Joe Kent’ten Çarpıcı Açıklamalar

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi eski direktörü Joe Kent, Trump yönetiminin İran’a yönelik askeri harekatını “felaket reçetesi” olarak nitelendirerek görevinden istifa ettiğini açıkladı. İsrail’in Washington üzerindeki sofistike nüfuz ağını kullanarak müzakere zeminini kasten yok ettiğini belirten Kent, İran’ın rasyonel bir devlet gibi hareket etmesine rağmen ABD’nin sonu gelmez bir bölgesel bataklığa sürüklendiği uyarısında bulundu.

Siyaset bilimci Glenn Diesen’in programına katılan ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi eski direktörü Joe Kent, İran’a karşı yürütülen savaşın büyük bir hata olduğunu vurgulayarak istifa sürecini anlattı.

İstifa mektubunda da belirttiği üzere İran’ın ABD’ye yönelik yakın bir tehdit oluşturmadığını ifade eden Kent, “İran, Başkan Trump göreve geldiğinden beri bize saldırmanın eşiğinde değildi; internet erişimi olan herkesin doğrulayabileceği üzere, İranlıların çok hesaplı bir tırmandırma basamağını takip ettiğini izledik” dedi.

Kent, Biden yönetimi döneminde vekalet güçleri üzerinden saldırılar düzenleyen İran’ın, Trump’ın gelişiyle bu saldırıları durdurduğunu ve 12 gün süren savaşa kadar müzakere masasında oturduğunu belirtti. Gece Çekici Harekatı (Operation Midnight Hammer) sonrasında nükleer tesisleri vurulan İran’ın, Katar’daki boş bir alana misilleme yaparak derhal masaya döndüğünü hatırlatan Kent, “Tek yakın tehdit, Dışişleri Bakanı Rubio’nun da ifade ettiği gibi İsraillilerdi; İsrail İran’a saldırdı ve biz bu savaş döngüsünde İranlıların rejime yönelik varoluşsal bir tehdidi anlayacaklarını, hedefin rejim değişikliği olduğunu bildiğimiz için misilleme yapacaklarını biliyorduk” diye konuştu.

“Ortadoğu’da bir başka rejim değişikliği savaşına karşıyım”

Joe Kent, İran rejiminin bir hayranı olmadığını ve Terörle Mücadele Merkezi direktörü perspektifinden bu rejimin bir terör tehdidi olduğunu anladığını belirtmekle birlikte, müdahale yöntemine sert eleştiriler getirdi.

Irak, Afganistan, Suriye ve Libya’da başarısız olan rejim değişikliği taktiklerinin İran’da kullanılmasını “felaket reçetesi” olarak tanımlayan Kent, “Bu tam olarak İsraillilerin istediği şeydi; hükümetimin elinin İsrailliler tarafından bu şekilde zorlanmasını izlemek, parçası olmayacağım bir süreçti” dedi.

Kent, istifasında kişisel gerekçelerinin de rol oynadığını ifade ederek şunları söyledi:

“Irak, Suriye, Yemen ve diğer yerlerdeki savaşlarda savaşmış biri olarak, Ortadoğu’daki gereksiz bir savaşta daha fazla genç Amerikalının hayatını kaybettiğini görmek istemedim; şahsen artık bunun bir parçası olamazdım.”

“İsrail’in Washington üzerinde dokümante edilmiş bir hakimiyeti var”

İsrail’in ABD’nin karar alma mekanizmaları üzerindeki muazzam etkisini açıklayan Kent, bunun birkaç faktörün birleşimi olduğunu dile getirdi.

İsrail’in küçük bir ülke olmasına rağmen Amerikan hükümetini etkilemek için çok sofistike ve katmanlı bir yaklaşım sergilediğini belirten Kent, “Kongre üzerindeki hakimiyetleri iyi dokümante edilmiş durumda; İsrail’i destekleyen Amerikalıları kullanarak siyasi adaylara büyük paralar aktaran aktif siyasi eylem komiteleri var ve bu onlara belirli bir erişim sağlıyor” dedi.

Ortadoğu’da operasyon yapmanın zorluğu nedeniyle İsrail’in yetkin istihbarat servislerine bağımlı kalındığını ifade eden Kent, “Kendi istihbarat toplama sürecimizde onlara çok fazla güvendiğimiz için onlarla gereğinden fazla yakınlaştığımıza inanıyorum; bölgede olup bitenlerin çoğunu anlamadığımız için onların söylediklerini tek geçerli görüş olarak kabul ediyoruz” değerlendirmesini yaptı.

“İsrail, istihbaratı bizi bilgilendirmek değil etkilemek için kullanıyor”

Bölgede uzun süre görev yapmış biri olarak İsrail’in istihbarat paylaşımındaki niyetine dikkat çeken Kent, “İsrailliler istihbaratı bizi bilgilendirmek kadar etkilemek için de kullanıyorlar ve genellikle çok farklı bir hedef peşinde koşuyorlar” değerlendirmeisni yaptı.

Mevcut yönetim döneminde İsrail’in, Başkan Trump ile İranlılar arasındaki müzakere potansiyelini ortadan kaldırmak için etkili bir çalışma yürüttüğünü savunan Kent, Trump’ın nükleer silah karşıtı politikasının İran tarafından da dini fetvalar aracılığıyla kabul gördüğünü belirtti.

İran’ın uranyum zenginleştirme kabiliyetini korumak isteyerek pragmatik bir yaklaşım sergilediğini ifade eden Kent, İsrail’in bu durumu rejim değişikliği hedefi önünde bir engel olarak gördüğünü kaydetti.

“Kırmızı çizgi nükleer silahtan uranyum zenginleştirmeye çekildi”

Joe Kent, İsrail’in çok katmanlı nüfuz ağını kullanarak ABD’nin “kırmızı çizgisini” nükleer silahtan uranyum zenginleştirmeye kaydırdığını dile getirdi.

Önceki yönetimlerde sadece Bakan Pompeo’nun dile getirdiği “zenginleştirmeye hayır” politikasının, Ocak 2025’ten itibaren medya, düşünce kuruluşları ve resmi temaslar üzerinden “zenginleştirme eşittir bomba” denklemiyle Trump’a kabul ettirildiğini belirtti.

Kent, “Başkan Trump’ı yeni politikasının zenginleştirme karşıtlığı olduğuna ikna ettiler ve şimdi kendimizi bu bataklıkta bulduk; nükleer tesisleri vuruyoruz, zenginleştirme kabiliyetlerini ellerinden alıyoruz ama İsrailliler hemen ‘hala uranyum var, bombalamak yetmez, sahaya inip fiziksel olarak kontrol etmeliyiz’ diyerek bizi kara harekatına zorluyor” dedi. Kent, bu yapıyı “İsrail yanlısı yankı odası veya ekosistemi” olarak tanımladı.

“İranlıların rasyonel hesaplar yapan bir devlet olduğu gerçeği göz ardı ediliyor”

İran’ın sivil nükleer programı etrafında şeffaflık sağlanması durumunda bir anlaşmanın mümkün olduğunu ancak bu sürecin bölgesel vekiller, balistik füzeler ve dronlar gibi diğer konularla ilişkilendirilerek kasten imkansız hale getirildiğini belirten Kent, “İsrailliler kırmızı çizgiyi sürekli hareket ettirmekte çok başarılılar” dedi.

İran’ın Trump göreve geldikten sonra vekalet güçlerini kontrol altına alabildiğini kanıtladığını söyleyen Kent, “İran’ın müzakere edilemez psikopat cihatçılardan oluştuğu fikrini destekleyen hiçbir veri yok; tırmandırma basamaklarına riayet edeceklerini gösterdiler” diye konuştu.

Rejimin güç kullanarak devrilmeye çalışılmasının sadece onu güçlendirdiğini savunan Kent, “Actual stratejik hedefimiz ne? Uranyumu mu almaya çalışıyoruz yoksa İsrail’in peşinden giderek rejimi kaotik bir savaş durumuna mı sokuyoruz?” sorusunu sordu.

“İsrail ordusu istihbarat sürecini baypas ederek karar alıcıları manipüle ediyor”

Üst düzey karar vericilerin askeri geçmişleri yoksa yoğun iş yükü nedeniyle bu konuları derinlemesine incelemeye vakit bulamadıklarını belirten Kent, İsrail’in bu boşluğu çok iyi değerlendirdiğini söyledi.

Mossad gibi istihbarat kurumlarının sağladığı bilgilerin normalde CIA tarafından titiz bir süzgeçten geçirilmesi gerektiğini ancak İsrailli yetkililerin doğrudan siyasi kanalları kullanarak istihbarat sürecini baypas ettiğini ifade eden Kent, “Doğrudan üst düzey yetkililerimize gidip istihbarat konuşmak yerine ‘Ayetullahların bombayı almasına iki hafta kaldı, sorumlusu siz mi olacaksınız?’ gibi duygusal baskılar kuruyorlar” diye konuştu.

İsrailli yetkililerin birçoğunun çifte vatandaş olması ve Amerikalı gibi konuşmalarının bir dezavantaj yarattığını belirten Kent, “Onlarla çok rahat hissediyoruz ve bu bizim zayıf noktamız; Ortadoğu gibi her şeyin yabancı geldiği bir bölgede yabancı hissettirmeme konusunda çok başarılılar, bu erişimi kendi lehlerine kullanıyorlar ve biz buna karşı tetikte olmalıyız” uyarısında bulundu.

“Washington DC’nin varsayılan ayarı savaşa programlıdır”

Trump’ın “ebedi savaşları” bitirme vaadiyle gelmesine rağmen neden İran’la savaşa girdiğine dair soruyu yanıtlayan Kent, Washington’daki “savaş yanlısı önyargıya” dikkat çekti.

“Askeri-endüstriyel kompleks Washington’un üzerine kurulduğu temeldir; yeni bir savaş başlatmak veya vekil grupları silahlandırmak istediğinizde çok az dirençle karşılaşırsınız” diyen Kent, bunu kentin “partiler üstü fabrika ayarları” olarak tanımladı.

Trump örneğinde ise İsrail lobisinin başkanın kişisel imajı ve psikolojisi üzerinden hareket ettiğini dile getiren Kent, “Ona ‘Venezuela’da muhteşem iş çıkardın, tarihi bir başarıydı, İran 47 yıldır her yönetime bela oldu, bunu sadece senin gibi güçlü biri bitirebilir, bu senin tarihteki yerin’ diyerek onu tuzağa çektiler” ifadelerini kullandı.

Kent, Trump’ın içgüdülerinin “tuzağa düşme” dediğine inandığını ancak lobi faaliyetlerinin bu içgüdüleri bastırdığını sözlerine ekledi.

“İranlılar kaybetmeyerek kazanabileceklerini biliyorlar”

İran’ın stratejisini değerlendiren Kent, Tahran’ın son yirmi yıldaki savaşları inceleyerek “kaybetmeyerek kazanma” mantığını benimsediğini belirtti.

Hava saldırılarının rejimi zayıflatmak bir yana, ona olan halk desteğini artırdığını ve liderlik kadrosunun derinliğini koruduğunu ifade eden Kent, “Dron ve balistik füze üretimini dağıtma konusunda etkileyici bir iş çıkardılar; Hürmüz Boğazı’nın haritasına bakan herkes, arada sırada bırakılacak bir dronun veya mayının dünya enerji piyasasını altüst etmeye yettiğini görebilir” dedi.

İran’ın Çin gibi güçlerle dolar dışı ticaret yaparak Hürmüz Boğazı’nı açık tutma kozunu kullandığını hatırlatan Kent, “İranlılar bu savaşın uzadıkça popülerliğini yitireceğini biliyorlar; şu an Suudi Arabistan gibi müttefiklerimizle olan ilişkilerimizde çatlaklar görüyoruz ve İranlılar minimum çabayla bizden çok daha uzun süre dayanabileceklerini fark ettiler” değerlendirmesini yaptı.

“Hürmüz Boğazı’nı askeri güçle açık tutmak sürdürülebilir değil”

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı zorla açık tutma kapasitesine ilişkin şüphelerini dile getiren Kent, bunun maliyet ve siyasi sermaye açısından sürdürülemez olduğunu vurguladı.

“Askeri olarak geçici bir süre için bir koalisyonla boğazı açabiliriz ancak İranlılar kısa sürede toparlanıp direniş taktikleriyle boğazı tekrar güvensiz hale getirirler” diyen Kent, çözümün askeri güç değil müzakere masası olduğunu vurguladı.

Trump’ın sürdürülebilir bir anlaşma istediğini ancak İsraillileri dizginlemediği sürece bunun imkansız olduğunu belirten Kent, “Başkan ne zaman gerilimi düşürme ve müzakere mesajı verse, İsrailliler saatler içinde başkanın ‘vurmayın’ dediği enerji altyapılarını bombalıyorlar; çünkü Trump’ın kendilerini kenara itecek bir anlaşma yapmasından dehşete düşüyorlar” dedi.

“İsrail yönetici koltuğunda oturuyor, bedeli biz ödüyoruz”

Pek çok analistin aksine, İsrail’in ABD’nin elini zorladığından emin olduğunu ifade eden Kent, rejim değişikliği gibi daha önce hiç çalışmamış bir hedefin peşinden gidilmesinin bunun kanıtı olduğunu söyledi.

Kent, “Savaşın başında başkan bile İsraillileri durduramadığımızı itiraf etti ki bu çok saçma; onların savunmasını biz ödüyoruz, onlara ofansif kabiliyet veriyoruz ama bu dengesiz ilişkide onlar bizim hükümetimiz üzerinde muazzam kararlar alıyorlar” dedi.

Savaşın maliyetinin yanı sıra 13 Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Kent, “İsrailliler, kendi hedefleri için yürütülen bu savaşta bu kadar kayıp vermedi” eleştirisinde bulundu.

“Anlaşmanın ilk şartı İsrail’in saldırganlığını durdurmaktır”

Joe Kent, olası bir barış anlaşmasının mimarisini çizerken ilk adımın İsrail’i dizginlemek olduğunu belirtti.

“İranlılara ve Körfez ülkelerine İsrail’i durduracağımızı, ofansif operasyonlar için askeri yardımı keseceğimizi göstermeliyiz; İsrail’e ‘eğer saldırıya devam ederseniz yardımı tamamen keseriz’ demek zorundayız” diyen Kent, aksi takdirde İranlıların ABD’yi ciddiye almayacağını kaydetti.

Güven tesis edildikten sonra İran’ın petrol ve doğalgaz satışına yönelik yaptırımların kaldırılmasıyla ekonomisinin yeniden inşasına izin verilmesi gerektiğini söyleyen Kent, “Onlara talep ettikleri savaş tazminatını veremeyiz ama yaptırım muafiyeti ve İsrail’in durdurulması onları masaya getirebilir; bu, bölgede 40 yıldır süren verimsiz savaşlar döngüsünden çıkmak için tek şansımızdır” dedi.

“Rejim değişikliği takıntısı olanlar dış politika çevrelerinden ihraç edilmelidir”

Geçmişteki başarısız müdahalelerden ders çıkarılmadığını vurgulayan Kent, “7 bin mil öteden gelip tamamen farklı bir kültürde silah zoruyla lider indirip özgürleştirici olarak karşılanacağımızı düşünmekten kaç kez vazgeçmemiz gerekiyor?” diye sordu.

Rejim değişikliğini savunan isimlerin dış politika yapıcıları arasından uzaklaştırılması gerektiğini belirten Kent, bölgedeki gerçek ihtiyacın demokrasi değil, terörle mücadele işbirliği ve ticaret akışının korunması olduğunu söyledi.

“Demokratik düzen, kadın hakları veya ahlak dersi vermeye kalktığımızda işler karmaşıklaşıyor ve sonu gelmez bir müdahale döngüsüne giriyoruz; bölgenin önemli olduğunu kabul ediyorum ama dünyadaki diğer gelişmeler kadar önemli değil” diyen Kent, stratejik önceliklerin doğru belirlenmesi gerektiğini kaydetti.

“Suriye’de kendi yarattığımız yangını söndürmeye çalışıyoruz”

Suriye ve Irak’taki müdahalelerin zincirleme felaketlere yol açtığını anlatan Kent, Irak işgalinin IŞİD ve el-Kaide’yi doğurduğunu, Saddam’ın devrilmesiyle İran yanlısı bir yönetimin kurulduğunu hatırlattı.

“Irak’ta Tahran’dan Şam’a uzanan bir Şia hilali yarattık ve sonra kendi başlattığımız yangını söndürmek için Suriye’ye müdahale ettik” diyen Kent, Suriye’de en etkili savaşçılar olarak el-Kaide bağlantılı unsurların silahlandırıldığını belirtti. Hillary Clinton’ın sızan e-postalarında “el-Kaide Suriye’de bizim yanımızda” dediğini hatırlatan Kent, bu grupların daha sonra IŞİD’e dönüştüğünü ve ABD’nin tekrar müdahale etmek zorunda kaldığını anlattı.

“Ahmed Şaraa’nın meşrulaştırılması stratejik bir hatadır”

Suriye’nin mevcut geçici lideri Ahmed Şaraa (Ebu Muhammed el-Colani) hakkında konuşan Kent, Şaraa’nın IŞİD’den ayrılıp Suriye odaklı bir yapı kurarak kendisini yeniden markaladığını söyledi.

“Onu bir kozmopolit lider gibi göstermeye çalışıyorlar ama ben Şaraa’ya ve hükümetine güvenmiyorum” diyen Kent, bu noktaya gelinmesinin sebebinin İsrail’in Esad’ı devirme isteği ve ABD’nin bu yolda radikal grupları desteklemesi olduğunu belirtti.

Kent, “Bütün bu tarihi bilirken nasıl oluyor da Ortadoğu’da bir başka ülkede aynı rotaya giriyoruz?” sorusuyla tepkisini dile getirdi.

“İsrail ve Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları çatışmaya gebedir”

Suriye’nin geleceğine dair iyimser olmadığını ifade eden Kent, bölgedeki ilk patlama noktasının Türkiye ile İsrail arasında olacağını öngördü.

“İsrail Esad’ın gitmesini istiyordu ama şimdi sınırındaki Şaraa ve HTŞ’den, özellikle de onların Türklerle olan yakınlığından dolayı dehşete düşmüş durumdalar” dedi.

Hizbullah’ın, sınırda bir Sünni el-Kaide yönetimi kurulmasıyla halk desteğini yeniden kazandığını belirten Kent, Şaraa’nın Türkiye ve İsrail gibi iki “efendi” arasında tehlikeli bir denge oyunu oynadığını kaydetti. Kent, binlerce IŞİD mensubunun Suriye toplumuna geri karışmasının bölge altında saatli bir bomba oluşturduğunu sözlerine ekledi.

“İsrail kendini köşeye sıkışmış hissederse nükleer silaha başvurabilir”

Nükleer uzman Ted Postol’un uyarılarına katılan Kent, İsrail’in savaşı kaybetme korkusuyla nükleer seçeneğe yönelebileceği ihtimalini değerlendirdi.

İran’ın bir nükleer “eşik devlet” olduğunu ve saldırıya uğraması halinde çok kısa sürede bir bomba imal edebileceğini belirten Kent, “İran’daki sertlik yanlıları haklı çıktıklarını düşünüyorlar; onlara göre Amerikalılar ve İsraillilerle müzakere edilemez ve tek çözüm Kuzey Kore modelidir” dedi.

Nükleer silah söyleminin bir “kendi kendini gerçekleştiren kehanete” dönüştüğünü savunan Kent, İsrail lobisinin iddia ettiğinin aksine İran’ın ABD’ye ulaşacak nükleer başlıklı füze kapasitesinden hala çok uzak olduğunu ancak bölgesel riskin devasa olduğunu vurguladı.

“Çin bu savaşın en büyük kazananıdır”

Büyük güç rekabeti açısından bakıldığında Çin’in mevcut durumdan en kârlı çıkan aktör olduğunu belirten Kent, “Pasifik’teki askeri gücümüzü çekip tekrar Ortadoğu bataklığına gömdük; Çin şu an Tayvan’a müdahale etmeye her zamankinden daha yakın” dedi.

İran’ın Hürmüz Boğazı geçiş ücretlerini Yuan ile tahsil etmeye başlamasının petro-dolar sistemine ve rezerv para birimi olarak dolara doğrudan tehdit olduğunu ifade eden Kent, “Bu Çin’in uzun vadeli stratejisine hizmet ediyor” diye konuştu.

Rusya dinamiğinin de benzer olduğunu söyleyen Kent, “Rusya’ya, Ukrayna’da bize yaptıklarını yapma fırsatı verdik; enerji fiyatlarının yükselmesi Rus petrolünü tekrar pazarın vazgeçilmezi kıldı ve yaptırımları etkisizleştirdi” dedi.

“Trump ya İsrail’i durduracak ya da bu döngüde yok olacağız”

Savaşın sonuna dair bir öngörüde bulunan Kent, İsrail dizginlenmediği sürece ABD’nin yeni bir şiddet sarmalına mahkum olduğunu söyledi.

“Trump bu gece bir açıklama yapacak; ya ‘boğazı açın, biz gidiyoruz’ diyecek ya da savaşı tırmandıracak” diyen Kent, kara harekatı seçeneğinin Amerikan halkında büyük bir duygusal tepki ve “başladığımız işi bitirelim” baskısı yaratacağından endişe ettiğini belirtti.

Kent, “Komando baskınlarıyla uranyumu ele geçirmek gibi senaryolar konuşuluyor ama başarılı olsa bile bu bizi döngüden çıkarmaz; İsrail altı ay sonra yeni bir taleple geri gelecektir” dedi.

Joe Kent, stratejinin yerini duygusal sloganların aldığı Batı liderliğinin bir felakete doğru ilerlediğini vurgulayarak mülakatı sonlandırdı.

Bu Haberi Paylaş
1 Yorum