İsrail’de son yıllarda hız kazanan tersine göç, işgal politikalarının ve süregelen savaş halinin toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne seriyor. Tel Aviv merkezli +972 Magazine’in, İsrail’in resmi verilerine dayandırdığı rapora göre, son iki yılda 150 binden fazla İsrail vatandaşı ülkeyi terk etti. Mevcut aşırı sağ hükümet döneminde bu sayının 200 bini aştığı belirtiliyor. Veriler, İsrail’in kuruluşundan bu yana ilk kez ülkeyi uzun süreli terk edenlerin sayısının geri dönenleri geçtiğini ortaya koyuyor.
Raporda, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası süreçte göçün belirgin biçimde hızlandığına dikkat çekiliyor. Hamas saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkıcı ve geniş çaplı askeri operasyonları, yalnızca bölgesel bir krizi derinleştirmekle kalmadı; İsrail toplumunda da devlete ve geleceğe dair güveni ciddi biçimde sarstı. 2023’te 82 bin 800 kişi uzun süreli olarak İsrail’den ayrılırken, bu sayı bir önceki yıla kıyasla yüzde 44 artış gösterdi. 2024 boyunca göç eğilimi devam etti, 2025’te ise yaklaşık 70 bin kişi ülkeyi terk ederken yalnızca 19 bin kişinin geri döndüğü kaydedildi.
Analistler, bu tabloyu Siyonist projenin temel varsayımlarının aşınması olarak değerlendiriyor. İsrail’in kuruluşundan bu yana Filistin nüfusu üzerinde kalıcı demografik üstünlük sağlamayı ve sürekli bir asker kaynağı oluşturmayı hedefleyen politikaların, bugün ters etki yarattığına işaret ediliyor. Yahudi göçünü teşvik eden Geri Dönüş Yasası ve ekonomik destekler, uzun yıllar devletin demografik stratejisinin merkezinde yer aldı. Ancak artan güvenlik kaygıları, ekonomik belirsizlik ve bitmeyen savaş hali, İsrail vatandaşlarını ülkeden uzaklaştıran başlıca faktörler haline geldi.
Raporda ayrıca, İsrail’den ayrılanların “yordim” (aşağı inenler) şeklinde damgalanmasının, devletin bu göçü meşru bir tercih değil, ideolojik bir sapma olarak gördüğünü gösterdiği vurgulandı. Yurt dışında yaşayan İsrail vatandaşlarına oy hakkı tanınmaması da bu dışlayıcı yaklaşımın kurumsal bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre artan tersine göç, İsrail’in işgal, güvenlik ve militarizm eksenli politikalarının sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Filistin topraklarındaki baskı ve şiddet politikaları, beklenenin aksine İsrail toplumunu konsolide etmek yerine çözülmeyi hızlandırıyor. Ortaya çıkan tablo, işgalin yalnızca Filistinliler için değil, İsrail devleti ve toplumu için de derin bir siyasi ve demografik kriz ürettiğine işaret ediyor.
