İran’a karşı ABD-İsrail ortak Epstein Çetesi tarafından başlatılan savaşın 26. Gününe girmiş bulunuyoruz.
Savaş son şiddetiyle devam etmesine rağmen İran’ın düşmanları hiç bir hedeflerine ulaşabilmiş değiller. İslam Cumhuriyeti eskisinden daha güçlü bir şekilde ayaktadır.
Müslüman İran halkı şimdiye kadar hiç olmadığı kadar birbirine kenetlenmiş ve savaş cephesinin önemli bir faktörü olarak İslam Nizamının, İnkılap Liderinin, askeri güçlerin yanında olduğunu ispatlamak için her gün onlarca şehid veriyor ama meydanları terketmiyor.
Askeri güçlerin düşman karşısındaki direnişi ve karşı saldırıları kimsenin beklemediği düzeyde devam etmekte ve düşmana yeni sürprizler yaşatmaktadır. Hürmüz Boğazını düşman ülkelere kapatarak körfezden enerji akışını büyük ölçüde azaltmakta ve böylece başta ABD olmak üzere dünya enerji piyasalarını baskı altında tutmaktadır.
Epstein Çetesi girdiği bataklıktan kurtulmanın yollarını aramaktadır. İran’a komşu bölge ülkeler hükümetleri aracılığı ile ateşkes ve anlaşma peşinde olduğunu artık gizlemiyor.
İran silahlı kuvvetlerinin füze ve ihalar kullanarak Filistin’i işgal eden Siyonist rejimin askeri, istihbarat ve lojistik merkezlerine ilaveten ABD’ye topraklarını ve askeri imkanlarını kullandıran ülkelerdeki üslere yönelik saldırıları ise başarıyla devam etmektedir.
Gelinen aşamada hedeflerine ulaşamayan saldırgan ABD-İsrail geri adım atmak zorunda kalarak ateşkes yolları ararken Suudi Hanedanlık Rejimi ile BAE Şeyhliği ise son günlerde Epstein Çetesini İran’a karşı kara savaşı açmaya teşvik ediyorlar.
Rejimlerinin güvenliği ve varlığını ABD’ye borçlu olan bu hanedanlıklar efendileri ABD’nin İran karşısındaki yenilgisini bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Çünkü ABD’nin bölgeyi terketmesi durumunda kendi halklarının itirazları ve ihanetlerinden dolayı İran’ın cezalandırmasıyla yüz yüze geleceklerini şimdiden görüyorlar. Bunun için de ABD ve İsrail’den daha çok İran’a kara saldırısı başlatmaya hevesli görünüyorlar.
Ancak ABD böyle bir kara saldırısına istekli değil. Çünkü ABD 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana Kore Yarımadası, Vietnam, Afganistan ve Irak’ta girdiği kara savaşlarının hiç birinden sonuç alamamışken İran’a karşı böyle bir savaşta onbinlerce askerini kaybetmeyi göze alamıyor.
ABD katılmadan körfezdeki bu kukla rejimler Mısır, Ürdün ve öteki Arap ülkeleri orduları ile kara güçleri toplamının da İran karşısında bir varlık gösteremeyeceği açıktır. Çünkü bu ülkeler daha önce Saddam Rejimi tarafından 1980 yılında başlatılan ve sekiz yıl süren savaşa doğrudan ve dolaylı olarak katılmış ve hep birlikte yenilmişlerdi. Denediklerini yeniden denemeye kalkışmaları aptallık olur.
Suudi ve BAE başka bir çılgınlığa daha kalkışarak İran’a karşı Sünni ülkeler ordularını kiralama deliliğine başvurup mezhep savaşı başlatmaları durumunda ise karşılarında İran, Irak ve Yemen’in dört milyonluk bir askeri kara gücüyle savaşmak zorunda kalırlar.
Güneyden harekete geçecek Yemen’in bir milyonluk cesur ordusu İsrail sınırına kadar Arabistan topraklarını kısa sürede fethedebilir ve Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb Boğazını kontrolüne geçirebilir. Zaten İsrail ile sınır olmaya can atan Yemenli mücahitler tetikte bekliyorlar.
Kuzeyde ise halihazırda zaten ABD ve İsrail ile sınırlı çatışmalar halinde olan Haşdi Şa’bi ordusuna resmi Irak ordusu da katılması da an meselesidir.
Neresinden bakılırsa bakılsın bir kara savaşında herkesten önce Suudi hanedanlığı ve Körfez kıyısındaki öteki şehlik ve emirliklerin köksüz varlığı sona erecektir.
Devam eden savaş hangi şartlarda sona ererse ersin bölge 28 Şubat 2026 öncesi dengelere asla geri dönmeyecektir. Düşmana yataklık yapanlar, düşmanı İran’a saldırmaya teşvik edenler, askeri varlıkları ve silahlarını düşmanın emrine veren hainler er veya geç cezalarını bulacaktır. Bu ülkeler halkları bu hakaret, aşağılık ve zillete daha fazla tahammül etmeyecektir.
Ziya Türkyılmaz
