ABD ve Avrupa’nın artan baskısı, İran’a yönelik siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda manevra payını giderek daraltırken, Tahran’ın Moskova ve Pekin ile bölgesel işbirliğini güçlendirme eğilimini belirgin şekilde artırıyor. Buna paralel olarak ABD, İngiltere, Türkiye ve İsrail gibi rakip aktörler Kafkasya ve Orta Asya’daki nüfuzlarını genişletiyor. Bu durum, İran ve Rusya’nın üçüncü aktörlerin bölgedeki etkisini sınırlamak için somut ve hedefe yönelik alanlarda işbirliğini zorunlu kılıyor; Çin’in de bu koordinasyonun bir parçası hâline geldiği görülüyor.
Son dönemde gözden kaçan bazı gelişmeler bölgenin İran, Rusya ve Çin için hızla daha karmaşık bir alana dönüştüğünü gösteriyor. Geçtiğimiz hafta Atlantik Konseyi üyesi ve ABD Savunma Bakanlığı danışmanı Brianna Thad, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi’nin de katıldığı bir toplantıda Ermenistan ve Tacikistan’ı “Türk Devletleri Teşkilatı’nın eksik halkaları” olarak tanımlayarak bu iki ülkenin Ankara liderliğinde teşkilata dahil edilmesi gerektiğini savundu. Thad, Güney Kafkasya ve Orta Asya’nın tek bir bütün olarak görülmesi gerektiğini ve bu ülkelerin bu yapıya dahil edilmesinin stratejik değer taşıdığını ifade etti.
Buna ek olarak, ABD’nin bilgi işlem ve istihbarat ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede büyük bir veri merkezinin Ermenistan’da inşa edilmesi dikkat çekiyor. Bu merkez, bölgedeki geniş ölçekli sinyal istihbaratı verilerinin işlenmesini mümkün kılacak ve ABD’ye yalnızca Güney Kafkasya’da değil, aynı zamanda Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada yüksek düzeyli hesaplama kapasitesi sağlayacak.
Öte yandan Batı, Azerbaycan’ı giderek Orta Asya denklemine dahil etmeye başlıyor. ABD’nin beş Orta Asya ülkesiyle yürüttüğü 1+5 formatının Azerbaycan’ın eklenmesiyle 1+6’ya dönüştürülmesi bunun son örneği. Bakü’nün Moskova karşıtı söylemleri ve provokasyonları sürerken Rusya da bu girişimlere karşı daha sert tepkiler göstermeye başladı. Türkiye ve Azerbaycan’ın Kafkasya ve Orta Asya’da selefi-cihadçı unsurlara verdiği destek, ABD’nin Gürcistan’da istikrarsızlık yaratmaya dönük hamleleri, İbrahim Anlaşmaları’nın Kafkasya ve Orta Asya’ya genişletilmesi girişimleri ve Türkiye’nin bölgede ABD ve NATO lehine artan rolü, geleneksel yöntemlerle yönetilemeyecek yeni bir güvenlik tablosu ortaya çıkarıyor. Bu nedenle İran, Rusya ve Çin’in ortak bir tehdit algısı geliştirerek koordineli hareket etmeleri gereği daha görünür hâle geliyor.
Bu çerçevede, üç ülkenin ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgedeki etkisini sınırlandırmak amacıyla öne çıkardığı işbirliği alanları çeşitli başlıklarda şekilleniyor. Güvenlik ve askeri alanda sınır ötesi istihbarat paylaşımının artırılması, bölgedeki üçüncü aktörlerin faaliyetlerinin yakın takibi ve Karadeniz’den Hazar’a uzanan hatlarda düzenlenecek ortak tatbikatlarla asimetrik tehditlere karşı hazırlıkların güçlendirilmesi önemli görülüyor. Ayrıca Kafkasya’daki bilgi operasyonlarına karşı ortak bir medya ve istihbarat merkezi kurulması, siber savunma altyapılarının eşgüdüm içinde geliştirilmesi ve kritik tesislerin korunmasına yönelik teknik işbirliği de gündemde yer alıyor.
Transit ve ulaşım hatlarının çeşitlendirilmesi, bölgesel bağımsızlığın güçlendirilmesinde başka bir kritik alan olarak öne çıkıyor. İran–Azerbaycan–Rusya ve İran–Ermenistan–Gürcistan–Rusya hatlarının güçlendirilmesi, Hazar Denizi üzerinden alternatif deniz taşımacılığının geliştirilmesi ve İran üzerinden Nahçıvan’a uzanan yeni bağlantıların tesisi bu kapsamda değerlendiriliyor. Bu adımlar, bölgenin Türkiye ve Batı tarafından yönlendirilen transit projelerine olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Ayrıca İran–Rusya demiryolu bağlantısının Kazakistan ve Türkmenistan üzerinden güçlendirilmesi, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki ekonomik nüfuzunu sınırlandıracak etkiye sahip görülüyor.
Enerji alanında da İran ve Rusya’nın bölgesel elektrik ve gaz şebekelerinde ortak projeler yürütmesi, Kafkasya ile Orta Asya’nın iki ülkenin enerji altyapılarına bağlanmasını sağlayabilir. Yenilenebilir enerji yatırımları, Ermenistan’la yürütülen elektrik-gaz takas modeli ve Rus gazının Gürcistan ve Ermenistan üzerinden İran’a iletilmesi gibi seçenekler de enerji güvenliği açısından önem taşıyor.
Ekonomik ve finansal koordinasyon, yaptırımların etkisini azaltacak bir başka işbirliği cephesi olarak öne çıkıyor. İkili ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi, ulusal para birimleriyle ticaretin artırılması, ortak finansman fonlarının kurulması ve BRICS ile Şanghay İşbirliği Örgütü’nün sunduğu imkânlardan yararlanılması bu başlık kapsamında değerlendiriliyor.
Diplomatik alanda ise üç ülkenin bölgedeki ihtilafların çözümünde ortak hareket etmesi, Ermenistan–Azerbaycan gerilimi gibi krizlerde hem siyasi hem ekonomik paketlerle yapıcı aktör olarak öne çıkması öneriliyor. ECO ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgesel örgütler aracılığıyla bu varlığın kurumsallaştırılması, ABD’nin “arabulucu” sıfatıyla bölgeye nüfuz etme girişimlerinin önüne geçebilir.
Kültürel ve toplumsal projelerin güçlendirilmesi de uzun vadeli etki alanı yaratmayı hedefliyor. Ortak burs programları, bölgesel medya projeleri, eğitim merkezleri ve kültürel girişimler, bölgede İran ve Rusya’nın toplumsal bağlarını derinleştirecek yumuşak güç araçları olarak görülüyor.
Hazar Denizi ise üç ülke arasında özel bir başlık olarak öne çıkıyor. Enerji kaynaklarından güvenlik doktrinine kadar pek çok stratejik unsurun belirleyici olduğu bu bölgede, üçüncü aktörlerin kalıcı varlığını engellemek ve denizin hukuki rejiminde bölgesel kontrolü korumak İran ve Rusya’nın ortak öncelikleri arasında yer alıyor.
Sonuç olarak İran, Rusya ve Çin’in Kafkasya ve Orta Asya’daki güç mücadelesinde artan ABD ve İsrail etkisine karşı ortak bir denge politikası yürütmesi gerektiği belirtiliyor. Bu işbirliğinin diplomatik girişimlerden savunma tedbirlerine, enerji bağlantılarından finansal mekanizmalara kadar geniş bir yelpazede ilerlemesi gerektiği vurgulanıyor. Analistlere göre üç ülkenin koordineli hareket etmesi, bölgedeki jeopolitik rekabetin seyrini belirleyecek temel unsur olmaya devam edecek.
