Füzeler, savaş gemileri ve kırmızı çizgiler birer birer sahaya sürülmüş durumda. Washington, Tahran ve Tel Aviv tarihi bir yüzleşmede karşı karşıya duruyor. Peki ilk geri adımı hangi taraf atacak?
Middle East Monitor, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta Washington’a yaptığı ziyaretin sıradan bir diplomatik temasın ötesinde olduğunu yazdı. Ziyaretin amacı açıktı: ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a yönelik baskıları artırmaya ikna etmek.
Netanyahu’nun talepleri net ve esneklikten uzaktı. İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesi, füze üretim tesislerinin sökülmesi ve hipersonik füzelerin sayı ve menzilinin sınırlandırılması isteniyor. İsrail’e göre İran’ın füze kapasitesi “varoluşsal bir tehdit” niteliği taşıyor.
Trump’ın yanıtı da en az bu talepler kadar açıktı. İsrail’in Kanal 12 televizyonuna konuşan Trump, “Ya bir anlaşmaya varırız ya da çok sert bir adım atmak zorunda kalırız” dedi. Bu açıklama bir güç gösterisi olarak değerlendirilirken, ABD Başkanı’nın kendisini zor bir pozisyona soktuğu yorumları yapıldı. İran ise bu çıkışı karşılıksız bırakmadı. Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesinin düşürülmesinin incelenebileceğini belirtirken, füze programı konusunda “kırmızı çizgi” ilan etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Umman’daki görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, ülkesinin balistik füze programının “asla müzakere konusu olmayacağını” vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise anlamlı bir sonuca ulaşılabilmesi için balistik füze menzili, “terör örgütlerine destek” ve İran yönetiminin kendi halkına yönelik uygulamalarının da müzakerelere dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Pentagon’un ikinci bir uçak gemisi olan USS Gerald Ford’u bölgeye konuşlandırması gerilimi daha da tırmandırdı. Analistler, bu adımın İran’ı caydırmaya yönelik stratejik bir güç gösterisi mi yoksa olası bir saldırı için taktik hazırlık mı olduğu sorusuna yanıt arıyor. Konuşlandırma kararı, Trump’ın Netanyahu ile görüşmesinin ardından açıklandı. Trump, askeri varlığın artırılmasına rağmen diplomatik çözüm arayışına bağlılığını yineledi.
RAND Corporation ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları ise uçak gemisi konuşlandırmalarının çoğu zaman güç gösterisi niteliği taşıdığını, ancak yanlış hesaplamaların fiili çatışmaya yol açabileceğini belirtiyor.
Stratejik Çıkmaz
Tüm bu gelişmeler önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Taraflar stratejik bir çıkmaza mı girdi?
Trump’ın öne sürdüğü beş sert talep İran tarafından reddedildi. Tahran uranyum zenginleştirme konusunda esneklik sinyali verse de füze programı hakkında müzakereye kapıyı kapattı. Netanyahu ise İran füzelerinin mutlaka sınırlandırılması gerektiğinde ısrar ediyor.
Mevcut tabloda asıl soru, ilk geri adımı kimin atacağı. Trump savaş istemiyor; seçmen tabanı “sonsuz savaşlardan” yorgun. Ancak geri adım atarak zayıf görünmeyi de göze alamaz. İran ise füze kapasitesini caydırıcılık stratejisinin omurgası olarak görüyor.
Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez’in ifadesiyle, “Tahran için füzeler bir pazarlık kozu değil, bir hayatta kalma aracıdır.”
Bu karşılaşma yüksek riskli bir kumar niteliğinde; güç ve iradenin kesin bir sınavı. İran nükleer alanda görüşmeye açık olduğunu belirtirken, füze geliştirme faaliyetlerini müzakere dışı kırmızı çizgi olarak tanımlıyor.
İran liderinin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Ali Şamhani de İslam Devrimi’nin 45. yıl dönümü etkinliklerinde, “İslam Cumhuriyeti’nin füze kabiliyetleri müzakere konusu değildir” diyerek Tahran’ın tutumunu net biçimde ortaya koydu. İran’a göre füze gücü, askeri açıdan üstün rakiplere karşı bir kalkan işlevi görüyor.
Netanyahu ise füze meselesinin mutlaka anlaşmaya dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. Washington ziyaretinden önce yaptığı açıklamada, yalnızca nükleer programı değil, balistik füzeleri ve İran’ın bölgedeki vekil unsurlarını da kapsayan bir anlaşma istediklerini söyledi.
Stimson Center Direktörü Barbara Slavin, Netanyahu’nun “azami taleplerle” Washington’a gittiğini ve bunun İran’ı İsrail için ölümcül bir tehdit olarak görmesinden kaynaklandığını ifade etti.
İsrail ve ABD Faktörü
Trump bir ikilemle karşı karşıya. Savaş istemiyor, ancak zayıf görünmek de istemiyor. Netanyahu ile görüşmesinin ardından yaptığı paylaşımda, “Kesin bir sonuç çıkmadı, ancak İran’la bir anlaşma ihtimalini değerlendirmek üzere müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğini vurguladım” dedi. Trump, bunun bir öncelik olacağını belirtirken, aksi halde “bekleyip görmek gerekeceğini” söyledi.
İç politika da bu denklemde önemli rol oynuyor. İsrail lobisi Trump üzerindeki baskıyı artırırken, MAGA hareketi yeni bir Orta Doğu savaşına sıcak bakmayabilir. Sağ medyanın etkili isimlerinden Tucker Carlson, İran’la savaşın “Önce Amerika” diyen milyonlarca seçmene hakaret olacağını savundu.
Trump’ın önünde net bir tercih bulunuyor: İsrail lobisiyle ittifakı sürdürmek ya da savaşı “derin devletin” kendisini zorladığı bir manevra olarak sunarak popülist tabanına yaslanmak.
Körfez’de savaş ihtimali konuşulurken, asıl mücadele Washington’daki güç koridorlarında yaşanıyor.
“Altın Köprü” Arayışı
Bu noktada Sun Tzu’nun şu sözü hatırlatılıyor: “Düşmanına geri çekilebilmesi için altın bir köprü kur.” Hem Trump hem de İran liderliği zor bir konumda. Hiçbiri geri adım atmak istemiyor, ancak mevcut gidişatın felaketle sonuçlanabileceğini de biliyorlar. Çözüm, tarafların savaşa girmeden yüzlerini kurtarabilecekleri bir uzlaşma formülü bulmak olabilir. Uranyum zenginleştirmesinin ve bölgesel füze kapasitesinin sınırlandırılmasına yönelik yeni bir anlaşma bu “altın köprü” olabilir.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht-Revançi, BBC’ye verdiği röportajda “Top ABD’nin sahasında; anlaşma istediklerini kanıtlamaları gerekiyor” dedi. ABD’nin yaptırımların kaldırılmasını masaya getirmesi halinde İran’ın nükleer anlaşma için uzlaşıyı değerlendirebileceğini ifade etti.
Gergin Bekleyiş
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ile ABD arasındaki ikinci tur görüşmeler için Cenevre’ye hareket etti. Dünya ise sonucu bekliyor. Netanyahu, Trump ve İran’ın dini lideri riskli bir satranç hamlesinin içinde. Her biri kendi kırmızı çizgisini çizmiş durumda ve geri adım atılmaması yönünde baskı gören bir tabana hesap veriyor.
Ancak tarih, “uçurum siyaseti”nin çoğu zaman zaferden ziyade trajediyle sonuçlandığını gösteriyor.
Önümüzde gergin bir ay var. Uçak gemileri Körfez’e ilerliyor, diplomatlar başkentler arasında mekik dokuyor, lobiciler Washington koridorlarında fısıldaşıyor. Dünya ise ilk geri adımı ya da ilk savaş kıvılcımını bekliyor.
Trump istemediği bir savaşa sürüklenir mi? İran ABD’nin saldırmayacağı yönünde yanlış bir hesap yapar mı? Netanyahu’nun baskı stratejisi başarılı olur mu, yoksa ABD’nin elini bağlayarak bölgeyi dönüştürebilecek bir savaşa mı kapı aralar?
Şimdilik bölge bekliyor; ya ilk geri çekilmeyi ya da ilk ateşin yanışını görmek için.
Yukarıdaki metin, Middle East Monitor’un analiz haberinin tam çevirisidir.
