Arap Birliği, İsrail’de kabul edilen ve Filistinli esirlere idam cezası getiren tartışmalı yasaya karşı uluslararası topluma çağrıda bulundu. Ancak yapılan açıklamalar, bölgede artan gerilim karşısında “fiili adım eksikliği” tartışmalarını da yeniden gündeme taşıdı.
Arap Birliği Konseyi’nin olağanüstü toplantısının ardından yapılan yazılı açıklamada, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) acil soruşturma çağrısı yapıldı. Açıklamada, söz konusu yasanın “savaş suçu” teşkil edebileceği ve Filistinlilere yönelik baskı politikalarını derinleştirdiği savunuldu.
Ayrıca uluslararası insan hakları kuruluşlarına, yasayı onaylayan İsrailli yetkililerin evrensel yargı kapsamında yargılanması çağrısı yapıldı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi bünyesindeki soruşturma mekanizmalarının da devreye girmesi istendi.
Öte yandan Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden, İsrail’deki cezaevlerine erişim sağlanması için girişimlerini artırması talep edildi.
Arap Birliği, Parlamentolar Arası Birlik bünyesinde İsrail Meclisi’nin üyeliğinin askıya alınmasını da gündeme getirdi. Açıklamada, İsrail’in yasama faaliyetlerinin “işgal ve ayrımcı politikaları pekiştirdiği” ileri sürüldü.
Tartışmalı idam yasası
İsrail Meclisi tarafından kabul edilen yasa, “İsrail’in varlığını hedef alan saldırılar” kapsamında hüküm giyen kişiler için idam cezasının önünü açıyor. Yasa, kararların oy birliği yerine salt çoğunlukla alınabilmesini öngörmesi nedeniyle de eleştiriliyor.
Ayrıca işgal altındaki Batı Şeria’da askeri mahkemelere idam yetkisi verilmesi ve temyiz yolunun kapalı olması, uluslararası hukuk açısından en çok tartışılan maddeler arasında yer alıyor.
Çağrı var, eylem yok
Tüm bu gelişmelere rağmen Arap Birliği’nin tutumu, kamuoyunda sert şekilde eleştiriliyor. Özellikle sosyal medyada ve siyasi yorumlarda, “sadece açıklama ve çağrı yapmakla yetinildiği” ve somut yaptırım ya da caydırıcı adımların atılmadığı görüşü öne çıkıyor.
Bölgedeki gerilim tırmanırken, birçok yorumcu Arap Birliği’nin etkili diplomatik veya ekonomik adımlar atmamasını “boş gürültü” olarak nitelendiriyor. Eleştirilerin odağında ise şu soru yer alıyor:
Uluslararası çağrılar yeterli mi, yoksa artık sahada gerçek adımlar mı gerekiyor?
