boğaz olabilecek her noktasında otoritesini kurma ve perçinleme konusunda çok daha kararlı ve agresif.

Orta Doğu’daki askeri varlığını da bu bağlamda hızla artırmaya devam ediyor. Bölgeye sevk edilen uçak gemileri, stratejik bombardıman uçakları, F-35 savaş uçakları ve hava savunma unsurları, İran ile müzakerelerde baskı kurmaya dönük klasik bir güç gösterisi mi yoksa doğrudan askeri harekat için yapılan bir ön hazırlık mı?

İki Askeri Senaryo

Sahadaki yığınak, diplomatik bir çözümün geri planda kaldığı iki ana askeri senaryoyu akla getiriyor. Birincisi, daha önce “Midnight Hammer” olarak anılan ve ABD’nin B-2 stratejik bombardıman uçaklarıyla İran’ın özellikle kuzey bölgelerini hedef aldığı sınırlı ama yüksek yoğunluklu bir hava harekatının tekrarlanması ihtimali. Bu senaryo, doğrudan rejim değişikliği hedeflemeden, İran’ın askeri kapasitesinin belirli unsurlarını zayıflatmayı amaçlayan bir yaklaşım.

İkinci senaryo ise İsrail’in olası bir saldırısının ardından ABD’nin devreye girerek İsrail’i koruyacak ve çatışmayı bölgesel ölçekte yönetmeye çalışacak bir pozisyon alması. Bu çerçevede ABD’nin bugünkü askeri konuşlanması, İsrail’in atacağı adımlar için bir tür stratejik sigorta olarak da okunabilir.

Her iki ihtimalde de ortak nokta, bu askeri yığınağın, İran’ı müzakere masasında taviz vermeye zorlamak için kullanıldığı yönünde. Ancak bu baskı politikasının, kontrollü bir caydırıcılık eşiğinde mi kalacağı yoksa hızla geri dönüşü zor bir çatışmaya mı evrileceği belirsizliğini koruyor. Ek olarak sahada asker postalının olmadığı bir senaryoda, ki bu çok olası değil, yeni bir saldırının sonucunun öncekilerden farklı olmasını beklemek için elimizde bir veri yok.

Nükleer Dosyadan Bölgesel Caydırıcılığa

Dikkat çekici bir diğer unsur, İran dosyasında odak noktasının nükleer silah meselesinden kaymış olmasıdır. Tartışmanın merkezinde artık İran’ın balistik füze programı, seyir füzeleri, insansız hava araçları ve Hamas ile Hizbullah başta olmak üzere bölgesel müttefiklerine verdiği destek yer alıyor. Bu değişim, Washington’un taleplerinin kapsamını da önemli ölçüde genişletmiş durumda.

ABD’nin mevcut yaklaşımı, yalnızca yeni bir nükleer anlaşmayı değil; İran’ın tüm bölgesel müttefik ağından çekilmesini, balistik füzeler dahil konvansiyonel caydırıcılık unsurlarından vazgeçmesini ve fiilen savunmasız bir konuma gelmesini öngörüyor. Bu, İran açısından yalnızca askeri değil, varoluşsal bir risk anlamına geliyor. Zira bu çerçevede Tahran’dan beklenen, güvenliğini İsrail ve ABD’nin iyi niyetine emanet etmesi. Tüm bu faktörler de diplomatik çabaların bir sonuç üretmesi konusunda karamsar bir tablo çiziyor.

İsrail Cephesi

İsrail medyasında Netanyahu’nun Washington ziyaretinin acil olarak nitelendirilmesi, bunun yalnızca diplomatik bir temas olmadığını düşündürüyor. Ziyaretin, doğrudan bir askeri operasyonun koordinasyonu için yapıldığı ihtimali yüksek. Trump üzerinde İran’a saldırması yönünde çok büyük bir baskı varken, geri adım atma ihtimali çok yüksek.

Bununla birlikte İsrail, tüm askeri üstünlüğüne rağmen Hamas karşısında, sokakta rahatça yürüyüp pusuya düşmeyecekleri bir hakimiyet kuramadı, sahayı fiilen kontrol edemiyor. Bu durumdaki İsrail, uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir bölgesel savaşa ne ölçüde hazır?

Çılgınlık ile Caydırıcılık Arasında

Ortaya çıkan tablo, son derece riskli ve kırılgan bir dengeye işaret ediyor. ABD’nin izlediği yol, geçmişte yapılan savaş simülasyonlarının da gösterdiği üzere, kısa ve kontrol edilebilir bir çatışma vaadinden uzak. Buna rağmen bu yönde ısrar edilmesi, planın rasyonelliğine dair soru işaretlerini artırıyor.

Belki de tek iyimserlik kaynağı, bu senaryonun kendisinin bile karar alıcılar için fazla çılgın görünmesidir. Tarih, çoğu zaman tam da bu tür çılgınlıkların, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Bu nedenle İran etrafında şekillenen askeri yığınak, yalnızca bir güç gösterisi olarak kalmayabilir; aynı zamanda, yanlış hesapların zincirleme biçimde felakete dönüştüğü bir sürecin başlangıcı da olabilir.

harici

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın