Mearsheimer: Savaş Ancak ABD’nin Yenilgiyi Kabul Etmesiyle Sona Erecek

Uluslararası ilişkiler alanının önde gelen teorisyenlerinden John Mearsheimer, kapsamlı bir söyleşide savaşın dengelerinin tamamen İran lehine değiştiğini belirterek, bundan sonra savaşın ancak ABD’nin aşağılayıcı bir yenilgiyi kabul etmesiyle sona ereceğini ifade etti.

Fars Haber Ajansı’nın analizine göre, Chicago Üniversitesi öğretim üyesi ve ABD siyasi yapısındaki Siyonizm lobisinin etkisini sert şekilde eleştiren isimlerden biri olan Mearsheimer, İran’ın mantıklı ve tutarlı bir strateji izleyerek zamanla kozlarını sahaya sürdüğünü, güç dengesinin artık İran lehine olduğunu ve zamanın da bu aktörün lehine işlediğini vurguladı.

Mearsheimer’a göre savaşın sona ermesi, ancak ABD’nin büyük ve somut tavizler vermesi ve Donald Trump’ın aşağılayıcı bir yenilgiyi kabul ettiğini açıkça ilan etmesiyle mümkün olacaktır.

Savaşın Dengesi İran Lehine, İsrail Aleyhine Değişti

Mearsheimer, değerlendirmesinin başında İran’ın Körfez ülkelerine baskı uygularken eş zamanlı olarak İsrail’e ağır ve yıpratıcı zararlar verebilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Ona göre temel mesele, İran’ın hâlâ önemli bir füze ve saldırı kapasitesine sahip olması, buna karşılık İsrail’in giderek savunma ve önleme füzelerinde azalma yaşamasıdır.

Bu nedenle yıpratma savaşında denge İsrail aleyhine işlemektedir. İran, İsrail’in altyapılarını, hassas merkezlerini ve ülke içlerini sürekli baskı altında tutmayı başarmış ve Tel Aviv için savunma maliyetini ciddi şekilde artırmıştır. Bu durum, savaşın dengesinin İran lehine değişmesi için yeterlidir.

Tüm Senaryolarda Baskı Unsuru İran’ın Elinde

Bu önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanı, hem askeri hem de ekonomik açıdan ABD’nin seçeneklerinin ciddi biçimde sınırlı olduğunu ifade etmektedir.

Bir yandan, İran’a yönelik kara harekâtı seçeneğinin pratikte uygulanabilir olmadığını vurgulamakta; 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgalinin, böyle bir operasyon için yüz binlerce asker, ağır birlikler ve aylar süren lojistik hazırlık gerektiğini gösterdiğini belirtmektedir.

Dolayısıyla birkaç bin ya da hatta on binlerce askerin Hark Adası veya Hürmüz Boğazı’ndaki adalara gönderilmesiyle sonuç alınamayacağını ifade etmektedir.

Diğer yandan, böyle bir senaryo varsayılsa bile ABD ciddi bir stratejik çelişkiyle karşı karşıyadır: Washington, İran’ı hedef alırken aynı zamanda küresel enerji piyasasında İran petrolüne ihtiyaç duymaktadır ve bu nedenle enerji altyapısını tamamen yok edemez. Çünkü bu durum petrol fiyatlarında ciddi sıçramaya ve küresel ekonomik krize yol açacaktır.

Bu nedenle Mearsheimer’a göre ne kara harekâtı seçeneği uygulanabilir durumdadır ne de enerji baskısı aracı tamamen ABD’nin kontrolündedir. Bu bağlamda İran, enerji piyasasındaki konumu sayesinde ABD üzerinde etkili bir baskı aracı bulundurmaktadır.

İran “Zamanı” Bir Koz Olarak Kullanıyor

Mearsheimer, bu savaşta “zaman” unsurunun yapısal olarak İran’ın lehine işlediğine dikkat çekmektedir.

Ona göre çatışma uzadıkça ABD üzerindeki ekonomik ve siyasi baskılar artmaktadır. Enerji piyasasındaki dalgalanmalar, artan maliyetler ve finansal istikrarsızlık Washington’u zor bir duruma sokmaktadır.

Buna karşılık İran, planlı ve hesaplı şekilde hareket ederek ve uygun zaman ile mekânda kozlarını kullanarak daha güçlü bir pazarlık pozisyonu elde etmektedir.

Mearsheimer’a göre bu süreç, Trump’ı giderek çaresizliğe sürüklemektedir. Çünkü ne kolayca zafer ilan edebilmekte ne de savaşın artan maliyetlerini kontrol altına alabilmektedir.

Bu şartlar altında İran’ın anlaşmaya hızlı ulaşmak için bir motivasyonu bulunmamakta, aksine savaşı uzatmayı karşı taraf üzerindeki baskıyı artırmanın ve daha fazla taviz elde etmenin bir yolu olarak görmektedir.

Savaşın Sonu: ABD’nin Aşağılayıcı Yenilgiyi Kabul Etmesi

Mearsheimer, İran ile ABD’nin talepleri arasındaki büyük fark nedeniyle gerçek anlamda bir müzakere zemininin neredeyse bulunmadığını savunmaktadır.

Daha önce Ukrayna savaşı için de dile getirdiği gibi, tarafların talepleri birbiriyle bağdaşmaz durumdadır ve bu nedenle hızlı, dengeli ve onurlu bir anlaşma ihtimali oldukça düşüktür.

Bu koşullarda savaşın sona ermesinin tek gerçekçi yolu, ABD’nin ve özellikle Trump’ın İran’a önemli tavizler vermesidir.

Ancak Mearsheimer’a göre bu durum, dengeli bir uzlaşma değil; Washington açısından aşağılayıcı bir yenilginin kabulü anlamına gelmektedir.

Bu noktada temel düğüm ortaya çıkmaktadır: Savaşın sona ermesi ABD’nin geri adım atmasına bağlıdır, ancak bunun siyasi maliyeti Trump için oldukça ağırdır.

ABD Savaşın Başından İtibaren Bir Bataklığa Sürüklendi

Mearsheimer’a göre ABD’nin temel hatası, hızlı ve kesin bir zafer elde edeceği düşüncesiyle savaşa girmesidir.

Bu tür “hızlı darbe” senaryoları tarih boyunca sıkça görülmüş ve çoğu zaman çıkmaza sürüklenmiştir.

Bu senaryonun gerçekleşmemesiyle birlikte savaş kaçınılmaz olarak yıpratma aşamasına girmiştir.

Mearsheimer’a göre bu aşamada İran, asimetrik kapasitesi ve çeşitli baskı araçları sayesinde üstün konuma geçmiştir.

Bu durumda, siyasetçilerin genellikle tercih ettiği “zafer ilan edip geri çekilme” seçeneği de işlemez hale gelmiştir. Çünkü karşı tarafta bağımsız hareket eden ve baskıyı sürdüren bir aktör vardır.

İran, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını hedef almakta ve kolayca bir “zafer anlatısı” oluşmasına izin vermemektedir.

Bu nedenle Mearsheimer’a göre ABD öyle bir duruma düşmüştür ki ne gerçek bir zafer kazanabilmekte ne de sembolik bir zafer ilan ederek savaştan çıkabilmektedir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın