RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Moskova Deklarasyonu Yeni Bir Dünya Düzeni Başlangıcı mı?

Moskova Deklarasyonu Yeni Bir Dünya Düzeni Başlangıcı mı?
26.12.2016 © RAST HABER

Allah’ın adıyla

Milletlerin kaderini şekillendirmiş, tarihin akışını değiştirmiş, tüm bölgesel ve küresel dengeleri altüst etmiş siyasi olay ve antlaşmaların pek çoğu genel halk açısından yaşandığı an itibariyle hak ettiği değer ve önemi görememiştir. Genel açısından bu tür olay ve antlaşmaların ne manaya geldiği bu olayların sonuçları açığa çıktıkça anlaşılmıştır.

İran, Rusya ve Türkiye arasında “Suriye eksenli” olarak imzalanan “Moskova Deklarasyonu” kanaatimce bu türden bir gelişmedir. Mutabakatın sahaya ne kadar yansıyabileceği ve özellikle de Türkiye’nin yol, yöntem, ideoloji, sosyal ve siyasal şartları itibariyle imzasının ardında hangi oranda sabit durabileceği konularına gerekli rezervleri koyarak (ki bu iki durumu ancak bekleyerek gözetleyebileceğiz) şu tespiti yapmakta bir beis görmüyorum: “Moskova Deklarasyonu, öncelikle bölgesel yeni bir Ortadoğu düzeninin ve buna bağlı olarak ta küresel yeni bir dünya düzeninin kapılarını aralama potansiyelini bağrında taşımaktadır.”

Kanaatimce şu an pek çok değerli okuyucunun zihninde iki soru belirmekte. Birincisi: “Moskova Deklarasyonu’nda imza altına alınan nedir ki, bu denli iddialı bir öngörüde bulunuyorsunuz?” İkincisi ise: “Sen nerede yaşıyorsun? Türkiye’de hala devam etmekte olan yaklaşım, söylem ve eylemleri görmüyor musun?”

Öncelikle “en üst düzey diplomatik bir dil” ile hazırlanmış ve yine aynı üslup ile deklare edilmiş olan “Moskova Deklarasyonu”nun ne manaya geldiğini analiz edelim.

Deklarasyonun birinci maddesi şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler.” İkinci maddenin giriş cümlesi ise şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye, Suriye ihtilafının askeri çözümünün olmadığına emindir.” Ve beşinci madde de şöyle: “İran, Rusya ve Türkiye Suriye Hükümeti ile muhalefet arasındaki muhtemel anlaşmanın müzakerelerinde garantör olmaya ve kolaylaştırmaya hazır olduklarını ifade ederler.”

Evet, şimdi analiz edelim. Bu sözler ne manaya geliyor?

1- Küresel emperyalizm ve siyonizmin BİP (Büyük İsrail Projesi)’ni inşa etmek için on yıllarca önceden hazırlayarak iki binli yılların başında sahneye koyduğu yirmi beş İslam ülkesinin sınır ve rejimlerini değiştirmeyi hedefleyen BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) bu hali ile çökmüştür. Zira öyle ya da böyle projenin sahadaki baş aktörü Türkiye projeden çekilmekle kalmayıp aynı zamanda saf / taraf / blok değiştirmiştir.

2- Türkiye, Suriye ve Esad üzerindeki tüm politikalarından vazgeçmiştir. Türkiye attığı imzayla dünü ve bugünü itibariyle Suriye rejiminin “çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet” ve Esad’ında tüm bunların uygulayıcısı ve teminatı meşru bir yönetici olduğunu kabullenmiştir.

3- Suriye rejiminin ve bu rejimin tepe yöneticisi olan Esad’ın hiçbir şekilde “mezhepçi olmadığı” imza altına alınmıştır ki, bu zımnen aynı zamanda: “Her kim Suriye meselesine “Alevi-Sünni” sorunu olarak yaklaşıyorsa o “mezhepçinin ta kendisidir” demektir.

4- Türkiye, yöneticilerinin “eş başkanlığı” dolayısıyla her daim övündüğü BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) saha baş aktörlüğünden çekilirken aynı zamanda projenin gerçek sahipleri ve senaristlerine de çalım atma da ve örtülü bir meydan okuma gerçekleştirme de. Bu durum Türkiye’yi ABD ve AB (tabiatıyla örtülü olarak İsrail)’den oluşan “Atlantik Cephesi (NATO)” ile Rusya, Çin ve Hindistan’ın (ve örtülü olarak İran) öncülüğündeki “Pasifik Cephesi (Şangay İşbirliği Örgütü)” arasında bir yol ayrımına getirmiştir.

5- Deklarasyonun sekizinci ve son maddesi olan: “İran, Rusya ve Türkiye, IŞİD ve El Nusra’ya karşı birleşik mücadele ve silahlı muhalif grupları onlardan ayırma kararlılıklarını tekrar ederler” maddesi ile Türkiye IŞİD ve El-Nusra’yı uluslararası bir belge ile terör örgütü olarak kabul etmiş bulunmakta. Bundan sonra gerek iç kamuoyu ve gerekse uluslararası kamuoyunda Türkiye bu gerçeklik ile hareket etme durumunda kalacaktır ki, bu şu demektir: “Türkiye’nin Irak ve Suriye’de ki hareket alanı neredeyse yok olmuştur. Artık tek bir çıkış yolu vardır: O da İran ve Rusya ile beraber hareket etmektir.!”

Tüm bu gelişmelerin ışığında şimdi Türkiye özeline dair bazı tespitler yapalım.

1- Atlantik Cephesi’nin verdiği gaz ile “mezhepçilik ve kavmiyetçilik” hamuru ile yoğrulmuş, “Neo-Osmanlı / Sünni Hilafet” hayali ile kurgulanmış, bölgesel lider küresel oyun kurucu hayali ile kuramsallaştırılmış “Stratejik Derinlik” teorisi çökmüştür.

2- Tüm bölgeye vaziyet etme, “Osmanlı’nın hinterlandı” üzerinde uydu ve yandaş hükümetler yeşertme hayaliyle çıkılan yolun sonunda “vatan savunması” yapar hale gelinmiştir.

3- Şu hakikat çok acı bir şekilde test edildi: “Mezhepçilik” fitnesini körüklenmesi, milli ve bölgesel meselelere “mezhep” penceresinden yaklaşılması geçici / günübirlik kazanımlar getirse de uzun vade de sadece diğer ülke ve toplumları değil aynı zamanda bizi de yakacak kör bir ateştir.

4- Türkiye’nin (her ne düzeyde olursa olsun) entelektüel aklı, maalesef süreçleri doğru okuyamamış ve doğru öngörülerde bulunamamıştır. “Entelektüel akıl” kendisini yöneticilere yol gösterecek bir konumda görememiş bilakis kendini yönetimlerin fikir ve icraatlarını savunacak ve meşrulaştıracak bir araç haline dönüştürmüştür.

5- Türkiye İslamcılığının “derinlik ve genişlikten yoksun sığ ve dar” bir anlayış olduğu açığa çıktı. ruhen Boğazına kadar “pragmatizm ve makyavelizm” batağına saplanmış Türkiye İslamcılığının ellerindeki tek argümanın “kavmiyetçilik ve mezhepçilik” olduğunu maalesef korkunç bedeller ödeyerek müşahede ettik…

Moskova Deklarasyonu ile Türkiye normal şartlarda on yıllara yayılması gereken bir dönüş ve değişimi aylara hatta haftalara sığdırmaya çalışıyor. “Atlantik Cephesi”ne mesafe oluşturma, “mezhepçi” politikaları sonlandırma, “tekfirci cihadist” hareketleri terör kabul etme ve onlara karşı mücadele, Suriye rejimi ve Esad’ın meşrulaştırılması, Irak’ta ki askeri varlığın geri çekilmesi, bölgede İran ile aynı cephede yer alma..! Şu an herkes şaşkın. Taraftar ya da muhalif, tüm toplum olup biteni anlamlandırma ve içselleştirme de büyük bir sorun yaşıyor.

Neredeyse ikinci on yılı yarılamış olan politikalar, yaklaşımlar, yol ve yöntemler ile yol arkadaşlarının haftalar içerisinde terk edilmesi ve hatta tam bunların zıddı anlayış ve yol arkadaşları edinilmesi, taraftarlar ve bu zamana kadarki paydaşlar başta olmak üzere tüm toplumda, bölgesel ve küresel ortaklarda korkunç bir sindirim sorununu açığa çıkaracağı kesindir. Bu sindirim sorununun iyi yönetilememesi durumunda yoğun bir istifranın olacağı ve ortalığın yeni bir ifrazat ile dolacağını tahmin etmek de zor değildir.

“Dostum sen nerede yaşıyorsun? Türkiye’de hala devam etmekte olan yaklaşım, söylem ve eylemleri görmüyor musun?” sorusuna ise bir örnekle cevap vermek istiyorum.

Gerçekte gitmesi gereken yönün tam tersi istikamette son sürat ilerlemekte olan bir araç en sert bir şekilde fren yaptığında dahi duruncaya kadar bir müddet daha yanlış yönde ilerlemek zorundadır. Ve durduğunda da doğrunun tersi olan en uç bir noktadadır. Bu gerçeklik, yönü değiştirip başlangıç noktasına gelebilmek çok büyük bir azim, kararlılık ve sebat gerektirmekte. Türkiye’nin şu anki sosyal, siyasal eylem ve söylemleri ile medya, akademi, cemaat ve din adamlarının mevcut hali pür melali işte budur.

“Peki, Türkiye bahsi geçen azim, kararlılık ve sebatı sergileyebilip en azından başlangıç noktasına dönebilecek mi?” İşin doğrusu Türkiye bu zamana kadar ki tüm şans ve denemelerde bizi yanılttı. Ve bu seferde yanıltma potansiyelini en üst düzeyde taşımakta. Ancak kanaatimce bu seferki gerçeklik diğer tüm denemelerden farklılık arz etmekte. Devlet büyüklerinin kendi ifadeleri ile Türkiye bir “beka sorunu” yaşamakta.!

Son söz olarak benim önerim şudur: “Geçmiş hata ve zulümleri unutmadan ve ayrıca oluşabilecek yeni aldatmaca ve sapmalara karşı uyanık olmakla beraber onlara saplanıp kalmadan Türkiye (doğal olarak tüm bölge ve “insanlık cephesi”) için açığa çıkmış bu fırsatın olabilecek en üst düzeyde pratik bulabilmesi için sorumlu davranmak ve yeni bir Ortadoğu’nun kapılarını aralayabilecek bu şansa omuz vermektir.

Muntazar Musavi / Rasthaber

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 1 Yorum )

  • haci bayazit ;

    Moskova Deklerasynu;
    Allah’ın merhameti’dir; insanların uyanması için.

    Allah’ın selamı rahmeti,
    dünyanın emniyeti islam’ın beli ve omurgası ‘maneviyatın’ merhamet ve marifet kaynağı hüseyni duruş/direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

    Deccalin takipcileri ilahlarını gölgelededikleri emperyalist güçlere, o kadar iman ediyorlardı’ki herşey onların istekleri doğrultusunda gerçekleşeceğini sanıyorlar’dı…

    Hakikat olan ise;
    Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında;
    Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

    Veya
    aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, “Allah’ın hesabı/adaleti gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

    Bu iki kural asla bir araya gelmez;
    ve
    sonuçların gelişmesi sadece zaman ile ilgilidir ama Allah’ın vadi/adaleti gereği asla değişmez…
    açıkcası,
    belki ibret alırlar diye Allah (cc) bazı olaylar (Ehl’i Beyt) üzerinden alemi imtihana çeker muaviyenin/şeytanın takipcilerini bertaraf eder. (hak hakikat arınmış ehli maneviyat ve adalet burcuna yükselirken siyaset menfat mazlahat ehli devamlı baskı zülüm ve yıldırma usulleri ile kaşı gelir… yani onlar Ehl’i Beyt üzerinden din’in hakikatına karşı gelir; böylece Hak ile Batıl ‘kazanan ile kaybeden‘ ayırt olur.) Hacı Bayazıt

    27.12.2016 3:10 pm
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER