İran’ın Yükselişi ve Kumarbaz Trump

EPSTEIN GÖLGESİNDE, YALAN ÜZERİNE KURULU BİR LİDERLİK OLARAK DONALD TRUMP

Donald Trump, modern siyasetin yalnızca en gürültülü değil, aynı zamanda en güvensiz figürlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Onu tanımlamak için “popülist”, “otoriter” ya da “sıra dışı” gibi yumuşak kavramlar yetersiz kalır. Trump, daha çok şaşkın sarı bir ördek gibidir: Sürekli vaklayan, dikkat çekmeye çalışan, tehditkâr pozlar veren; fakat gerçek bir tehlike belirdiğinde yönünü kaybeden, panikleyen ve geriye doğru kaçan bir figürdür. Gürültüsü çoktur, tutarlılığı yoktur.

Trump’ın siyasi ve kişisel hikâyesi, yalanla, inkârla ve kendi kendini boşa düşürmeyle örülüdür. Bir gün söylediğini ertesi gün inkâr eden, kamera kayıtları ve yazılı beyanlarla çürütülen sözlerine rağmen hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden bir lider profili çizmiştir. Bu, stratejik bir belirsizlik değil; ilkesizliğin süreklilik kazanmış hâlidir. Trump’ın dünyasında gerçek, yalnızca o an işine yaradığı sürece vardır.

Bu güvenilmezliğin en karanlık gölgelerinden biri ise Jeffrey Epstein dosyalarıdır. Trump, Epstein’la ilişkisi konusunda yıllar boyunca birbiriyle çelişen açıklamalar yapmıştır. 2002 yılında Epstein için “Onu 15 yıldır tanırım, harika biridir” derken, daha sonra “Onu pek tanımıyordum” iddiasına sığınmıştır. Oysa kamuoyuna yansıyan fotoğraflar, Mar-a-Lago’daki davet görüntüleri ve ortak sosyal çevre, bu inkârı boşa düşürmüştür. Dahası, Epstein’ın Florida’daki malikanesine giden isimler ve Trump’ın özel mülklerinde düzenlenen organizasyonlar, Trump’ın bu karanlık ağdan “uzak” olduğu iddiasını ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmiştir.

Epstein dosyalarında en çok yankı uyandıran unsurlardan biri, Trump’ın adının reşit olmayanların bulunduğu ortamlara dair tanıklıklarda ve sivil davalarda dolaylı biçimde geçmesi, buna karşın Trump’ın her defasında mutlak inkâr ve mağdur rolüne sığınmasıdır. Hukuki anlamda kesinleşmiş bir mahkûmiyet olmasa da, Trump’ın bu dosyalardaki varlığı, onun ahlaki pusulasının ne kadar sorunlu olduğunu gözler önüne sermiştir. Böyle ahlaksız bir Kumarbazın liderliğinden bahsedilemeyeceği gibi bu tarz kişilerin toplum önüne çıkarılması ve medyada insanlara dinletilmesi, gösterilmesi bile meydanında ne kadar ahlaksızca taraf tuttuğunun açık göstergesidir.

Trump’ın düzenbazlığı yalnızca kişisel geçmişinde değil, dış politikadaki tiyatral tehditlerinde de açıkça görülür. İran’a yönelik “yok edici saldırı” söylemleri, birkaç gün sonra yerini “aslında savaş istemiyorum” cümlelerine bırakmıştır. Bu zikzaklar, ne derin bir diplomatik stratejiye ne de tutarlı bir doktrine dayanır. Bunlar, kumar masasında sürekli bahis artırıp kaybetmekten korkan bir oyuncunun refleksleridir. Zar atılır, sonuç tehlikeli görünürse masa devrilir.  Asıl mesele ortada kumar masası yok! gerçekler ve deneyimlerle dolu 47 yıla sığdırılmış bir Rakibin evrensel bir inanç üzerine inşa ettiği Velayeti Fakih sisteminin asla Blöf yapmadığı asla zar atmadığı sadece yapacaklarını söyleyip söylediklerini yapan ve her söylediği uluslararası ilkelerde saygınlığı korurken kendi ilkeleri kadar diğer ülkelerinde saygınlığına dikkat eden bir yapı olunca Sarı şaşkın kumarbaz afallamış oldu.

Bu hayal ürünü çürümüş masanın etrafında ise Trump’a yaltaklanan işbirlikçi Arap liderleri yer alır. Kendi halklarına demokrasi, refah ya da özgürlük sunamayan bu liderler, Trump’ın en saldırgan söylemlerine alkış tutmuş; İran karşıtlığını kendi iktidarlarının sigortası olarak görmüştür. Washington’da gülümseyen, kameralar önünde el pençe duran bu figürler, olası bir savaşın bedelini ne kendi çocuklarına ne de kendi ordularına ödetmeyi düşünmüştür. Bedel, başkalarının şehirleri ve başkalarının mezarları üzerinden hesaplanmıştır.

Bu nedenle Trump’ın İran meselesindeki rolü, yalnızca bireysel bir liderlik zaafı değil; ahlaki olarak çökmüş bir küresel düzenin vitrinidir. Şaşkın sarı ördek, kumarbaz milyarder ve yaltakçı bölgesel aktörler hayali masada oturmuş; Fakat Gerçekte Orta Doğu’nun geleceği kaybedilmiştir.

Bu makale, Trump’ı basit bir skandal figürü olarak ele almaz. Ama onun saçmalıklarının, yalanlarının ve düzenbazlığının, İran gibi bir dosyada neden gerçek bir saldırıya dönüşemediğini anlamaya çalışır. Çünkü bu tutarsızlık, tesadüf değil; korku, ahlaki çürüme ve çıkar ortaklığının doğal sonucudur.

SAVAŞ NAĞRALARIN’DAN GERİ ADIM:

TRUMP’IN İRAN’A SALDIRMAYA CESARET EDEMEMESİNİN ASKERÎ, COĞRAFİ VE BÖLGESEL NEDENLERİ

Donald Trump’ın İran’a yönelik söylemleri ne kadar saldırgan ve tehditkâr görünürse görünsün, bu söylemlerin hiçbir zaman topyekûn bir savaşa dönüşmemesi tesadüf değildir. Bu geri duruş, diplomatik nezaketten ya da barış idealinden değil; soğuk ve acımasız bir güç hesabından kaynaklanmıştır. Kumarbaz Trump karşısındaki oyuncunun blöf yapmadığını anlamıştır. İran dosyası, Trump’ın gürültüsünün bittiği, korkunun başladığı noktadır.

1. İran’ın Askerî Kapasitesi: Gösteriş Değil, Caydırıcılık

İran, klasik anlamda bir “süper güç” değildir; ancak asimetrik savaş ve bölgesel caydırıcılık konusunda son derece gelişmiş bir yapıya sahiptir. Yıllar süren ambargolar, Tahran’ı dışa bağımlı bir ordu kurmaktan alıkoymuş; bunun yerine yerli üretime, çeşitliliğe ve sürpriz kapasiteye dayalı bir savunma doktrini oluşturmasına yol açmıştır.

İran’ın füze envanteri, sadece sayısal çoklukla değil, çeşitlilik ve belirsizlikle anlam kazanır. Kamuoyuna açık şekilde sergilenen sistemlerin yanı sıra, henüz çatışma sahasında kullanılmamış, varlığı bilinen ama kapasitesi netleştirilmeyen balistik ve yarı-balistik sistemler, İran’ın en büyük psikolojik silahıdır. Trump ve Pentagon için sorun, bu sistemlerin ne olduğu değil; ne olabileceğinin bilinmemesidir. Kumarbaz için en tehlikeli masa, kartların tamamının açık olmadığı masadır.

2. Coğrafya: İran’a Saldırılamaz, İran’a Girilir fakat asla Çıkılamaz

İran’ın coğrafi yapısı, modern savaş doktrinleri açısından bir kâbustur. Geniş yüzölçümü, dağlık alanlar, doğal savunma hatları ve nüfusun homojen biçimde dağılması, kısa süreli “cerrahi operasyon” hayallerini anlamsızlaştırır. İran’a yönelik bir saldırı:

  • Hızlı bir sonuç üretmez
  • Rejim değişikliğini garanti etmez, aksine Halk Rejime tutunur
  • İşgal edilebilecek net bir merkez yada zemin sunmaz

Trump’ın askerî danışmanları çok iyi biliyordu ki İran, hiç bir ülkeye benzemez  İran hiç bir ülkede olmayan bir sistemle (Velayet-i Fakih) etrafında birleşmiş sarsılmaz bir inançla ülkesinin gelecekteki Rolünü kabullenmiş Dünyevi idraklerin dışında bir ülkedir. Girilmesi kolay, çıkılması zor bir coğrafyadır. Bu gerçek, Trump’ın “hızlı kazanım” takıntısıyla tamamen çelişmiştir.

3. Bölgedeki Amerikan Hedefleri: İran karşısında Savunmasızdır

ABD’nin Orta Doğu’daki askerî ve stratejik varlığı, sanıldığı gibi yekpare ve dokunulmaz değildir. Aksine bu varlık, çok sayıda, geniş alana yayılmış ve korunması zor hedeflerden oluşur. Üsler, lojistik merkezler, müttefik altyapıları ve enerji hatları; hepsi aynı anda savunulması gereken unsurlardır, Bu durum ABD için bile savunulması çok zor bir durumdur.

İran’ın caydırıcılığı, tek bir noktaya yoğunlaşmaz. Tam tersine, dağınık ve eşzamanlı baskı kurabilme kapasitesine dayanır. Bu durum, ABD açısından hem askerî hem’de siyasal bir kâbus yaratır. Çünkü birkaç cephede yaşanacak sınırlı kayıplar bile, Amerikan kamuoyunda büyük bir meşruiyet krizine yol açacaktır ve kayıpların çokta sınırlı olmayacağını Trump ve Ekibi çok iyi görebilmektedir.

4. İsrail Faktörü: Dokunulmazlık Mitinin Bitişi

Trump’ın İran’dan asıl korkusu, meselenin İsrail boyutudur. İsrail uzun yıllar boyunca “dokunulmaz” algısıyla korunmuştur. Ancak İran, doğrudan ya da dolaylı yollarla, İsrail’in mutlak güvenlik iddiasının sorgulanabilir olduğunu ve aslında hiçte güvenlikli bir yer olmadığını göstermiştir. Kısa süreli gerilimler ve sınırlı çatışmalar, tam kapsamlı bir savaş olmasa bile, İsrail’in aynı anda çoklu tehditlerle karşı karşıya kalabileceğini ortaya koymuştur.

Trump için bu tablo kabul edilemezdir. İsrail’in ciddi zarar görmesi, sadece askerî değil; küresel politik bir kırılma anlamına gelirdi. Kumarbaz Trump, masada kaybedeceği paradan çok, devireceği masanın sonuçlarından korkmuştur.

5. Bölgesel Müttefikler: İran’ın Görünmeyen Ordusu

İran’ın en güçlü silahlarından biri, kendi ordusunun ötesinde, bölgesel müttefik ağlarıdır. Yemen’de Ensarullah, Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Nuceba ve benzeri gruplar dışında bölgede daha kimlerin DİRENİŞ CEPHESİN’DEN olduğu tahmin edilemeyen çok Sürpriz bilinmezlikler ortaya çıkması muhtemel iken İran’ın klasik bir devlet ordusundan çok daha esnek bir etki alanı oluşturmasını sağlamaktadır. Bu yapı:

  • Tek merkezden yönetilmez
  • Aynı anda farklı cephelerde baskı kurabilir
  • Resmî savaş ilanı olmadan hareket edebilir

Buna Gazze’de Hamas’ın Kassam Tugayları ve İslami Cihad  gibi yapılar eklendiğinde tablo daha da karmaşık hâle gelir. Her büyük bölgesel çatışma, bu aktörlerin manevra alanını genişletir. Trump’ın korkularından biri de şuydu: İran’a saldırı, bu grupları zayıflatmak yerine meşrulaştıracak ve güçlendirecekti.

6. Gazze ve Yeniden Silahlanma Gerçeği

Büyük bir bölgesel savaş, Gazze gibi alanlarda kontrolü değil, kaosu artırır. Kaos ise, silahlanmanın en verimli zeminidir. Trump yönetimi çok iyi biliyordu ki İran’a karşı açılacak bir cephe, Hamas gibi yapıların:

  • Daha fazla destek bulmasına
  • Bölgesel sempatiyi artırmasına
  • Silah ve insan kaynağını yeniden üretmesine

zemin hazırlayacaktı. Yani İran’a saldırı, zincirin en zayıf halkasını koparmak yerine, zincirin tamamını sertleştirecekti.

7. Sonuç: Kumarbazın Elini Titreden Gerçek

Trump’ın İran’a saldırmaktan korkmasının nedeni ahlak, hukuk ya da diplomasi değildir. Nedeni çok daha basittir: Bu kumar kazanılamayacak kadar risklidir. İran, yenilmesi garanti bir ülke değildir; aksine kaybedeni çok, kazananı belirsiz bir çatışmanın merkezidir.

Şaşkın sarı ördek burada bir kez daha karşımıza çıkar. Çok bağırır, çok tehdit eder; ama suyun altındaki gölgeleri gördüğünde yüzemez. Trump, İran dosyasında bağırmış; fakat zarı atmadan masadan kalkmıştır. Çünkü bu masada kaybedilecek olan sadece bir başkanlık değil, bir bölgenin tamamıdır.

SONUÇ:

BİTTİ, DEĞİŞTİ, GERİ GELMEYECEK —
İRAN CAYDIRICILIĞI, VELAYET-İ FAKİH VE ABD’NİN ORTA DOĞU’DA KAPANAN DÖNEMİ

Donald Trump’ın İran’a saldıramadan sahneden çekilmesi, kişisel bir korkaklık anı ya da taktik bir gecikme değildir. Bu olay, ABD’nin Orta Doğu’da mutlak askerî üstünlükle sonuç alma döneminin fiilen sona erdiğinin ilanıdır. Bu ilan ne bir bildirgeyle yapılmıştır ne de resmî bir belgeyle; yapılamayan bir saldırıyla yapılmıştır. Uluslararası siyasette bazen en güçlü mesaj, atılamayan adımdır. İran dosyası tam olarak budur.

1. Trump Gitti, Ama Duvar Yerinde Duruyor komedisi

Trump sonrası ABD yönetimleri İran’a karşı daha “ölçülü”, “diplomatik” ya da “çok taraflı” görünmeye çalışsa da, gerçekte yapılan şey zorunlu bir kabulleniştir. İran’a doğrudan saldırı seçeneği, Trump’la birlikte rafa kalkmamış; Trump’la birlikte gömülmüştür. Bugün Washington’da bu dosya artık “nasıl vururuz” değil, “nasıl anlaşabiliriz” başlığıyla ele alınmaktadır.

Bu çok nettir:
ABD, İran’ı askerî yollarla dize getiremeyeceğini kabul etmiştir.

Bu kabul, geçici bir siyasi tercih değil; kalıcı bir stratejik sınırdır.

2. İran Caydırıcılığı: Tehdit Değil, Sistem

İran’ın Orta Doğu’daki gücü abartı değildir, propaganda değildir, psikolojik harp ürünü değildir. Bu güç; yıllara yayılmış, katmanlı, sabırlı ve kurumsallaşmış bir caydırıcılıktır. En önemli özelliği şudur:
Bu caydırıcılık, tek bir lidere, tek bir orduya ya da tek bir cepheye bağlı değildir.

İran, yenilmesi hâlinde çökecek bir yapı değil; zarar gördükçe sertleşen bir sistem inşa etmiştir.

Trump gibi “hızlı sonuç” takıntılı liderler için bu yapı Asla yıkılamaz olduğu bir gerçektir çünki hızlı sonuç odağı ! Sabır ve zamanın belirsizliğine yenilmek zorundadır.

3. Velayet-i Fakih: Yanlış Okunan Gerçek

Batı’nın ve özellikle ABD’nin en büyük hatalarından biri, Velayet-i Fakih sistemini kişilere indirgemesidir. Bu sistem bir liderden, bir kurumsal figürden ya da tek bir merkezden ibaret değildir. Velayet-i Fakih:

  • İdeolojik bir çerçevedir
  • Kurumsal bir sürekliliktir
  • Toplumsal bir direnç mekanizmasıdır

Bu nedenle bu yapı “yıkılacak”, “çökecek”, “ilk darbede dağılacak” bir rejim değildir. Aksine, dış baskıyla beslendiği tarihsel olarak defalarca kanıtlanmış bir sistemdir. Trump ve çevresindeki şahinler, bu gerçeği geç fark etmiş; fark ettiklerinde ise artık çok geç olmuştur.

Velayet-i Fakih, İran’ın zayıf noktası değil; stratejik omurgasıdır. Bu omurga kırılmadığı sürece — ki kısa, orta ve hatta uzun vadede bu ihtimal yoktur — İran devleti dağılmaz, çözülmez, teslim olmaz.

4. Orta Doğu’da Güç Dengesi Artık Geri Dönmez Biçimde Değişmiştir

Bugün Orta Doğu’da hiçbir büyük aktör, İran’ı yok sayarak strateji kuramaz. Bu bir görüş değil, saha gerçeğidir. İran artık:

  • İzole edilemeyen
  • Tek cephede durdurulamayan
  • Askerî baskıyla hizaya sokulamayan

bir aktördür. Bu durum, İran’ı mutlak hâkim yapmaz; fakat mutlak müdahale edilemez kılar. Güç dengesi tam olarak burada değişmiştir.

ABD’nin müttefikleri bu gerçeği Washington’dan önce anlamıştır. Sessiz diplomasi, gerilimden kaçınma ve arka kapı temasları; korkudan değil, gerçekçilikten doğmuştur.

5. Trump’ın Gerçek Mirası: Gürültülü Bir Çöküş

Trump, İran’a saldırmayarak bir savaşı önlemiş değildir. O, saldıramayarak ABD gücünün sınırlarını ifşa etmiştir. Bu ifşa, Trump’la sınırlı kalmamış; ondan sonraki tüm Amerikan yönetimlerini bağlayan bir mirasa dönüşmüştür.

Bugün ABD’nin İran’a yönelik politikası şudur:

“Değiştiremiyorsan, yönetemiyorsan, Anlaşmaya çalış.”

Bu cümle, bir süper gücün söyleyebileceği en sert itiraftır.

6. Nihai ve Kesin Sonuç

Bu noktadan sonra artık şu gerçek tartışma dışıdır:

  • İran’a karşı topyekûn askerî müdahale mümkün değildir
  • Velayet-i Fakih sistemi dış baskıyla yıkılamaz
  • Orta Doğu’da ABD merkezli tek kutuplu düzen sona ermiştir

Bunlar tahmin değil, tespittir.

Trump’ın bağırarak açtığı dosya, sessizlikle kapanmıştır. Ama dosya kapanırken içinden tek bir sonuç çıkmıştır:
İran, artık tehdit edilen değil; hesaba katılan bir güçtür.

KAPANIŞ

Şaşkın sarı ördek çok bağırdı. Kumarbaz masaya oturdu. Ama zar atılmadı. Çünkü bu masada kaybedilecek olan yalnızca bir el değil, oyunun tamamıydı.

İran, bu oyunu kazanmak zorunda kalmadı. Kaybettirmeyerek kazandı.
Ve Orta Doğu’da bundan sonra hiçbir denklem, bu gerçeği yok sayarak kurulamayacak.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın