Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (INSS) Fars Körfezi ülkeleri alanındaki başlıca uzmanı Yoel Gujanski, bu savaşın en önemli sonuçlarından birinin, Fars Körfezi ülkelerinin İsrail’e bakışındaki değişim olduğunu belirtiyor. Bu husus son derece kritik bir önem taşıyor; zira son on yılda, özellikle Trump dönemi Başkanlığı’ndan itibaren, “ilişkilerin normalleşmesi” İsrail’in dış politika omurgası haline gelmişti.
Ancak şu anda, onun ifadelerine göre, Fars Körfezi ülkelerinin bir kısmı İsrail’in daha önce yansıttığı kadar güçlü bir aktör olmadığı sonucuna varmış durumda. Bu algıdaki değişim, ilişkilerin normalleşmesi sürecini aksatabilir hatta tersine çevirebilir. Bu bağlamda, İsrail’in Fars Körfezi bölgesindeki varlığı, bir fırsat olarak görülmesi yerine, bu ülkelerin güvenliği açısından tehdit unsuru olarak değerlendirilebilir.
Diğer bir önemli nokta, “savaş sonrası perspektifi” ile ilgilidir. Fars Körfezi ülkeleri açısından bakıldığında, bu savaşın sonuçlarından biri ABD’ye yönelik hayal kırıklığıdır. ABD, bölgede bu ülkelerin güvenliğini sağlama amacıyla bulunduğunu belirtse de, pratikte son gelişmeler, Washington’ın yalnızca güvenliklerini garanti edememekle kalmayıp, bazı durumlarda güvensizliğin artmasına neden olan bir faktör haline geldiği algısını oluşturmuştur. Hatta bazı üslerin tam korunmasındaki yetersizlikler dahi bu şüpheleri pekiştirmiştir.
Bu temel üzerine, bu ülkelerin ABD ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri bekleniyor. Bu durum, “kendi kendine yeterlilik” eğiliminin artmasına ve ABD’nin güvenlik şemsiyesine mutlak bağımlılığın azalmasına yol açabilir. Bu ülkelerin böyle bir stratejiyi gerçekleştirme kapasitesinin ne düzeyde olduğu tartışma konusu olmakla birlikte; ABD’ye yönelik önceki bağımlılığa ilişkin şüphelerin oluşması başlı başına bu savaşın önemli sonuçlarından biri olarak değerlendiriliyor/tesnim
