RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Müstear!

Müstear!
05.01.2017 © RAST HABER

Altmış üç yıllık ömrünün on iki yılını hapiste geçiren Kemal Tahir de müstear isimlerle yazılar yazıyordu…

On beş yıla mahkûm olmasının sebebi de; astsubay kardeşi Nuri Tahir’e Sebahattin Ali’nin bir kitabını vermesiydi…

O Kemal Tahir ki, Türkiye’nin JackLondon’un kendisini romanla harmanlayarak yazdığı Martin EDEN’ıdır. Ölümü, onunki gibi şüpheli olsaydı, doğrudan doğruya JackLondon’ıdırda derdim…

Bende-i hakir de bir Martin EDEN olmak için çırpınırken, Orhan Kemal’i de bir Martin EDEN olarak görürüm.

***

Demem o ki, müstear isimle yazı yazmak ayıp değil…

Hele hele “Çorba kaynamak” zorunda ise…

***

Lâkin…

Müstear isimle yazarken; yüz seksen derece dönmek yerine, dengeyi tutturmak lâzım en azından…

Geçmişine şöyle bir nazar kılıp, yazılarını ona göre döktürmek gerek…

Yani “patlıcanın dalkavuğu” olmayacağın kesindir de, “padişah hazretlerinin” de dalkavukluğunu yapmayacaksın…

Amaç sadece “çorba kaynasın” ise tabiî…

Eğer Hz. Mevlâna gibi:

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş…
Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım…

Diyorsan…

Buyur! Meydan senindir yiğidim…

Zaten senindir ya!

Benimki tevatür işte…

***

“Kahraman ve şöhret olmak istediği için ifadeye gitmedi” diyerek kayıp hanesine yazdığın Hüsnü Mahalli’nin de çorbasının kaynamasına ihtiyacı vardı…

Elini attığı her işten kovulurken, oradan oraya savrulurken, belki de üç otuz paraya yazdığı son gazetesinden maaşını dahi alamazken; en azından kendi bildiği doğruları yazmaya devam ediyordu…

“Bana ne Suriye gerçeklerinden… Ben de padişah hazretlerinin dalkavukluğuna yazılıyorum” deseydi; şimdilerde mahpushane – hastane odalarında sürünmek yerine, bir yandaş mevkutenin genel yayın yönetmeni olurdu…

Her Allah’ın günü köşesine kurulur, her gün Şehinşah hazretlerinin bir muarızını hedef tahtasına oturtur, diğer yandaş tosuncuklar gibi o da muarız çimdikleme ustası olurdu…

Ve tabiî ki “bir tencere çorba” ne kelime, mutfak aşıp taşardı…

***

Hani diyorum, Hüsnü Mahalli kaybetti derken yüreciğinhiç cız etmedi mi?

Etmedi…

Yılmaz Özdil’in yazısından sonra çok fena ofsayta düştüğünü fark edip o ”Herkese ders olsun” başlıklı yazıyla tevil yoluna gitmeye çalışmak da neyin nesiydi!

Ah Ziya Paşa, rahmet istedin yine:

“Herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?”

***

Bu yazı, biraz gecikmiş yazıdır, doğrudur…

Daldan atıp topuktan vurmak biz Karslıların vazgeçemediğimiz huyumuzdur, ne yapalım!

***

Ama…

İçimizden, üst kattaki komşun gibi yardakçılar, yalakalar, bir kapıya, bir bakana (yoksa gazeteci sitesinde bakan niye kazanmış olsun ki?) veya en yukarıdaki muktedire (bir ara TRT’de bana program yaptırmıyorlar diye Cumhurbaşkanına mektup bile döşenmişti)yamanmak için çırpınanlar da çıkıyor…

Bir de hiç utanmadan, gerçekleri yazan, hapis damlarında bedel ödeyen gazetecilere “Gazetecilik bu mudur?” diye soruyor…

***

Bu arada…

Müstear isimle yazabileceğim bir mecra biliyorsan, bana da bir kıyak yap lütfen… Zira benim evimde de çorbanın kaynamasına şiddetle ihtiyaç var!

Baki selam…

Padişah hazretlerinin dalkavukluğuna namzet, kardeşin Cahit…

 

Not: Adrese teslim yazıdır… Postacı kapıyı çalarsa tabiî…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER