RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Karlov Cinayetinin Emrini İsrail Mi Verdi?

Karlov Cinayetinin Emrini İsrail Mi Verdi?
30.12.2016 © RAST HABER

Fransız analist Thierry Meyssan “Doğu Halep’ten sonra İdlib’i kurtarmak” başlıklı yazısında dikkat çekici iddialar, kayda değer tespitlerde bulunuyor.Voltairenet’de yayınlanan yazıda Meyssan, Moskova’nın Türkiye ve Katar’ı yanına çekmesi karşısında telaşa kapılan Tel Aviv’in bu telaşla Ankara’da Büyükelçi Andrey Karlov’un öldürülmesi emrini verdiğini iddia ediyor.

Eğer bu iddia doğru ise, en azından İsrail’in Suriye’de problemin İran, Rusya, Türkiye’nin dahil olduğu bir eksen ile çözüm güzergahına girmiş olması karşısında böyle bir konumda olması durumu, Rusya ile Siyonist İsrail arasında çok ciddi bir karşıtlığın olduğunu ortaya koyar. Zira İsrail’in Avrasya üzerinde bir takım planlarının olduğu biliniyordu.Gerçekten Rusya’nın Ankara’daki Büyükelçisinin öldürülmesinde bir şekilde payının olabileceği ihtimali bile, İsrail’in Batı Asya’da olduğu gibi Avrasya’da da önünün kapalı olduğunu gösterir. Böylece Siyonist İsrail’in konumunun giderek daha fazla çıkmaza girdiğini söylemek mümkün.

Söz konusu yazının tamamı:

Doğu Halep’ten sonra İdlib’i kurtarmak

Doğu Halep’in kurtarılması, Suriye Arap Cumhuriyetinin devrilmesi girişiminin sonunu işaret ediyor. Bu, ancak Katar’ın el etek çekmesi ve Türkiye’nin kısmen yön değiştirmesiyle mümkün olabildi. NATO’nun hizmetindeki cihatçıların işgali altında kalan Suriye’nin sadece bir kesimi kaldı. Dolayısıyla da gelecekteki askeri zaferler ve savaşın sona ermesi, Atlantik İttifakının üyeleriyle başlayan gizli müzakerelere bağlı olacaktır.

Doğu Halep’in Suriye Arap Ordusu tarafından kurtarılması ancak bazı yabancı aktörlerin cihatçıları desteklemeye son vermeyi kabul etmesiyle mümkün olabildi. Bu aktörlerin geri çekilmeleri konusu, Suriye Arap Cumhuriyeti değil ancak Rusya Federasyonu tarafından müzakere edilebilir.

Moskova, Katar’ı yolundan döndürmeyi ve müttefiklerinden biri haline getirmeyi başardı. Yaşanan bu U dönüşü, Aralık ayı başında Moskova’nın Rosneft’in sermayesinin beşte birini Doha’ya satmasıyla daha da somutlaştı. Rusya’nın övünç kaynağı Rosneft, dünyanın en büyük şirketi. İgor Seçin ve Vladimir Putin, sözde Rusya’nın bütçe açığını kapatmak gerekçesiyle bu satış işlemini gerçekleştirerek, dünyanın iki en büyük gaz ihracatçısının enerji politikalarını ayrılmayacak şekilde birleştirmişlerdir. Bunun üzerine Katar, geçen Mayıs ayından beri Brüksel’deki NATO merkezinde bir daimi temsilciliğe sahip olmasına rağmen, cihatçılarını yalnız bırakmıştır.

Diğer gelişme ise Türkiye’ye ilişkindir. Bu ülke her ne kadar Devlet olarak NATO üyesi olmayı sürdürse de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şahsen Washington’un rakibi haline gelmiştir. Son genel seçimlerden beri, sonuncusu 15 Temmuz’da olmak üzere CİA bugüne kadar onu dört kez öldürmeye çalıştı. Dolayısıyla Moskova, Türkiye’yi ABD’den ayırmak için Erdoğan’dan yararlanmaya çalışmaktadır.

Çok karmaşık ve biraz zaman alacak da olsa, bu manevra Tel Aviv’i telaşlandırmış ve Ankara’da Büyükelçi Andrey Karlov’un öldürülmesi emrini vermesine yol açmıştır. Cinayet, ABD’nin dördüncü en büyük gazetesi ve Siyonist lobinin en sert sözcüsü New York Daily News tarafından memnuniyetle karşılanmış ve kutlanmıştır. Belki de aynı şekilde, aynı gün Rus Dışişleri Bakanlığı Latin Amerika Bürosu Müdürü Pyotr Polşikov’un Moskova’da kurşunlanarak öldürülmesi emrini de Tel Aviv vermiştir.

Moskova, bir ara Karlov’un ölümünün, katilinin bir dönem koruma polisliğini yaptığı Erdoğan’ın ikili oyunu olduğunu düşündükten sonra, muhtemelen onunla hiçbir bağlantısının olmadığını tespit etti. Bunun üzerine Vladimir Putin, Rusya’nın ve yurtdışındaki temsilciliklerindeki güvenlik önlemlerini arttırdı. Yaşanan bu serüven, görünen aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artık ülkesinde duruma hakim olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Doğu Halep’te NATO’ya ait bir sığınakta yabancı subayların yakalanması, çatışmanın geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Özellikle İngiliz, ABD’li, Fransız, Suudi ve Türk vatandaşları söz konusu. Büyükelçi Beşar Caferi, 14 ismin yer aldığı kesin olmayan bir listeyi kamuoyuna açıklayarak NATO’yu sorumluluğunu üstlenmeye davet etti. Bu adım, Şubat 2012’de Baba Amr’da İslam Emirliği’nin kuşatılması sırasında, Suriye’nin Fransa ve Türkiye ile karşılıklı müzakeresinde öngörülenden çok daha farklıdır. Şam o dönem kırka yakın Türk ve yirmiye yakın Fransız subayı bağlı oldukları ordulara, Lübnan sınırında ya Mikail Fradkov (Rus istihbarat servisi başkanı) aracılığıyla ya da doğrudan Amiral Edouard Guillaud’a (Fransız Genelkurmay Başkanı) teslim etmişti. Ancak François Hollande, Nicolas Sarkozy’yle varılan mutabakatı çiğnemişti.

Doğu Halep’te bir NATO sığınağının varlığının ortaya çıkması, cihatçıların eşgüdümünün İzmir’de bulunan NATO’ya bağlı LandCom tarafından sağlandığına ilişkin söylediklerimizi doğruluyor. Oysa Atlantik İttifakının en yüksek organı Kuzey Atlantik Konseyi, bu operasyona hiçbir zaman onay vermedi. Washington, Ağustos 2011’deki Trablus (Libya) saldırısında olduğu gibi, bazı üyelerinden habersiz olarak NATO imkanlarını kullandı. Artık ABD, çevresinde bir daimi koalisyonun olmadığı ama yalnızca Washington’un belirlediği hedeflere göre oluşturulan alakart koalisyonlar olduğuna ilişkin Rumsfeld doktrinini uyguluyor.

Suriye’nin kurtarılması süreci Idlib’te sürdürülmelidir. Bu vilayet bugün, bir ortak komuta altında hareket etmeyen birçok cihatçı grubun işgali altındadır. Cihatçılar kendilerini ve hatta sivil halkı yönetmekten aciz oldukları için bölge, sözde STK’lar aracılığıyla fiili olarak NATO tarafından yönetilmektedir. En azından ABD’li bir sivil toplum kuruluşunun geçen ay yaptığı tespit bu şekildedir. Buradaki cihatçıları yenebilmek için, öncelikle onların tedarik yollarının kesilmesi yani Türk sınırının kapanması gerekmektedir. Rus diplomasisi bundan sonra bu konuya odaklanacaktır.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER